HER KÖŞESİNDE BAŞKA BİR DÖNEMİN HİKAYESİYLE SARAYBOSNA
Bir kentin kaderi, bazen dünyanın kaderiyle kesişir, imparatorlukların, büyük savaşların ve dünya tarihini değiştiren olayların damga vurduğu Saraybosna bunun en çarpıcı örneklerinden biri.
I.Dünya Savaşı’na giden süreci tetikleyen suikasttan, Balkanlar’da düzenlenen ilk kış olimpiyat oyunlarının coşkusuna, 1990’lı yıllardaki Bosna Savaşı’nda yaşanan modern dönemin en uzun şehir kuşatmasından yeniden ayağa kalkışına kadar Bosna Hersek’in başkenti, 20. yüzyılın en sıra dışı ve en dramatik şehir hikayelerinden birine sahip. Bir zamanlar savaş haberleriyle dünyanın gündeminde yer alan “Avrupa’nın Kudüs’ü”, geçmişin hüzünlü anılarını taşıyan sokaklarında günümüzde farklı kültürlerden gelen ziyaretçileriyle yeni hikayelere ev sahipliği yapıyor.
Osmanlı ve Avusturya-Macaristan imparatorlukları dönemlerinin karakteristik özelliklerini yansıtan mimari dokusu, çok kültürlü yapısı, tarihi çarşıları, canlı şehir yaşamı ve zengin gastronomisiyle geçmişle bugünü buluşturan Saraybosna, Avrupa’nın yükselen turizm destinasyonlarından biri olarak dünyanın dört bir yanından ziyaretçi ağırlıyor. Yılın ilk 8 ayında 587 bine yakın turist sayısına ulaşan başkentte, yabancı pazarın en büyük payını Türk seyahatseverler oluşturuyor.
NATİONAL GEOGRAPHİC OKURLARI KENTİ FAVORİ DESTİNASYON SEÇTİ
Dünyanın en prestijli seyahat yayınlarından National Geographic okurlarının oylarıyla 2025’in favori destinasyonu seçilen şehir, bu unvanın getirdiği popülariteyle milyonlarca gezginin seyahat planlarına girerken, uluslararası turizmdeki büyümesini 2026’da da hız kesmeden sürdürüyor. Kültürel zenginliği, hareketli sosyal yaşamı ve asırlık tarihi dokusuyla dünya genelinde bir cazibe merkezine dönüşen kent, küresel seyahat ağındaki yeriniyse her geçen gün daha da sağlamlaştırıyor.
TURİZMDEKİ REKOR RAKAMLAR EKONOMİYE KATKI SAĞLIYOR
Tarih boyunca dünyanın gözünü çevirdiği şehirlerden biri olan Saraybosna sokaklarındaki bu cıvıl cıvıl hareketlilik ülke ekonomisine de katkı sağlıyor. Bosna-Hersek İstatistik Ajansı (BHAS) 2025 verilerine göre, ülkeye gelen yaklaşık 2 milyon turistten 850 binden fazlasını tek başına başkent Saraybosna ağırlıyor. Kentteki konaklama tesislerinde geceleme sayısı 4 milyonu aşarken, Saraybosna Uluslararası Havalimanı da yıllık 2,2 milyon yolcuyla tüm zamanların rekorunu kırıyor. Bu büyüme ivmesi 2026 yılında da hız kesmeden sürüyor. Temmuz başında havalimanında 1 milyonuncu yolcu karşılanırken, ilk 8 aydaki geceleme sayıları da 1 milyon 370 bini geride bırakıyor.
TÜRK TURİSTLER YABANCI ZİYARETÇİ LİSTESİNDE ZİRVEDE
Paylaşılan resmi verilerde yabancı ziyaretçilerin milliyet dağılımında Türk seyahatseverler
ilk sırada yer alıyor. 2025 yılında 200 bine yakın ziyaretçiyle zirvede bulunan Türkiye, vizesiz seyahat, kolay ulaşım ve doğrudan uçuş hatları sayesinde bu yoğunluğu 2026 yazında da sürdürüyor. Listede Türkiye’yi sırasıyla Suudi Arabistan, Almanya, İsrail, Hırvatistan, ABD ve Sırbistan izliyor.
