Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada yaklaşık her 7 kişiden birinin ruhsal bir bozuklukla yaşadığı, stres ve kaygının milyonlarca insanın yaşamını etkilediği günümüzde, bu tabloya karşılık ruhsal sağlığı iyileştirmeye yönelik psikoterapi uygulamalarının ilk örnekleri yaklaşık 2 bin 300 yıl önce Pergamon Asklepionu’nda uygulanıyordu. Karanlık uyku odalarından yer altı tünellerindeki su sesi ve telkine, müzik ve tiyatrodan şifalı sulara, çamur banyolarından masaj ve egzersize kadar uygulanan tedavi yöntemlerini, 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü kapsamında profesyonel turist rehberi Fahri Satılmış ile konuştuk. Satılmış, birlikte adımladığımız Asklepion’un atmosferini, “Bugün bu anıtsal sütunların arasında yürürken yalnızca yüzyıllara meydan okuyan taş ve mermer kalıntılarının arasında dolaşmıyoruz, 23 asır boyunca buraya şifa umuduyla gelen insanların arayışlarına ve hikayelerine tanıklık etmiş canlı bir tarih sahnesini adımlıyoruz” sözleriyle anlattı.
ANTİK DÜNYADA RÜYALAR, KUTSAL SULAR VE TELKİNLE RUHUN İYİLEŞME YOLCULUĞU
RUH SAĞLIĞININ 23 ASIRLIK REÇETESİ PERGAMON ASKLEPİONU’NDA
ANTİK ÇAĞIN RUHSAL TEDAVİLERİNDEN TIP LOGOSUNDAKİ YILANIN HİKAYESİNE: PERGAMON ASKLEPİONU
Ruh sağlığı konusunda toplumsal farkındalığı artırmayı ve ruhsal hastalıkların daha iyi anlaşılmasını amaçlayan 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü’nün bu yılki teması, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından “Yaşanmış deneyimlere kulak ver: Gerçek sesler, gerçek değişim” olarak belirlendi. Psikolojik sorun yaşayanların kişisel deneyimlerinin dikkate alınmasını esas alan bu anlayışın tarihsel izleri, 23 asır önce Pergamon Asklepionu’nun sütunları arasında, insanı bedeni, zihni ve yaşadıklarıyla bir bütün olarak ele alan tedavi yöntemlerinde görülüyordu. Adını sağlık ve hekimlik tanrısı Asklepios’tan alan İzmir’in tarihi ilçesi Bergama’daki bu antik tıp kompleksi, eczacılığın babası ve gladyatörlerin hekimi Galenos’un da çalışmalarını sürdürdüğü, dönemin en büyük hastane ve tıp okullarından biri olmasının yanı sıra tarihteki ilk psikoterapi merkeziydi.
Girişinde “Ölümün girmesi yasaktır” sözünün yer aldığı rivayet edilen antik dünyanın bu önemli şifa merkezindehastalığın kaynağına inmeyi amaçlayan çok yönlü bir sağlık anlayışı uygulanıyordu. Rüyaların dinlenip yorumlanmasından telkine, su ve kuş seslerinden müzik ve tiyatroya, şifalı sulardan çamur banyolarına, masaj ve egzersize kadar farklı yöntemlerden yararlanılıyor, hastanın bedensel ve ruhsal durumu birlikte değerlendirilerek tedavi kişiye göre şekillendiriliyordu.
DÜNYANIN FARKLI ÜLKELERİNDEN GELEN ZİYARETÇİLERİ AĞIRLIYOR
Binlerce yıl önce suyun ve müziğin sesiyle ruhları iyileştiren bu kutsal alan, günümüzde tıp tarihine yön veren entelektüel bir buluşma noktası ve Bergama’nın dünyaya açılan en prestijli kültür-turizm vitrinlerinden biri olarak varlığını sürdürüyor. Yaklaşık yarım asırdır ev sahipliği yaptığı psikoterapi kongreleri ve üniversitelerin sağlık buluşmalarıyla antik çağın şifa enerjisini modern tıp dünyasına aktaran merkez, akademik dünyadaki prestijli yerini koruyor. Bergama Çok Katmanlı Kültürel Peyzaj Alanı’nın bir parçası olarak 2014 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne giren ve küresel ölçekte bilinirliği artan tarihi alan, her yıl dünyanın dört bir yanından gelen binlerce turisti ağırlıyor.
