Ey Vakur Kaptan, Yolun Açık Menzilin Uçmağ Olsun!

von Aytürk
A+A-
Reset

Gönül insanları fani dünyadan göçüp ayrıldıkların da sevdiklerinin kalbinde silinmeyecek derin sızılar bırakırlar. Fikir dünyamızın mümtaz isimlerinden, can dostum Şefik Kantar’ın ansızın aramızdan ayrılışı, yüreğimizde telafisi imkansız büyük bir yangına neden oldu. Dün yanı başımızda omzunu hissettiğimiz, sesini işittiğimiz aziz insanlar, bir gün aniden sessizliğe bürünüp aramızdan kayıp gidiyor. Onların gidişiyle birlikte geriye dünyadayken söylenemeyen yarım kalmış sözler, gözü yaşlı anılar ve içimizi yakan tarifsiz bir özlem kalıyor.

Şefik Kantar artık fiziken aramızda değil. Ancak bir insanın gerçek mirası, geride bıraktığı geçici maddi değerlerden çok, insanların ruhunda yaşattığı o lekesiz hatıralarıdır. Ölüm, hayatın değiş meyen tek gerçeğidir. Fakat yaşanan her ayrılık, insana sevdiklerinin kıymetini bir kez daha, gözyaşlarıyla hatırlatır. Şefik dostumuzun ardından göğsümüze oturan bu derin üzüntü, insan hayatının ne kadar kırılgan, ne kadar geçici bir emanet olduğunu ihtar ediyor. Bugün bizlere düşen en mukaddes vazife; onun adını dualarla yaşatmak, geriye bıraktığı güzel anıları göğsümüzde saklamak ve keder li ailesinin o devasa acısını yürekten paylaşmaktır.

Bizim neslin kültür erbabı Şefik Kantar, Türkiye’nin en zor, en fırtınalı dönemlerinde her zaman en vakur duruşları sergilemiş bir şahsiyetti. Vatansever gençliğe birer umut ışığı olan Bozkurt, Töre, Devlet, Hasret ve Anayurt dergilerine yüreğinden kopan köşe yazıları yazdı. Ömrü boyunca gazete, dergi ve kültür işlerini adeta bir hayat nesihi gibi ruhuyla işledi. Kendisiyle baş başa verdiğimiz her mecliste, bin yıl öncesinden Tanrı Dağı eteklerinin o efsunlu sohbetlerini yapar, Göktürklerin hiç sönmeyen mukaddes ateşinden heyecanla bahsederdik birbirimize.

80‘li yılların o yoğun mücadelesi, nihayetinde onu da sıla hasretiyle yakan Almanya’ya attı. Gurbeti sılaya çeviren en samimi kalemlerden biri olarak Köln’de İntertürk adlı gazeteyi çıkarmaya başladı. Katıksız bir milli kültür aşığı olarak, “milli kültür, milletler yaşa dıkça devam eder” fikrini canından aziz bilir, hep bunu sa-vunurdu.

Almanya yılların ikimizin de kaderi idi.  Almanya’nın güneyinde Birlik Gazetesi’ni yayınlıyordum; diğer şehirlerde Türklerin  sesi olan Öztürk ve Türkses gazeteleri vardı. Birbirimizi bir an bile gözden ayırmaz, her zorlukta yardımlışırdık. Bir gün kendisinden ilginç bir teklif geldi: “Aziz dostum, biz neden ayrı yerlerde aynı yöntemleri deneyerek tek başımıza başarı bekliyoruz? Güçlerimizi birleştirelim; çünkü hepimiz aynı kumaşın farklı desenleriyiz” dedi. Bu samimi dü‚ünce ile Almanya Türkçe Medya Birliği’ni kurduk ve Avrupa’daki basın tarihimizde çok önemli bir ilki gerçekleştirdik. Sonra NRW Haber ve Haberci de bize katıldı. En son kendisini ziyaret ettiğim o hüzünlü günde bile feri sönen gözlerimin içine bakarak, “Almanya Türkçe Medya Birliği’ni ne pahasına olursa olsun yaşatın aziz dostum” diyerek bu büyük mirası son bir nefesle bana emanet etmişti. O vasiyet, ömrüm boyunca omuzlarımda taşıyacağım en ağır şeref sözüdür.

Hayatının son döneminde bir elim hastalığın amansız sancılarına maruz kaldı. Ancak, asil metanetinden hiçbir şey kaybetmedi; son günlerine kadar nefesi yetmeyince, titreyen parmaklarıyla mesajlar yazarak Türkiye’nin sorunları nı dert edinmeye devam etti. 

Kadim bir kuraldır; hesapsız insanların her zaman çok özel dostları olur. UKİD (Uluslararası Kalkınma ve İşbirliği Derneği) çatısı altında uzun yıllar omuz omuza çalıştığı aziz yol arkadaşı Musa Serdar Çelebi, son anına kadar adeta bir öz kardeş gibi yanında dimdik durdu, her şeyi ile sevgiyle ilgilendi.

Şefik Kantar, hayatı boyunca dost biriktirmiş gerçek bir gönül eriydi. İnsanın bu fani dünyadan göçüp ayrıldığında geriye bırakabileceği en asil manzarayı bıraktı: Arkasında her koşulda dik durmayı bilen, gözü yaşlı ama vakur eşi Ayşe Hanım’ı, babalarının o zengin kültür dünyasından derin izler taşıyan evlatları Zeynep, Cemil Turan ve Gülsüm’ü, tüm UKİD camiasını sevenlerinin yüreğinde bitmeyen bir hüzünle baş başa bıraktı.

Atsız’ın bir satırı ile bitiriyorum; „Vaktinden önce dönenler değil, ardında dimdik bir isim bırakıp gidenlerdir kazanan”… 

Ey Vakur ve Sessiz Kaptan, Yolun Açık, Menzilin Uçmağ Olsun!

DİĞER HABERLER