REHBER GÜNTAŞ: SARAYBOSNA’NIN GELİŞİMİNE DAMGA VURAN GAZİ HÜSREV BEY
Saraybosna’nın tarihi ve kültürel zenginliklerini, Osmanlı ve Avusturya-Macaristan dönemlerinden kalan eserlerini, farklı inançların asırlık birlikteliğini, müzelerini, doğal güzelliklerini, gastronomisini ve Türk turistlerin kente ilgisini anlatan 16 yıllık turizm rehberi Aygül Güntaş, Bosna-Hersek’in başkentinin turistik zenginliklerine ilişkin bilgiler verdi. Ziyaretçilerin Saraybosna’da en çok hangi yapıları ve hikayeleri merak ettiğini de anlatan Güntaş, söze kentin Osmanlı dönemindeki izlerinden ve gelişiminden başlayarak, “Türk turistler Saraybosna gezilerinde kendilerini kentte pek yabancı hissetmiyor. Başçarşı’da yürürken bir cami, biraz ileride bir han, bir bedesten görüyorlar. Bu yapılar onlara tanıdık geliyor. Bosna’nın 1463’te Fatih Sultan Mehmet döneminde Osmanlı topraklarına katılmasıyla Saraybosna’da yeni bir dönem başlıyor. Kent, yaklaşık dört asır boyunca camiler, medreseler, hanlar, bedestenler ve köprülerle gelişiyor; Balkanlar’ın önemli ticaret ve kültür merkezlerinden biri haline geliyor. Sultan II. Bayezid’in torunu olan Gazi Hüsrev Bey, 16. yüzyılda Bosna Sancak Beyi olarak görev yaptığı yıllarda Saraybosna’ya çok sayıda eser kazandırıyor. Bugün kentte gezerken onun yaptırdığı yapılara sık sık rastlıyoruz. Saraybosna’nın gelişimine yaptığı büyük katkı nedeniyle kendisine “Saraybosna’yı inşa eden kişi’ ve ‘kentin ikinci kurucusu’ deniyor” diye konuştu.
SARAYBOSNA’NIN KALBİ BAŞÇARŞI
Başçarşı’nın Saraybosna gezilerinin vazgeçilmez duraklarından biri olduğunu belirten Güntaş, tarihi çarşının geçmişten bugüne uzanan hikayesini şu sözlerle anlattı:
“Burası aslında Saraybosna’nın tam kalbi diyebiliriz. Temelleri 15. yüzyılda, Bosna’nın ilk Osmanlı sancak beyi ve aynı zamanda Saraybosna’nın kurucusu olan İsa Bey İshaković tarafından atılmış. Saraybosna’ya gelen misafirlerimizin de şehri keşfetmek için ilk uğradığı yerlerin başında hep Başçarşı geliyor. Tabii çarşının bugünkü zenginliğine ulaşmasında 16. yüzyılda Gazi Hüsrev Bey’in yaptırdığı eserlerin payı çok büyük. Yüzyıllar boyunca kentin ticari ve sosyal yaşamı hep bu tarihi çarşı etrafında dönmüş. Bugün sokaklarında yürüdüğünüzde o Arnavut kaldırımları, bakırcılar çarşısı, avlulu hanlar ve asırlık yapılar size Osmanlı döneminin o özgün, otantik atmosferini birebir yaşatıyor. Geleneksel börekçileri, şirin restoranları, kafeleri ve hediyelik eşya dükkanlarıyla Başçarşı, günümüzde de kentin en canlı, en hareketli turistik bölgesi olma özelliğini koruyor.“
DÜNYADA ELEKTRİK KULLANILAN İLK CAMİ BİR OSMANLI ESERİ
Gazi Hüsrev Bey Camii’nin Saraybosna gezilerinde özel bir yeri olduğunu belirten Güntaş, yapının ilgi çekici bir özelliğinden bahsederek, „Başçarşı’ya adım attığınızda karşınıza çıkan en heybetli Osmanlı mirası, hiç şüphesiz Bosna-Hersek’in en büyük tarihi camisi olan Gazi Hüsrev Bey Camii oluyor. 45 metrelik o minaresi ve klasik Osmanlı mimarisiyle Balkanlar’daki en görkemli örneklerden biri ve Saraybosna’nın gerçek bir simgesidir. Üstelik çok da özel bir tarihi var, 1898 yılında içerisi elektrikle aydınlatılmış ve bu özelliğiyle dünyada elektriğin kullanıldığı ilk cami olarak tarihe geçmiş. Saraybosna Müslümanlarının merkez camisidir ama namaz vakitleri dışında kapısı dünyanın dört bir yanından gelen misafirlere hep açık. Avlusundaki şadırvanı, tarihi muvakkithanesi ve hemen yanındaki Gazi Hüsrev Bey’in türbesiyle o eski Osmanlı ruhunu ve mimari bütünlüğünü bugün bile aynen hissedebiliyorsunuz“ dedi.