RUH SAĞLIĞI SORUNLARI KANSERİ GERİDE BIRAKTI
MÖ 4. yüzyılda kuruluşundan itibaren yaklaşık dokuz yüzyıl boyunca şifa arayanların başvurduğu önemli merkezlerden biri olan Asklepion’dan kalan yapılar ve antik kaynaklar bu tarihsel sağlık anlayışının izlerini bugüne taşırken, ruh sağlığı sorunları günümüz dünyasında önemli halk sağlığı konularının başında geliyor. Stres, kaygı, depresif bozukluklar ve tükenmişlik milyonlarca insanı etkilerken, Ipsos araştırmasında ruh sağlığını önemli bir sağlık tehdidi olarak görenlerin oranı 2025’te yüzde 45’e yükselerek yüzde 41’de kalan kanseri geride bırakıyor.
DÜNYADA YAKLAŞIK HER 7 KİŞİDEN BİRİ RUHSAL BOZUKLUKLA YAŞIYOR
DSÖ’nün geçtiğimiz 23 Eylül’de yayımladığı „World Mental Health Today: Latest Data“ verilerine göre dünya genelinde yaklaşık 1,2 milyar insan (her 7 kişiden biri) ruhsal bir bozuklukla yaşıyor ve bu durumun yarattığı üretim kaybı küresel ekonomiye yıllık 1 trilyon dolara mal oluyor.
TÜRKİYE’DE HER DÖRT KİŞİDEN ÜÇÜ STRESLE BAŞA ÇIKMAKTA ZORLANIYOR
Türkiye’de de tablo kaygı verici. Ipsos’un 2025 araştırmasına göre her dört kişiden üçü son bir yılda stres nedeniyle başa çıkamayacağını hissettiğini belirtirken, 2026 araştırmasında her 10 kişiden yaklaşık 8’i ruh sağlığı için daha fazla çaba göstermesi gerektiğini ifade ediyor. 2026 Dünya Mutluluk Endeksi’nde ise Finlandiya 9. kez liderliğini korurken, Türkiye 5,3 puanla 147 ülke arasında 94. sırada ve Avrupa listesinin de sondan ikinci basamağında yer alıyor. CHP İstanbul Milletvekili ve hekim Dr. Gamze Akkuş İlgezdi’nin Sağlık Bakanlığı verilerine dayanarak paylaştığı bilgilere göre, ülkede her 100 bin kişiye yaklaşık 9 psikiyatri uzmanı düşerken, CHP Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut’un açıkladığı verilere göre de antidepresan tüketimi 2025 yılında 71,5 milyon kutuya ulaştı.
ÖLÜMÜN GİREMEDİĞİ SAĞLIK MERKEZİ
Günümüzde milyarlarca insanın yaşamını etkileyen ruhsal sorunlara, Bergama Asklepionu’nda yüzyıllar önce beden ve ruhu birlikte ele alan yöntemlerle çare aranıyordu. Dünyada ilk psikoterapi yöntemlerinin uygulandığı sağlık merkezlerinden biri kabul edilen Asklepion, Pergamon’dan başlayan yaklaşık üç kilometrelik Kutsal Yol’un sonunda, Antik Çağ’ın dört bir yanından şifa arayan insanları ağırlıyordu. Kapısında “Ölümün girmesi yasaktır” ibaresinin bulunduğu rivayet edilen bu antik sağlık merkezinin 2 bin yılı aşan geçmişini, profesyonel turist rehberi Fahri Satılmış ile gerçekleştirdiğimiz söyleşiyle sayfalarımıza taşıdık. Bu özel röportajımızda yüzyıllar boyunca şifa merkezi olarak ün kazanan Asklepion’un kuruluş efsanelerinden antik dönemde uygulanan sıra dışı tedavi yöntemlerine, zehrin panzehire yılanın tıbbın simgesine dönüşme öyküsüne, hastaların merkeze kabul süreçlerinden Roma imparatorları ile gladyatörlerin ünlü Bergamalı hekimi ve eczacılığın babası kabul edilen Galenos’un tıp bilimine kazandırdığı ölümsüz değerlere kadar merak edilen pek çok tarihi detayı konuştuk.
PERGAMON’UN İLK PRYTAN’I ARKHIAS’IN ŞÜKRANI ASKLEPION’UN TEMELİNİ ATTI
*Fahri Bey, antik dünyanın ilk psikoterapi yöntemlerinin uygulandığı Asklepion’un kuruluş öyküsünü kısaca anlatabilir misiniz?
