Sivas’tan İstanbul’a Uzanan Bir Başarı Hikâyesi: Esnafın Gönlündeki Mustafa Abi

von Aytürk
A+A-
Reset

İstanbul esnafının yakından tanıdığı Mustafa Keskin, İstanbul Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği Başkanlığına seçilmesinin ardından ilk kapsamlı röportajlarından birini Alp Media yayın organlarına verdi. Kültür tarihçisi Dr. Latif Çelik’in sorularını cevaplayan Keskin, yarım asırlık esnaflık hayatını, babasından aldığı unutulmaz öğütleri, dostluğa verdiği değeri ve Türk-Alman mesleki iş birliğine ilişkin hedeflerini anlattı.

Bir Makamın Değil, Bir Gönül Yolculuğunun Hikâyesi

Dr. Latif Çelik – İstanbul

Bazı insanlar vardır; hayatın kendilerine sunduğu imkânlarla yükselirler. Bazıları ise hayatın önlerine çıkardığı engelleri sabırla, emekle ve mücadeleyle aşarak kendi yollarını açarlar. Mustafa Keskin, ikinci gruptaki insanlardan biri. Yaklaşık yarım asır önce Sivas’tan İstanbul’a uzanan bir ailenin çocuğu olarak hayata tutunan Mustafa Keskin, küçük yaşlarda başladığı esnaflık yolculuğunda çıraklıktan ustalığa, ustalıktan esnaf teşkilatının en üst kademelerine kadar uzanan bir hayat hikâyesinin kahramanı oldu. Kardeşi Zeynel ile birlikte hayatın kapılarını zorlayarak açan Keskin, karşısına çıkan zorlukları aşarken insanlarla kurduğu gönül bağlarını korumayı da ihmal etmedi.

Yıllar içerisinde İstanbul esnafının yakından tanıdığı bir isim hâline geldi. Kimi için bir ağabey, kimi için zor gününde kapısını çalabileceği bir dost, kimi için de mesleki hayatında kendisine yol gösteren bir büyüktü. Almanya’daki dostlarının kendisine taktığı isim ise oldukça anlamlı: “Mercedes Mustafa Abi.” İstanbul Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği Başkanlığına seçilmesinin ardından, henüz makamındaki ilk günlerini yaşarken kendisiyle görüşmek üzere Almanya’dan İstanbul’a geldik.

Alp Media yayın organlarına verdiği bu kapsamlı röportajda, yalnızca yeni başkanın hedeflerini değil, aynı zamanda bir esnafın hayat felsefesini, dostluğa bakışını ve babasından devraldığı manevi mirası da konuşma fırsatı bulduk. Karşımızda yalnızca bir oda başkanı değil, hayatının önemli bir bölümünü insan ilişkilerine, dostluğa ve esnaf dayanışmasına adamış bir insan vardı.

“Ben Bir Grubun Değil, Bütün Esnafın Mustafa Abisiyim”

Dr. Latif Çelik: Sayın Keskin, öncelikle sizi gönülden tebrik ediyorum. İstanbul esnaf dünyasında başkanlığa seçilmeniz büyük bir heyecanla karşılandı. Üstelik seçim sürecinde karşınızda bir rakibiniz de bulunmuyordu. Bu tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Mustafa Keskin: Öncelikle beni seçen, seçmeyen, destekleyen ve farklı düşünen bütün esnaf arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Ben hiçbir zaman kendimi yalnızca belirli bir grubun temsilcisi olarak görmedim. Bugün de aynı düşüncedeyim. Ben bütün esnaf arkadaşlarımın başkanıyım. Hatta başkan kelimesinden önce başka bir ifade kullanmayı tercih ederim: Ben onların Mustafa Abisiyim.

Çünkü makamlar gelip geçicidir. Bugün burada oturursunuz, yarın başka biri gelir. Ama insanların gönlünde edindiğiniz yer, yıllar geçse de kolay kolay kaybolmaz. Benim için asıl önemli olan, esnaf arkadaşlarımın beni kendilerinden biri olarak görmeleridir.

“Ben Çakma Değil, Gerçek Esnafım”

Dr. Latif Çelik: İstanbul gibi büyük bir şehirde, birbirinden farklı meslek gruplarına mensup esnafın güvenini kazanmak kolay olmasa gerek. Yüz binlerce esnafın bulunduğu bu büyük camiada böylesine güçlü bir gönül bağı kurmayı nasıl başardınız?

Mustafa Keskin: Bunun cevabı aslında çok basit. Ben esnaflığın içinden geldim. Yaklaşık yarım asırdır bu hayatın içerisindeyim. Çıraklık yaptım, kalfalık yaptım, ustalık yaptım. Mesleğin bütün zorluklarını yaşayarak öğrendim. Ben çakma değil, gerçek esnafım.