KURŞUNLU MEDRESE DOĞU AVRUPA’NIN EN ZENGİN İSLAM ARŞİVİNİ BARINDIRIYOR
Caminin hemen karşısında bulunan beş asırlık eğitim yuvasına da değinen deneyimli rehber, külliyenin bu kültürel yönünü şu ifadelerle aktardı:
“Gazi Hüsrev Bey’in Saraybosna’ya bıraktığı Osmanlı mirası, caminin çevresinde şekillenen külliyenin farklı yapılarında da yaşatılıyor. Caminin hemen karşısındaki Gazi Hüsrev Bey Medresesi (Kurşunlu Medrese), kuruluşundan bu yana yaklaşık beş asırdır eğitim faaliyetlerini kesintisiz sürdürerek, günümüzde İslami Bilimler Lisesi olarak hizmet veriyor. Kapısındaki o asırlık kitabede, buranın bilimi ve Allah sevgisini arayanlar için yapıldığı yazar. Hemen yanındaki Gazi Hüsrev Bey Kütüphanesi ise tam bir hazine; felsefeden tıbba, tarihten dine kadar 10 binden fazla paha biçilemez el yazması esere ev sahipliği yapıyor. Burası Doğu Avrupa’nın en zengin İslam arşivlerinden biri olarak kabul ediliyor“
TARİHİ BEDESTEN BAŞÇARŞI’NIN MERKEZİNDE ALIŞVERİŞİN NABZINI TUTUYOR
Külliye’nin ticari alanlarına geçerek tarihi çarşının geçmişten bugüne uzanan ekonomik rolünü değerlendiren Güntaş, “Külliyenin bir diğer tarihi yapısı Çifte Hamam, günümüzde Boşnak Enstitüsü çatısı altında sergilere, panellere ve kültürel etkinliklere ev sahipliği yapıyor. Ticaretin asıl canlı merkezi ise Gazi Hüsrev Bey Bedesteni. Yaklaşık 109 metre uzunluğunda, taştan yapılmış büyük bir çarşı burası. Eskiden kervanların, büyük tüccarların buluştuğu bu bedestende bugün kuyumcular, hediyelik eşya dükkanları, yerel zanaat atölyeleri ve geleneksel ürünler satan esnaflar var. Yani Osmanlı döneminde külliyenin ekonomisini ayakta tutan bu tarihi bedesten, bugün de Başçarşı’da alışverişin nabzını tutmaya devam ediyor“ şeklinde konuştu.
SAHAT KULA DÜNYADA AY TAKVİMİNE GÖRE ÇALIŞAN TEK SAAT KULESİ
Turistlerin en çok ilgisini çeken noktalardan biri olan asırlık kule hakkında da bilgiler veren Güntaş, çarşıdaki diğer Osmanlı döneminden kalma eserlere de değinerek şu bilgileri paylaştı:
“ Bedesten’in bitişiğindeki 30 metrelik Saat Kulesi (Sahat Kula) turistlerin en çok ilgisini çeken yerlerden biri. Çünkü dünyada ay takvimine göre çalışan, yani zamanı gün batımına göre ayarlayan tek saat kulesi burası. Gün batımında saat tam 12.00’yi gösterir. Saat ayarı hala her gün ‚muvakkid‘ dediğimiz görevliler tarafından elle, manuel olarak kuruluyor. Bu bölgede eski ticaret yaşamından kalan başka yapılar da var. 1543’te yaptırılan Tašlihan’ın bugün taş kalıntılarını görebiliyoruz. 1879’daki yangında ağır hasar gören kervansaray, 2007’de Bosna-Hersek Ulusal Anıtı ilan edilen arkeolojik alanda ziyaret edilebiliyor. 1551 yapımı Morića Han ise Saraybosna’da tarihi yapısı bozulmadan günümüze gelebilmiş tek Osmanlı kervansarayı. Avlusundaki kafeleri ve dükkanlarıyla misafirlerine o eski ticaret günlerinin havasını doğrudan yaşatır.”
