Avrupalı Türklerin önderlerinden Aslen YOZGATLı olan yarım asırdır Almanyanın Duisburg kentinde yaşamış maden ocaklarında bir ömür geçirmiş, Duisburg Ülkü Ocağının kurucu başkanlarımızdan, Mehmet Akbul başkan geçtiğimiz yıllarda hakkın rahmetine kavuşmuştu. Mevlamız rahmet eylesin.Mekanı cennet makamı ali olsun inşallah.
Hülya Akbul Çakır Aile Terapisti
Mehmet Akbul’un Kızı Hülya Akbul Çakır, Sosyolog, sistemik aile terapisti ve sistemik travma terapistidir. Özellikle göçmen aileler, çocuk ve ergen ruh sağlığı, aile ilişkileri ve kültürel değerler üzerine çalışmalarıyla tanınmaktadır.
Aile, çocuk eğitimi, kültürel kimlik, çok dillilik ve toplumsal değerler üzerine yazılar kaleme almıştır. Yazıları Diyanet’in Aile dergisinde yayımlanan makaleler de bulunmaktadır.
Mehmet Akbul ağabeyimizin kiymetli eşi Fikriye Akbul hastalanınca, Duisburg şehrinde hastahaneye tedavi altına alınıyor. Hülya Akbul Çakır, Annesine hastahanede refakatçi olarak kalıyor. Hastahane ve hizmetleri hakkında Hülya Akbul Çakır Almanca olarak, bir yazı kaleme aldı. Kaleme aldığı yazısı çok ilgi cekti. Yazısını bize de gönderdi.
“Almanya da hastahanelerde bakım çok zayıf”
Hülya Akbul Çakır; “Birkaç gündür annemin hastane yatağının başında bekliyorum ve kendime tekrar tekrar şu soruyu soruyorum: Sağlık sistemimize ne oldu?
Beni endişelendiren sadece personel eksikliği değil; bazı sağlık çalışanlarında gördüğüm insani duyarlılığın azalmasıdır.
Yorgun ve tükenmiş görünen hemşirelerle karşılaşıyorum. Ancak bazıları sanki empati duygusunu da kaybetmiş gibi. Hasta, korkmuş ve desteğe ihtiyaç duyan bir insanı dinlemek yerine, bazen bıkkın ve tepkili davranışlarla karşılaşıyoruz. Teselli vermek yerine sert sözler duyulabiliyor. Özellikle geceleri, bazı kişilerin hastalığın arkasındaki insanı görmek yerine, serviste sessizliği sağlamak için daha kolay bir yol olarak ilaçlara başvurulduǧunu düşünüyorum.
Elbette yüreğiyle, vicdanıyla ve büyük bir özveriyle çalışan harika sağlık çalışanlarının da olduğunu biliyorum. Onlara duyduğum saygı çok büyük. Ancak diğer tarafı da cedatle dile getirmeliyiz.
Çünkü her insan; şefkatin, sabrın ve sorumluluğun bir insanın yaşamına ve onuruna dokunduğu bir meslek için uygun değildir. Empati kuramayan veya kendi yüklerini savunmasız insanların üzerine yansıtan kişiler sağlık ya da eğitim alanında çalışmamalıdır.
Hasta insanlar sadece ilaca ihtiyaç duymazlar. Onların sakinleştiren sözlere, güven veren bir bakışa ve destek olduğunu hissettiren bir ele ihtiyaçları vardır. İnsanlık bir meslek için ek bir özellik değildir; bu mesleğin temelidir.
İşte tam da bu yüzden Almanya’daki bu gelişim beni kaygılandırıyor. Çünkü eğer merhamet ve anlayış bir istisna haline gelirse, sağlık sistemimiz sadece işleyen bir mekanizmaya dönüşür ve ruhunu kaybeder.”
Doğan Tufan
