Bir Şehrin Başkent Oluşu Ankara

von Aytürk
A+A-
Reset

Bir ülke düşünün; yüzyıllar boyunca saltanatla yönetilmiş, toplumsal hayatı bu yönetimin kurumları ve gelenekleri çevresinde şekillenmiş olsun. Böylesine köklü bir geçmişin ardından yeni bir yönetim anlayışına geçmek, toplumun geleceğe bakışını da değiştirir. Ankara’nın başkent oluşunu, bu büyük dönüşümün içinde değerlendirmek gerekir.

Osmanlı Devleti’nde değişim arayışları, Birinci Dünya Savaşı’ndan çok önce başlamıştı. Tanzimat’tan Meşrutiyet’e uzanan süreçte devletin nasıl yönetileceği tartışılmış, yeni fikirler ortaya çıkmıştı. Savaşın ardından yaşanan işgaller ise ülkenin geleceğini doğrudan bir varlık mücadelesine dönüştürdü. Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde örgütlenen Millî Mücadele, askerî ve siyasi kadroların yanı sıra Anadolu halkının desteğiyle yürütüldü. Bağımsızlık uğruna verilen mücadele, millet egemenliğine dayanan yeni bir devletin kuruluşunu da beraberinde getirdi.

Ankara, bu kuruluş sürecinin merkezindeydi. Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti’nin 27 Aralık 1919’da şehre gelişi, Ankara’nın geleceğinde belirleyici bir adım oldu. Ankaralıların heyeti karşılayışı, Millî Mücadele’ye duyulan inancın güçlü bir ifadesiydi. 23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisinin burada açılmasıyla Ankara, bağımsızlık mücadelesinin siyasi merkezi hâline geldi. Ülkenin kaderini belirleyen kararlar, imkânları sınırlı bu Anadolu şehrinde alınıyordu.

Elbette bu yol kolay yürünmedi. Kütahya-Eskişehir Muharebelerinin ardından Türk ordusunun Sakarya’nın doğusuna çekilmesi, Ankara üzerindeki tehdidi artırdı. Daha sonra Sakarya Meydan Muharebesi’nde Polatlı ve Haymana çevresinde verilen mücadele, şehrin geleceği açısından da hayati önem taşıdı. Ankara şehir merkezi düşman işgaline uğramadı; ancak savaşın tehlikesini yakından hissetti. Böyle bir dönemde Meclisin çalışmalarını Ankara’da sürdürmesi, bağımsızlık iradesinin korunması bakımından büyük anlam taşıyordu.

Millî Mücadele’nin ardından yeni devletin yönetim merkezi de kesinleşti. Saltanat 1 Kasım 1922’de kaldırılmıştı. 13 Ekim 1923’te ise Türkiye Büyük Millet Meclisi kararıyla Ankara, Türkiye Devleti’nin başkenti oldu. Cumhuriyet, bu karardan sonra, 29 Ekim 1923’te ilan edildi. Ankara’nın başkent seçilmesi, Millî Mücadele sırasında üstlendiği sorumluluğun kalıcı bir karşılığıydı. Millet egemenliğine dayanan yönetim, kendisine merkez olarak Anadolu’yu seçmişti.

Başkentlik, Ankara’nın şehir hayatında da köklü bir dönüşümün önünü açtı. Savaş yıllarının yoksunluklarını yaşayan şehir, Cumhuriyet döneminde yeni kamu binaları, eğitim kurumları ve yerleşim alanlarıyla büyüdü. Bugün üniversiteleri, kütüphaneleri ve kültür kurumlarıyla ülkenin düşünce ve bilim hayatında önemli bir yere sahiptir. Farklı şehirlerden gelen insanların burada kurduğu hayatlar, Ankara’nın toplumsal dokusunu da zenginleştirmiştir.

Ankara’nın hafızasında Atatürk’ün ayrı bir yeri vardır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusunun Anıtkabir’deki ebedî istirahatgâhı, bu şehri ziyaret eden milyonlar için ortak bir saygı ve hatırlama mekânıdır. Bu nedenle Ankara’yı düşünürken sokaklarının, binalarının ve resmî kurumlarının yanında, taşıdığı tarihî sorumluluğu da görürüz.

13 Ekim’i hatırlamak, bir şehrin başkent oluşunun ardındaki emeği ve kararlılığı hatırlamaktır. Ankara’nın hikâyesinde, savaşın yoksunluğu içinden kendi geleceğini kurmaya çalışan bir milletin iradesi vardır. Bugün bize düşen, bu mirası bilmek ve başkentin bilim, kültür ve kamusal yaşamını aynı sorumluluk duygusuyla geliştirmektir.

DİĞER HABERLER