DÜNYA TARİHİNİ DEĞİŞTİREN SUİKASTIN TANIĞI LATİN KÖPRÜSÜ
Başçarşı çevresindeki Osmanlı mirasının izlerinin, Miljacka Nehri kıyısındaki tarihi yapılarda da görüldüğünü aktaran Güntaş, “Kanuni Sultan Süleyman’ın sadrazamı Rüstem Paşa tarafından Bursa ipeğinin Balkanlar’daki ana borsası ve dağıtım merkezi olarak altı kubbeli inşa ettirilen Brusa Bezisteni (Bursa Bedesteni), günümüzde kentin kronolojik tarihinin sergilendiği Saraybosna Müzesi’nin bir şubesi olarak ziyaretçilere açık tutuluyor. Miljacka Nehri üzerindeki Latin Köprüsü ise başkentin Osmanlı döneminden günümüze ulaşan en önemli taş köprülerinden biri. Köprü, Avusturya-Macaristan Veliahdı Arşidük Franz Ferdinand’ın 1914’te hemen yakınında öldürülmesiyle I. Dünya Savaşı’na giden sürecin başladığı tarihi nokta olarak anılıyor. Yani bu sokaklar sadece bizim değil, dünya tarihinin de canlı birer şahidi” diye konuştu.
CAMİDEN SEBİLE, EVLERDEN ÇARŞIYA OSMANLI İZLERİ
Saraybosna’nın her köşesinde Osmanlı döneminin canlı izlerini taşıyan tarihi evlere, çeşmelere ve çarşı sokaklarına rastlamanın mümkün olduğunu vurgulayan Güntaş, kentin simgesi haline gelen Sebil’in ve geleneksel yaşamın detaylarını şu sözlerle anlattı:
“Miljacka Nehri’nin karşı yakasında Fatih Sultan Mehmed adına yaptırılan Hünkar Camii, Bosna’nın Osmanlı hakimiyetine girmesinden sonra inşa edilen ilk büyük cami olma özelliğini taşır. Ama buraya gelen herkesin mutlaka önünde fotoğraf çektirdiği, kentin asıl buluşma noktası Başçarşı’nın merkezindeki tarihi Sebil’dir. Geçmişte halka parasız su dağıtılan bu hayrat, 18. yüzyıldan beri çarşının kalbinde yükseliyor. Eğer o dönemin geleneksel konut kültürünü ve aile yaşantısını merak ediyorsanız, bugün etno-müze olarak hizmet veren Svrzo Evi’ni mutlaka gezmelisiniz. Çarşı kültürünün en canlı yaşandığı yer ise bakır ustalarının çekiç seslerinin yankılandığı Kazandžiluk, yani Bakırcılar Sokağı’dır. El işi cezveler, tepsiler ve hediyeliklerle burası turistlerin en çok ilgi gösterdiği, en otantik noktaların başında geliyor.“
AVRUPA’NIN KUDÜSÜ’NDE EZAN VE ÇAN SESLERİ BİRLİKTE YANKILANIYOR
Kentin çok inançlı ve kültürlerin bir arada barış içinde yaşadığı yapısına vurgu yaparak Saraybosna’nın neden „Avrupa’nın Kudüs’ü“ olarak anıldığını belirten deneyimli rehber, “Saraybosna, camilerin, Katolik ve Ortodoks kiliselerinin, hatta sinagogların birbirine birkaç adım mesafede durduğu dünyadaki çok nadir şehirlerden biridir. Yüzyıllardır süren bu hoşgörü ortamı nedeniyle burası ‚Avrupa’nın Kudüs’ü‘ unvanını taşır. Bu çok inançlı yapının önemli eserlerinden Osmanlı’nın son döneminde, 1868’de tamamlanan beş kubbeli İsa’nın Doğuşu Ortodoks Katedrali, şehrin en büyük Ortodoks kilisesidir. Avusturya-Macaristan döneminde yapılan İsa’nın Kutsal Kalbi Katedrali ise neo-gotik iki kulesiyle başpiskoposluğun merkezidir. Hemen nehir kıyısındaki Aşkenaz Sinagogu ise Mağrip esintili mimarisiyle Yahudi kültür mirasını yansıtır. Ezan ve çan seslerinin aynı sokakta birbirine karıştığı bu simge yapılar, kentin çok kültürlü geçmişini görmek isteyenlerin ilk duraklarından biri oluyor“ diye konuştu.