-Bu kuruluşun temelinde bir vefa ve şükran hikayesi yatar. Pergamon’un ilk Prytan’ı, yani o dönemin en yüksek mülki amiri olan Arkhias, Yunanistan’da avlandığı sırada talihsiz bir şekilde ayağından ağır yaralanır. Şifa bulmak amacıyla antik çağın en önemli tıp merkezlerinden biri olan Epidaurus Asklepionu’na başvurur. Epidaurus ve Kos adasındaki şifahanelerin en prestijli sağlık merkezleri kabul edildiği o dönemde, burada gördüğü tedaviyle sağlığına kavuşan Arkhias memleketine döner. MÖ 4. yüzyılda Pergamon’a gelen mülki amir, sağlık tanrısı Asklepios’a duyduğu şükranın bir ifadesi olarak, yanında getirdiği rahip-hekimlerle birlikte bugünkü Bergama Asklepieionu’nun ilk temellerini atar.
ŞİFALI SUYUN ÇEVRESİNDE YÜKSELEN SAĞLIK KOMPLEKSİ
* Asklepion’un yer seçiminde hangi etkenler belirleyici oldu ve bu şifa merkezi yüzyıllar içinde nasıl büyük bir sağlık merkezine dönüştü?
– Asklepion’un yer seçiminde coğrafya ve özellikle su kaynakları belirleyici bir rol oynadı. Geyikli Dağı’nın eteklerinde, bu şifalı pınarların çevresinde yükselen ilk yapılar, merkezin dokuz yüz yıl boyunca kesintisiz sürecek tıp geçmişinin de başlangıcı oldu. Kentin büyümesindeki ana etken de bu doğal kaynaklardır. Asklepion’daki tüm tedavi anlayışında hayati bir yere sahip olan bu kutsal kaynak, yaklaşık 2 bin 300 yıl sonra bugün de aynı yerde akmaya devam ediyor. Yüzyıllar içinde yeni tapınaklar ve şifahane yapılarıyla genişleyen merkez, özellikle Roma İmparatoru Hadrianus döneminde gerçekleştirilen büyük imar faaliyetleriyle anıtsal bir görünüme kavuşarak tıp ve eczacılık eğitiminin de verildiği geniş bir sağlık kompleksine dönüştü.
ÜÇ TARAFI SÜTUNLU GALERİLERLE ÇEVRİLİ ANITSAL BİR AVLUYA SAHİPTİ
* Asklepion’un mimari yapısından da biraz söz eder misiniz?
– Pergamon Asklepionu, üç tarafı sütunlu galerilerle (stoalarla) çevrili anıtsal bir avluya sahipti. Bugün alanda görülen mermer sütunlar, ağırlıklı olarak bitkisel motifli Korint düzeninde başlıklar taşıyor; antik çağda bu sütunların oluşturduğu revaklar hastaları güneş ve yağmurdan koruyordu. Kompleksin kuzeybatısında ise doğal eğime yaslanan, andezit ve mermerden inşa edilmiş yaklaşık 3 bin 500 kişilik Roma Dönemi tiyatrosu yer alıyordu. Güçlü akustiğe sahip tiyatro, sanatsal gösterilerin yanı sıra hastaların ruhsal iyileşmesini amaçlayan ve katarsis anlayışıyla ilişkilendirilen “tiyatroyla tedavi” (teatroterapi) uygulamalarında da kullanılıyordu.
YILAN, ŞİFANIN VE YENİLENMENİN SİMGESİYDİ
* Asklepion denilince aklımıza ilk gelen kalıntılardan biri de girişteki iki yılan kabartmalı mermer sütun. Bu sütun neyi simgeliyor, tıp ve eczacılığın sembolü haline gelen yılan figürüyle nasıl bir bağlantısı var?
– Asklepion’un girişindeki kutsal avluda yer alan o sütun, antik çağın şifa anlayışını doğrudan yansıtır. Sağlık tanrısı Asklepios’un kutsal hayvanı olan yılan, derisini değiştirerek kendini yenilediği için bilgeliğin, iyileşmenin ve yeniden doğuşun simgesiydi. Zaten Asklepios’un çevresine yılan dolanmış asası, günümüzde de tıbbın evrensel simgesi olarak kullanılıyor.