DOĞU ESTETİĞİNDEN BATI ESİNTİLERİNE
Yüzyıllar boyunca farklı dinlerin, kültürlerin ve medeniyetlerin buluştuğu Saraybosna’da, Osmanlı mirasının yanı sıra Avusturya-Macaristan döneminden kalan görkemli eserlerin de şehrin mimari kimliğini şekillendirdiğinin altını çizen Güntaş, Doğu ve Batı estetiğinin buluşmasını şu ifadelerle dile getirdi:
“1878 yılı Saraybosna için büyük bir dönüm noktasıdır. Bosna-Hersek’in yönetimi Osmanlı İmparatorluğu’ndan Avusturya-Macaristan’a geçince, o güne kadar hakim olan Doğu estetiğinin yanına Batı esintileri eklenmeye başladı. Şehrin çehresi bir anda değişti. Neo-Gotik Ve Neo-Rönesans üslubuyla inşa edilen devasa, anıtsal kamu binaları ve kültür yapıları yükseldi. Bugün kenti ziyaret edenlerin gezi programlarının üst sıralarında yer alan o görkemli binalar, işte bu Batı etkisinin şehre kazandırdığı ve tarihi merkezle harika bir tezat oluşturan estetik zenginliklerdir.“
AVUSTURYA-MACARİSTAN DÖNEMİ’NİN SİMGE YAPILARINDAN VİJEĆNİCA
Avusturya-Macaristan döneminin en görkemli eseri olan ve dünya tarihinin en acı hatıralarına tanıklık eden tarihi belediye binasını Vijećnica’nın trajik hikayesine de değinen Güntaş, “Miljacka Nehri kıyısında Endülüs-Mağrip esintili mimarisiyle yükselen Vijećnica, yani tarihi Belediye Binası, kentin en çok fotoğraflanan simgesidir. Burası Birinci Dünya Savaşı’nı tetikleyen suikasttan hemen önce Arşidük Franz Ferdinand’ın resmi kabul için bulunduğu son binaydı. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ulusal kütüphane olarak kullanılırken, 1992 yılındaki Saraybosna Kuşatması’nda ateşe verildi. Osmanlı döneminden kalan yazmalar ve nadir eserlerin de içinde olduğu yaklaşık iki milyon kütüphane materyali o gün alevlere teslim oldu. Tam 18 yıl süren titiz bir restorasyon çalışmasının ardından, bina 2014 yılında yeniden ayağa kaldırıldı. Bugün hem belediye binası hem de müze ve sergi alanı olarak kapılarını tüm dünyaya açıyor” diye konuştu.
MÜZELERDE SARAYBOSNA’NIN GEÇMİŞİNE YOLCULUK
Avrupa’nın en farklı karaktere sahip şehirlerinden Saraybosna’da geçmişin izini sürmek isteyen turistlerin, kentin müzelerine de yoğun ilgi gösterdiğini vurgulayan Güntaş, bu tarihi durakları şu sözlerle anlattı:
“Farklı dönemlere ait eserleri, belgeleri ve tanıklıkları bir araya getiren bu durakların başında Bosna-Hersek Ulusal Müzesi geliyor. 1888’de kurulan müze; arkeoloji, etnografya ve doğa tarihi koleksiyonlarının yanı sıra, 14. yüzyıla tarihlenen dünyaca ünlü Saraybosna Haggadahı’na ev sahipliği yapıyor. Bosna-Hersek Tarih Müzesi, belge, fotoğraf ve kişisel eşyalarla 20. yüzyıla ve savaş yıllarına ışık tutarken, kuşatmanın en çarpıcı duraklarından Umut Tüneli Müzesi ise Saraybosna’nın dış dünyayla bağlantısını sağlayan tünelin bir bölümünü bugün de görme imkanı veriyor. Savaş Çocukluğu Müzesi (War Childhood Museum), 1992-1995 kuşatmasını bu kez çocukların gözünden; oyuncaklar, mektuplar, günlükler ve kişisel eşyalarla anlatıyor. Savaşın çocukların dünyasında bıraktığı izleri konu alan dünyanın ilk ve tek müzesi olma özelliğini taşıyor.”
SÖNMEYEN ATEŞ’TEN MODERN KULEYE KENTİN İZLERİ
Kentin yakın tarihinin izlerinin sadece müzelerin duvarlarıyla sınırlı kalmayıp sokaklara ve meydanlara da yayıldığını ifade eden Güntaş, kentin siluetini şekillendiren diğer yapılar hakkında da bilgiler vererek, “Saraybosna öyle bir şehir ki, attığınız her adımda tarihin bir başka katmanıyla karşılaşırsınız. Örneğin şehir merkezinde yanan o meşhur Sönmeyen Ateş (Vječna Vatra), II. Dünya Savaşı’nda kentin işgalden kurtuluşunun anısına 1946’da yakılmış çok önemli bir simge anıttır. Öte yandan 1984 Kış Olimpiyatları için inşa edilen tesisler ise Saraybosna’nın dünyaya kapılarını gururla açtığı, o neşeli ve bambaşka bir dönemin tatlı anılarını ve izlerini hala üzerinde taşır. 176 metre yüksekliğindeki Avaz Twist Tower ise şehrin bugünkü siluetine modern bir çizgi katar. 19. yüzyılın sonlarında inşa edilen Neo-Rönesans tarzındaki Şehir Pazarı (Gradska Tržnica), günümüzde de kentin tarihi alışveriş noktaları arasında canlılığını koruyor” dedi.
SARAYBOSNA’NIN YEŞİL VE MAVİ ROTALARI
Saraybosna’nın tarihi ve kültürel zenginliğinin yanı sıra, şehir merkezinden kısa sürede ulaşılabilen büyüleyici doğal güzelliklere de sahip olduğunu belirten Güntaş, kentin hemen yanı başındaki doğa harikalarını hakkında şu bilgileri paylaştı:
“Saraybosna, misafirlerine tarih turu dışında yemyeşil doğasıyla insanı dinlendiren bir şehir. Kentin hemen yanı başındaki Trebević Dağı, bunun en güzel örneğidir. Şehir merkezinden teleferikle kolayca çıkabildiğiniz bu dağ; harika seyir noktaları, huzurlu yürüyüş parkurları ve 1984 Kış Olimpiyatları’ndan kalan o meşhur ikonik kızak pistiyle doğa ile yakın tarihi bir araya getirir. Kentin bir diğer gözde doğa durağı ise Bosna Nehri’nin doğduğu kaynakları barındıran Vrelo Bosne Parkı’dır. Burası duru göletleri, kuğuları ve yemyeliş park alanlarıyla adeta bir cennet köşesidir ve kentin kalabalığından kaçmak için harika bir alternatiftir. Bjelašnica ve Igman dağları da kışın bembeyaz örtüsüyle kayakçıları misafir ederken, diğer mevsimlerde ise yürüyüş ve doğa aktiviteleri yapmak isteyenlerin sıklıkla ziyaret ettiği rotaların başında geliyor.”
OLİMPİYAT DAĞLARINDAN OSMANLI TABYALARINA
Osmanlı döneminde at yarışları ve askeri törenlerin düzenlendiği At Meydanı’nın (At Mejdan) günümüzde şehir merkezinde dinlenmek isteyenlerin uğradığı sakin bir park olduğunu dile getiren Güntaş, Saraybosna’yı kuşbakışı görmek, kentin savunma mimarisini yakından tanımak ve ikonik fotoğraflar çekmek isteyenlere de önerilerde bulunarak, „Eski kentin üzerinde yükselen iki tarihi nokta var; Osmanlı döneminin stratejik yapıları olan Sarı Tabya (Žuta Tabija) ve Beyaz Tabya (Bijela Tabija). Buraları Saraybosna’ya ve onu çevreleyen dağlara uzanan kesintisiz, harika panoramik manzaralar sunuyor. Özellikle Sarı Tabya, kentin üzerine çöken o büyüleyici gün batımı manzarasıyla dünya genelinden fotoğrafçılar ve seyahat fenomenleri için bölgenin en popüler uğrak noktası” dedi.