YILAN NASIL TIP VE ECZACILIĞIN SEMBOLÜ OLDU?
* Yılan sembolinin ötesinde, bu meşhur sütunun bir de Galenos ile ilişkilendirilen bir efsanesi bulunuyor. Zehrin ilaca dönüştüğü bu hikayeyi ve sütunun tıp tarihindeki anlamını anlatır mısınız?
– Rivayete göre, dönemin en büyük hekimi olan Galenos zamanında, iyileşme umudu kalmayan ağır bir hasta, Asklepion’un „Buraya ölüm giremez“ kuralı gereğince tapınaktan çıkarılır ve giriş kapısının önüne, yakınlarının alması için bırakılır. Çaresizlik ve acı içinde ölümü bekleyen hasta, kapının önünde duran bir taş oyuğun (veya kasenin) içindeki sütten içen iki yılan görür. Bu iki yılan sütü paylaşamayarak kavga etmeye başlar ve öfkelerinden zehirlerini sütün içine kusarlar. Acı çekerek ölmektense hızlı bir ölümü tercih eden hasta, hayatına son vermek amacıyla bu zehirli karışımı son damlasına kadar içer. Ancak karışımı içtikten sonra derin bir uykuya dalan hasta, ölmek yerine tamamen iyileşmiş, dinç bir şekilde ayağa kalkar. Durumu öğrenen ünlü hekim Galen, yılan zehrinin doğru dozdaki şifa verici gücünü (farmakolojinin temelini) anlar. Sağlık Tanrısı Asklepios’a bir adak olarak, üzerinde aynı kaptan süt içip zehir kusan iki yılanın resmedildiği mermer bir sütun diktirir ve bunu merkezin sembolü yapar. Hikayenin gerçekliği tartışmalı olsa da, günümüzde tıp ve eczacılığı simgeleyen çifte yılan figürünün kökeni bu Bergama’daki bu şifa efsanesine dayanır.
ASKLEPION’UN ALTIN ÇAĞI
* Asklepion’un o uzun geçmişine baktığımızda, merkezin adeta altın çağını yaşadığı, tıp dünyasında en çok ses getirdiği dönem hangisiydi?
– Özellikle MS 2. yüzyılda Asklepion en parlak dönemlerinden birini yaşıyordu. O dönemde dünyanın dört bir yanından binlerce hasta, tedavi olmak amacıyla adeta buraya akın ediyordu. Tabii burayı sadece bir şifahane olarak görmemek gerek. Hekimlerin, düşünürlerin ve hatiplerin buluştuğu, dönemin düşünsel ve kültürel yaşamına da ev sahipliği yapan devasa bir merkezdi.
HER HASTA İÇERİ ALINMAZDI
* Girişinde o ünlü „Ölümün girmesi yasaktır“ sözünün yazılı olduğu merkezde iyileşme umudu olmayanların içeri alınmadığı doğru mu, bu kurallar nasıl işletiliyordu?
– Kesinlikle. O levha sadece bir iddia ya da slogan değil, antik çağın en katı sağlık politikalarından biriydi. Asklepion’un kapısına gelen her hasta içeri alınmazdı. Girişte ‚Asklepiades‘ adı verilen rahip-hekimler tarafından çok sıkı bir ön muayeneden geçirilirlerdi. Sadece tedavi edilebileceğine karar verilenler içeri kabul edilirdi. İyileşme umudu olmayan ağır hastalar, durumu ümitsiz vakalar ve hamile kadınlar kesinlikle içeri kabul edilmezdi.
AMAÇ İMAJI VE MORAL MOTİVASYONUNU KORUMAK
* Hekimlerin bu eleme sürecini uygulamalarındaki asıl hedef neydi? Bu katı kural hastaların psikolojisini nasıl etkiliyordu?
– Buradaki amaç ve Asklepion’un girişinde bulunduğu rivayet edilen ‚Bütün Tanrıların Kutsiyeti için Asklepion’a ölüm girmesi yasaktır‘ sözünün özü hem merkezin o ‚mucizevi şifa yeri‘ imajını ve moral motivasyonunu korumak hem de içeride tedavi gören diğer hastaların psikolojisini canlı tutmaktı. Yani o kapıdan içeri adım atabilmişseniz, hekimler size bakıp ‚Senin için hala bir umut var‘ demiş demekti. Bu bile başlı başına bir psikolojik tedavi başlangıcıydı.