GALATASARAY’IN ESKİ GOL KRALI HODŽİĆ İLE BAŞÇARŞI’DA TÜRKÇE SOHBET
Saraybosna’nın tarihsel zenginliğine kentin canlı atmosferi, geleneksel dükkanları ve gündelik hayatına karışan tanıdık simalar da ayrı bir renk kattığını ifade eden deneyimli rehber, Türk futbolunun unutulmaz isimlerinden birinin çarşıdaki izleriyle ilgili şunları söyledi:
“Bu tanıdık simalardan biri de Türk futbolunun ilk yabancı gol kralı Tarık Hodžić. Galatasaray’ın efsane eski futbolcusu Hodžić, futbolu 1986 yılında bıraktıktan bir yıl sonra Başçarşı’da açtığı ve duvarlarını sarı-kırmızılı formayı giydiği yıllardan fotoğrafların süslediği „Ćevabdžinica Galatasaray“ adlı küçük ve otantik köfte dükkanında 40 yıla yakın bir süredir ziyaretçilerini ağırlıyor. Aradan geçen yıllara rağmen Türkçesini unutmayan Hodžić, kebapevine gelen Türklerle futboldan Saraybosna’ya uzanan sohbetler ediyor, Galatasaray anılarını, eski derbileri ve Fenerbahçe’ye attığı golleri de gülümseyerek anlatıyor. Konu Saraybosna’ya geldiğinde ise misafirlerinin merak ettiği soruları içtenlikle yanıtlıyor. Hodžić’in kebapevinde Galatasaray anıları anlatılırken masalarda Saraybosna’nın simge lezzeti ćevapi servis ediliyor.”
TARİH, GASTRONOMİ, DOĞA VE SANAT BİR ARADA
Boşnak mutfağının Saraybosna ile özdeşleşen zengin lezzet kültürüne değinen ve kentin yıl boyunca kesintisiz süren turizm dinamizmini özetleyen deneyimli rehber Aygül Güntaş, „Hodžić’in kebapevinde masaya gelen ćevapi, Boşnak mutfağının Saraybosna’yla özdeşleşen ve kente gelen turistlerin ilk tatmak istediği lezzetlerin başında yer alıyor. Tabii sadece bununla sınırlı değil, burek, begova çorbası, geleneksel Boşnak kahvesi ve asırlık tatlılar da Başçarşı’daki sofraların vazgeçilmezleri arasında. Osmanlı ve Balkan mutfak kültürlerinin izlerini taşıyan Boşnak gastronomisi, Saraybosna’nın turizm kimliğinin ayrılmaz parçalarından biri. Geleneksel lezzetlerin yanı sıra şehrin dinamik kültür-sanat yaşamı, tarihi dokusu ve çevresindeki doğal güzellikler de ziyaretçi hareketliliğinin yıl boyunca kesintisiz sürmesine katkı sağlıyor“ diyerek sözlerini şöyle noktaladı.
ASIRLIK SOKAKLARDAN FESTİVALİN KIRMIZI HALISINA
Başçarşı’nın simgesi asırlık Sebil’den, savaşta yaklaşık iki milyon eserin kül olduğu ve yıllar sonra yeniden ayağa kaldırılan Vijećnica’ya, I. Dünya Savaşı’nın fitilini ateşleyen suikastın gölgesindeki Latin Köprüsü’nden, kuşatma yıllarında kentin dış dünyayla bağlantısını sağlayan Umut Tüneli’ne kadar Saraybosna’nın her köşesi, başka bir dönemin hikayesini anlatıyor. Ziyaretçilerin en çok fotoğraf çektiği bu tarihi yapıların arasında, Saraybosna’nın mimarisine ve şehir yaşamına yüzyıllar boyunca yön veren Osmanlı eserleri özel bir yere sahip. Uluslararası sinema dünyasını her yıl başkentte buluşturan Sarajevo Film Festivali’nin kırmızı halısından Başçarşı’nın hareketli sokaklarına, kentin tarihine ışık tutan müzelerinden kışın kayak tutkunlarını ağırlayan Bjelašnica ve Igman Dağları’na yayılan bu geniş turizm yelpazesi, Saraybosna’nın Balkanlar’daki popülaritesini her geçen gün artırıyor. Bosna-Hersek’in başkenti, yüzyıllar boyunca Doğu ile Batı’nın, farklı inançların ve medeniyetlerin kesiştiği sokaklarında bugün aynı buluşmayı dünyanın farklı ülkelerinden gelen turistlerle sürdürüyor.