TEDAVİ, EĞİTİM, DİNLENME VE İNANCIN BİR ARADA OLDUĞU ÇOK YÖNLÜ BİR YAŞAM ALANIYDI
* Asklepion yapısal olarak nasıl bir işleyişe sahipti ve kompleksin içinde hangi bölümler yer alıyordu?
– Merkeze „Propylon“ adı verilen anıtsal bir girişten ulaşılıyordu. Ziyaretçiler buraya gelmek için o dönem „Via Tecta“ denilen, revaklarla çevrili üç kilometrelik Kutsal Yol’u yürürlerdi. Bu yoldaki her adım, hastanın günlük hayatın karmaşasından sıyrılıp ruhsal olarak tedaviye hazırlanma sürecinin bir parçasıydı. Alana girildiğinde karşılaşılan galerili yollar, kompleksin farklı bölümleri arasında bağlantı sağlıyordu. Kuzey, güney, doğu ve batı galerileriyle çevrili bu alanda; kutsal kaynaklar, uyku odaları, çeşmeler, banyo havuzları ve hamamlar bulunuyordu. Komplekste sağlık alanlarının yanı sıra Zeus-Asklepios Tapınağı, Hellenistik dönem tapınakları, büyük bir kütüphane ve yaklaşık 3 bin 500 kişilik bir tiyatro da bulunuyordu. Dolayısıyla burası tedavinin, eğitimin, dinlenmenin ve inancın bir arada olduğu çok yönlü bir yaşam alanıydı. Bunun için de yüzyıllar boyunca çok yönlü bir sağlık merkezi olarak kullanıldı.
HER HASTAYA ÖZEL TEDAVİ
* Bir hasta Asklepion’a kabul edildikten sonra nasıl bir tedavi sürecinden geçiyordu? Hekimler hangi yöntemleri uyguluyordu?
– Merkezde herkese uygulanan tek tip bir tedavi yoktu. Hastanın durumuna göre bedeni ve ruhu birlikte ele alan farklı yöntemlerden yararlanılıyordu. Asklepion’un kutsal kaynağından akan su, tedavinin temel unsurlarından biriydi. Hastalar öncelikle “kutsal ve şifalı” olduğuna inanılan bu sudan belirli miktarlarda içiyordu. Suyun içerdiği minerallerin ve hafif radyoaktif özelliklerinin sindirim sistemi ve genel vücut sağlığı üzerinde olumlu etkileri olduğuna inanılıyordu. Hastaların ihtiyaçlarına göre çamur banyoları ile sıcak ve soğuk su uygulamaları da yapılıyor, böylece suyun farklı biçimlerde kullanıldığı fiziki arınma yöntemlerinden yararlanılıyordu.
FARKLI TEDAVİLER BİR ARADA KULLANILABİLİYORDU
* Suyun yanı sıra bedenin fiziksel tedavisinde hangi yöntemlerden yararlanılıyordu?
– Uygulamalar oldukça çeşitliydi. Güneş banyoları ve fizyoterapinin yanı sıra şifalı bitkilerden özel karışımlar hazırlanıyor; kan alma ve bağırsakların boşaltılması gibi yöntemlere başvuruluyordu. Hastanın durumuna göre açlık ve tokluk kürleri uygulanıyor, çeşitli şifalı yağlarla masajlar yapılıyor ve egzersiz programları düzenleniyordu. Gerektiğinde cerrahi müdahalelere de başvuruluyordu. Dolayısıyla uygulanacak yöntem hastanın durumuna göre belirleniyor ve farklı tedaviler bir arada kullanılabiliyordu.
RUHUN ŞİFASINDA TELKİN, SU VE MÜZİK
* Bedenin tedavisi bu kadar farklı yöntemle ele alınırken hastanın ruhsal durumu için nasıl bir yol izleniyordu?
– Ruhsal iyileşme de tedavinin en önemli parçasıydı. Hastalara telkin uygulanıyor, uyku ve rüyalardan yararlanılıyor, gördükleri rüyalar yorumlanıyordu. Hastaları sakinleştirmek ve ruhsal olarak rahatlatmak amacıyla su ve kuş seslerinin yanı sıra müzikten de yararlanılıyordu. Kutsal kaynaktan gelen suyun sesi de bu ortamın bir parçasıydı. Asklepion’da insanın yalnızca fiziksel rahatsızlığına odaklanılmıyor, bedensel ve ruhsal iyilik hali birlikte ele alınıyordu.