Fotoğraf katkıları için Saraybosna’da tarih öğretmeni Selma Cerimagic ile Boşnak kökenli Türkan Doruk’a teşekkür ediyoruz.
Fulya OMAÇ – Saraybosna / BOSNA HERSEK
Foto 1: Birinci Dünya Savaşı’na giden sürecin başladığı tarihi noktalardan Latin Köprüsü’nde, rehber Aygül Güntaş ile Saraybosna’nın tarihini, kültürünü ve turistik güzelliklerini konuştuk
Foto 2: Saraybosna’nın simgelerinden Sebil, tarihi Başçarşı’nın merkezinde turistlerin en çok fotoğraf çektirdiği ve buluştuğu noktalardan biri
Foto 3: Osmanlı döneminden günümüze Saraybosna’nın ticaret ve sosyal yaşamının merkezi olan Başçarşı, tarihi sokakları ve geleneksel dükkanlarıyla ziyaretçilerini ağırlıyor
Foto 4: Saraybosna’nın simgelerinden 1530 yılından beri Başçarşı’nın kalbinde yükselen ve asırlık ihtişamıyla zamana meydan okuyan Osmanlı mirası Gazi Hüsrev Bey Camii.
Foto 5: 1889 yılında tamamlanan, Neo-Gotik mimarisi ve iki kulesiyle Bosna-Hersek Katoliklerinin dini merkezi konumundaki İsa’nın Kutsal Kalbi Katedrali, Saraybosna’nın Avusturya-Macaristan dönemindeki mimari ve kültürel dönüşümünü yansıtan önemli yapılardan biri.
Foto 6: Saraybosna’nın kuşatma yıllarında dış dünyayla bağlantısını sağlayan Umut Tüneli’nin bir bölümü, bugün müze olarak ziyaret edilebiliyor.
Foto 7: Saraybosna’nın tarihi Başçarşı bölgesinde, Galatasaray’ın eski gol kralı Tarık Hodžić ile işlettiği Ćevabdžinica Galatasaray adlı geleneksel Boşnak köftecisi önünde
Foto 8: Saraybosna’nın Osmanlı dönemi eserlerinden, kentin ticaret hayatında önemli bir yere sahip olan Gazi Hüsrev Bey Bezistanı
Foto 9: Geçmişin acı tatlı tüm anılarını duvarlarında taşıyan, Avusturya-Macaristan döneminin en görkemli Neo-Mağribi mimarisiyle, Saraybosna Belediye Binası (Vijećnica)
Foto 10: Saraybosna’nın zengin mutfak kültüründen lezzetler: Geleneksel Boşnak çorbası, meşhur ćevapi köftesi, Boşnak böreği, baklava ve yöresel içecekler.
Foto 11: Saraybosna’nın Osmanlı döneminden kalan tarihi Taşlıhan’ın (Tašlihan) kalıntıları, kentin simgelerinden Gazi Hüsrev Bey Camii ile Saat Kulesi, geleneksel bakır işlemeciliğinin sürdürüldüğü Bakırcılar Sokağı (Kazandžiluk), Osmanlı döneminde inşa edilen ve 1872 yılında ibadete açılan Meryem Ana’nın Doğuşu Katedrali, Avusturya Macaristan mimarisinin ünlü tarihi eseri Vijećnica ve Avusturya-Macaristan döneminde Evanjelik Kilisesi olarak inşa edilen ve günümüzde Saraybosna Üniversitesi Güzel Sanatlar Akademisi olarak kullanılan tarihi yapı
Foto 12: İnat Evi, Saraybosna’nın Osmanlı döneminden kalan önemli eğitim yapılarından Gazi Hüsrev Bey (Kurşunlu) Medresesi, Saat kulesi ve Başçarşı bölgesinde, 16. yüzyılda Gazi Hüsrev Bey tarafından yaptırılan, kadınlar ve erkekler için ayrı bölümleri bulunan ve günümüzde Boşnak Enstitüsü tarafından kullanılan Osmanlı dönemi eseri Çifte Hamam.