RÜYALAR ŞİFA TANRISI ASKLEPIOS’UN MESAJI SAYILIYORDU
* Uyku ve rüyaların tedavide önemli bir yeri olduğunu söylediniz. Bu yöntem nasıl uygulanıyordu? Asklepion’daki bu uygulama hangi inanca dayanıyordu?
– Hastalar önce kutsal su kaynaklarının hemen güneyinde bulunan ve “abaton” adı verilen özel uyku alanlarına alınırdı. Burada ruhu sakinleştirmeye yönelik telkinlerin ardından karanlık ve sessiz bir ortamda istihare uykusuna yatırılırlardı. Antik dünyada “incubatio” olarak adlandırılan bu uygulamada görülen rüyaların, şifa tanrısı Asklepios’un hastaya verdiği mesajları ve tedaviye ilişkin işaretleri taşıdığına inanılırdı.
TEDAVİNİN YOL HARİTASINI RÜYALAR BELİRLİYORDU
* İstihare uykusunun ardından hastanın gördüğü rüyalar nasıl değerlendiriliyor ve tedavi sürecini nasıl şekillendiriyordu?
– Sabahın ilk ışıklarıyla uyanan hastalar, gece gördükleri düşleri “Asklepiades” adı verilen rahip-hekimlere anlatırdı. Rahip-hekimler rüyaları yorumlayarak hastaya uygulanacak tedaviyi belirler, her hasta için kişiye özel bir program oluştururdu. Beslenme düzeninden egzersize, zihinsel arınmadan su, masaj ve diğer fiziksel uygulamalara kadar tedavinin farklı aşamaları bu değerlendirmeler doğrultusunda planlanırdı. Beden ve ruh asla birbirinden ayrılmazdı. Antik dönemde Asklepion’da uzun süre tedavi gören hatip Aelius Aristides’in kaleme aldığı anlatılar da rüyaların tedavi ve iyileşme sürecindeki merkezi yerini gösteren önemli kaynaklar arasında yer alıyor.
70 METRELİK TÜNELDE SU SESİ VE TELKİN
* Ünlü Roma hatibi Aristides’in Asklepion’daki tedavi sürecine ilişkin bıraktığı önemli kayıtlara geçmeden önce, burada uygulanan telkin yöntemlerini de konuşalım istiyorum. Kryptoporticus adı verilen yer altı tünelinin bu tedavide nasıl bir işlevi vardı?
– Uyku odalarıyla Yuvarlak Tedavi Binası’nın alt katı arasında “Kryptoporticus” adı verilen, yaklaşık 70 metre uzunluğunda tonozlu bir yer altı tüneli uzanıyordu. Hastalar bu geçit sayesinde hava koşullarından etkilenmeden tedavi alanlarına ulaşabiliyordu. Ancak Kryptoporticus yalnızca iki bölüm arasında geçiş sağlayan bir tünel değildi, buradaki su sesi ve kapalı mekanın oluşturduğu atmosfer de tedavi sürecinin bir parçası olarak kullanılıyordu. Hastalar karanlık dehlizde ilerlerken kutsal kaynaktan gelen su, yanlarındaki basamaklardan aşağı doğru akıyor ve sesi tünelin içinde yankılanıyordu. Anlatılanlara göre hekimler de mazgallardan kendilerini göstermeden hastalara alçak sesle “İyileşiyorsun”, “Güçlüsün”, “Hastalığın seni terk ediyor” gibi telkinlerde bulunuyordu. Su sesinin oluşturduğu sakinleştirici ortamla sözlü telkinin bir arada kullanılması, hastanın ruhsal olarak iyileşmeye hazırlanmasını amaçlıyordu. Bu uygulamalar, Asklepion’da bedenin yanı sıra insanın ruhsal durumunun da tedavi sürecine dahil edildiğini gösteren en ilginç örneklerden biridir.
TİYATRO DA TEDAVİNİN BİR PARÇASIYDI
* Asklepion’un mimarisini anlatırken yaklaşık 3 bin 500 kişilik bir tiyatro bulunduğundan da söz etmiştiniz. Tiyatro ve diğer kültürel faaliyetlerin hastaların tedavi sürecinde nasıl bir yeri vardı?
– Tiyatro da Asklepion’daki bütüncül tedavi anlayışının bir parçasıydı. Bu antik tiyatroda dramalar sahneleniyor, çeşitli edebi ve kültürel etkinlikler düzenleniyordu. Bu gösterilerle hastaların günlük kaygılarından uzaklaşmaları, ruhsal olarak rahatlamaları ve tedavi sürecine olumlu katkı sağlanması amaçlanıyordu. Müzikten de benzer şekilde yararlanılıyordu. Kompleksin kütüphanesi ise eğitim ve kültürel faaliyetlerin yürütüldüğü önemli alanlardan biriydi. Böylece hastalar uzun süren tedavileri boyunca sosyal yaşamdan kopmadan, bedensel tedavinin yanı sıra zihinsel ve ruhsal olarak da desteklenen bir ortamda yaşamlarını sürdürüyorlardı.
DÖNEMİN DÜŞÜNCE, BİLİM VE KÜLTÜR DÜNYASININ ÖNEMLİ BULUŞMA NOKTALARINDANDI
*Asklepion’daki kültürel faaliyetler yalnızca hastalarla mı sınırlıydı? Bu etkinliklere dışarıdan katılım da oluyor muydu?
– Evet, kültürel yaşam yalnızca tedavi gören hastalarla sınırlı değildi, dışarıdan gelenler de bu etkinliklere katılıyordu. Burası aynı zamanda dönemin düşünce, bilim ve kültür dünyasının önemli buluşma noktalarından biriydi. Aelius Aristides’in anlatılarında, dönemin ünlü sofistlerinin, hatiplerinin ve filozoflarının Asklepion’a gelerek düzenli olarak konuşmalar ve konferanslar gerçekleştirdiğine ilişkin bilgiler yer alıyor. Böylece hastalar tedavilerini sürdürürken felsefe, edebiyat, hitabet ve tiyatroyla da iç içe bir yaşam sürüyordu.
ANTİK ŞİFA MERKEZİNİN 1900 YILLIK HASTA GÜNLÜĞÜ
* Az önce adını yeniden andığınız Aelius Aristides’e gelelim. Bildiğim kadarıyla Asklepion’da uzun süre tedavi gören Aristides’in kaleme aldığı Hieroi Logoi (Kutsal Söylemler), buradaki tedavi uygulamaları ve ritüellere ilişkin günümüze ulaşan en ayrıntılı kaynaklardan biri. Bugün Asklepion’daki uyku ve rüya uygulamaları ile hastaların yaşadıklarına ilişkin bildiklerimizin önemli bir bölümünü gerçekten bu esere mi borçluyuz?
– Büyük ölçüde evet. MS 2. yüzyılda Pergamon Asklepion’unda uzun süre tedavi gören Aelius Aristides, burada yaşadıklarını Hieroi Logoi (Kutsal Söylemler) adlı eserinde ayrıntılı biçimde kaleme almış. Kendi kronik hastalıklarını, gördüğü rüyaları ve kendisine uygulanan çeşitli tedavi yöntemlerini adeta bir günlük gibi kaydetmiş. Bu sayede antik dönemde Asklepion’daki tedavi sürecini bir hastanın gözünden öğrenebiliyoruz. Yaklaşık 1900 yıl öncesine ışık tutan bu kaynak, Asklepion’daki yaşam ve tedavi uygulamalarına ilişkin çok önemli bilgiler veriyor. Özellikle rüyaların tedavideki yeri, hastaların yaşadığı deneyimler ve uygulanan yöntemlere ilişkin pek çok ayrıntının günümüze ulaşmasında Aristides’in anlatılarının büyük payı var. Ben de bir rehber olarak Asklepion’u anlatırken onun bize bıraktığı bu tarihsel kaynaktan önemli ölçüde yararlanıyorum.
ASKLEPİON’U GELECEĞE TAŞIYAN TANIKLAR
* Bir hastanın gözünden Asklepion’u Aristides’ten öğreniyoruz. Peki Asklepion’dan söz eden başka antik dönem yazarları da var mı?
– Elbette, var. Asklepion’un antik dünyadaki ünü, dönemin en büyük yazarlarının ve düşünürlerinin eserlerinde de karşımıza çıkıyor. Örneğin ünlü coğrafyacı Strabon, Pergamon tarihini ve coğrafyasını anlatırken Asklepion’u kentin kalbi olarak nitelendirip bu şifa kaynağı kutsal alandan da söz ediyor. Ayrıca MS II. yüzyılda yaşayan ünlü gezgin ve coğrafya yazarı Pausanias da seyahat notlarında kutsal alanın mimarisine, tedavi kültürüne, ritüellere ve o dönemin tıp anlayışına ilişkin önemli bilgiler veriyor. Aristides’in bir hasta olarak bıraktığı ayrıntılı kayıtlar ile Strabon ve Pausanias’ın aktardıkları birlikte değerlendirildiğinde, Asklepion’un antik dünyadaki yerini ve burada sürdürülen yaşamı daha geniş bir çerçeveden görebiliyoruz. Bizler de bugün Asklepion hakkında bu kadar ayrıntılı konuşabiliyorsak, yaklaşık iki bin yıl önce bu taşlara ve şifaya tanıklık ederek, geleceğe not bırakan o bilge isimlere borçluyuz. Onun için bu yazılı kaynaklar bizler için çok kıymetli.
BERGAMA’DA YETİŞTİ, TIP TARİHİNİ DEĞİŞTİRDİ: GALENOS
*Antik dünyanın önemli isimlerinden söz etmişken, son olarak Bergama’da doğan ve tıp ile eczacılık tarihinin en önemli isimlerinden biri kabul edilen Galenos’a gelelim. Galenos’un Asklepion ile yolu nasıl kesişti, burada edindiği deneyimler tıp dünyasına bıraktığı mirası nasıl şekillendirdi?
– Harika bir final sorusu. MS 2. yüzyılda Pergamon’da (Bergama) doğan Galenos, tıp tarihini Hippokrates ile birlikte şekillendiren en önemli isimlerden biridir. Asklepion onun için adeta bir okul ve laboratuvar niteliğindeydi. Genç yaşta başladığı tıp eğitimini farklı merkezlerde sürdürdükten sonra Bergama’ya dönerek gladyatörlerin hekimliğini üstlenmiş, bu sayede anatomi, yaralanmalar ve cerrahi konusunda önemli deneyimler kazanmıştı. Galenos burada yalnızca hastalıkların tedavisiyle ilgilenmiyor; anatomi, fizyoloji, farmakoloji ve ilaçların hazırlanması üzerine de çalışmalar yapıyordu. Bitkisel, hayvansal ve mineral kökenli maddelerden ilaç hazırlama yöntemleri sonraki yüzyıllarda büyük etki yarattı ve “eczacılığın babası” olarak anılmasının da temelini oluşturdu. Bugün eczacılıkta kullanılan “galenik farmasi” kavramı da onun adından geliyor. Asklepion’un şifalı suları, otları ve kozmik enerjisiyle harmanladığı reçeteleri, onu Roma İmparatorluğu’nun saray hekimliğine kadar taşıdı. Galenos’un bu topraklarda başlayan tıp yolculuğunun etkisi, sonraki yüzyıllarda çok geniş bir coğrafyaya yayıldı. Eserleri yaklaşık 1500 yıl boyunca hem Doğu hem de Batı’da tıp ve eczacılık okullarında okutulan temel kaynakları arasında yer aldı. Böylece Pergamon Asklepion’u antik dünyanın önemli şifa merkezlerinden biri olmasının yanı sıra Galenos gibi tıp tarihine yön veren bir hekimin yetiştiği merkez olarak da tarihteki yerini aldı.
SATILMIŞ: “TARİHE, TIBBA VE KÜLTÜRE İLGİ DUYANLARI ASKLEPİON’U KEŞFETMEYE BEKLİYORUZ”
* Fahri Bey, verdiğiniz değerli bilgiler için çok teşekkür ederim. Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı? Asklepion’u henüz görmemiş olanlara neler söylemek istersiniz?
– Ben teşekkür ederim. Oldukça keyifli bir söyleşi oldu. Asklepion’u anlatmak benim için her zaman çok özel. Burada gezerken binlerce yıl önce insanın bedenine ve ruhuna nasıl yaklaşıldığını, dönemin sağlık ve şifa anlayışını yakından görebiliyorsunuz. Bergama’ya yolu düşen yerli ve yabancı turistlerin bu atmosferi yerinde yaşamalarını isterim. Tarihe, tıbba ve kültüre ilgi duyan herkesi bu eşsiz mirası yerinde görmeye ve Asklepion’u keşfetmeye davet ediyorum.
Resim ve Haber, Fulya OMAÇ / Bergama – İZMİR