Sabah erkenden dükkân açmanın ne demek olduğunu bilirim. Müşteri beklemenin, alın teriyle para kazanmanın, işlerin kötü gittiği günlerde eve nasıl ekmek götüreceğini düşünmenin ne anlama geldiğini çok iyi bilirim.

Yıllar birbirini kovaladı. Mesleğimiz değişti, teknoloji gelişti, İstanbul büyüdü. Ama ben esnaftan, sokaktan ve toplumdan kopmamaya gayret ettim. Çünkü insan nereden geldiğini unutursa nereye gideceğini de şaşırır. Ben bugün hangi makamda olursam olayım, kendimi hâlâ o eski çıraklık günlerindeki Mustafa olarak görüyorum.

“Sevgi, İnsanların Hayatına Dokunabilmektir”

Dr. Latif Çelik: Sizin etrafınızda yıllardır oluşmuş güçlü bir sevgi çemberi var. İnsanlar sizi yalnızca bir meslek temsilcisi olarak değil, ailelerinden biri gibi görüyor. Bu sevginin sırrı nedir?

Mustafa Keskin: Sevginin sırrı, insanlara gerçekten değer vermektir.

Ben hayatım boyunca tanıdığım insanların dertleriyle ilgilenmeye çalıştım. Kiminin işine yardımcı oldum, kiminin önündeki engeli kaldırmaya gayret ettim, kiminin de zor gününde yanında bulundum.

Bugün karşıma çıkan bazı esnaf arkadaşlarım, 30, 40, hatta 45 yıl önce kendilerine yaptığım küçük bir iyiliği hatırlatıyorlar. İnanın, bazen ben unutmuş oluyorum ama onlar unutmuyor.

Bir arkadaşımın düğününde bulunmuşumdur, diğerinin oğlunun sünnetine katılmışımdır. Bir düğünde bir saat kalıp ardından Artvin’e, Adana’ya veya Malatya’ya gitmek için yola çıktığım zamanlar olmuştur.

İnsanların sevinçlerini paylaşmak gerekir. Çünkü hayat yalnızca işten, ticaretten ve kazançtan ibaret değildir. Bir insanın iyi gününde yanında olmak güzeldir. Ama zor gününde elinden tutabilmek çok daha değerlidir. Benim için dostluk budur.

“Alman Dostlarım Bana Mercedes Mustafa Abi Der”

Dr. Latif Çelik: Başkanlığa seçilmeniz yalnızca İstanbul’da değil, Almanya’daki esnaf çevrelerinde de sevinçle karşılandı. Hatta bazı Alman dostlarınızın bu gelişmeden büyük heyecan duyduğunu biliyoruz. Almanya’daki bu sevginin kaynağı nedir?

Mustafa Keskin: Almanya’da uzun yıllara dayanan dostluklarımız var. Benim oradaki dostlarım bana “Mercedes Mustafa Abi” derler. Bu dostluklar kolay kurulmadı. Yıllarca emek verdik, birbirimizi tanıdık, güven oluşturduk. Başkanlığa seçilmemin ardından Almanya’dan beni arayan dostlarım oldu.

Özellikle Unterfranken Esnaf ve Sanatkârlar Odası ile İstanbul arasındaki kardeş oda ilişkilerinin yeniden canlandırılması konusunda büyük bir beklenti bulunduğunu gördüm. Alman dostlarımız, geçmişte kurulan iş birliğinin son yıllarda istenilen düzeyde gelişmediğini ifade ediyorlar. Artık karşılıklı ziyaretlerin yalnızca tanışma veya turistik gezi amacı taşımamasını, somut mesleki projelere dönüşmesini istiyorlar. 

Ben de aynı düşüncedeyim. Türk ve Alman esnafı birbirinden çok şey öğrenebilir. Bizim dostluklarımızın kurulmasında yılların emeği var. Zorluklarını biz çektik, meyvesini milletimiz yesin. Hepsine helali hoş olsun. Biz Sivas’ın Ahilik kültüründen geliyoruz. Bizim anlayışımızda dostluk, karşılık beklemeden iyilik yapabilmektir.

“Türk-Alman Dostluğu Ortak Üretimle Güçlenmeli”

Dr. Latif Çelik: Türk-Alman ilişkilerini uzun yıllardır yakından takip eden bir kültür tarihçisi olarak, iki ülke arasındaki mesleki iş birliğinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Sizce Türk ve Alman esnafının birbirine sağlayabileceği en büyük katkı nedir?

Mustafa Keskin: Sayın Çelik, öncelikle şunu söylemek isterim: Gerçek iş birliği karşılıklı fayda üzerine kurulmalıdır. Ben Almanya’ya yaptığım ziyaretlerde bunu bizzat gördüm. Özellikle otomotiv sektöründe faaliyet gösteren esnaf arkadaşlarımızla birlikte Alman meslek kuruluşlarının eğitim ve teknoloji alanındaki çalışmalarını yakından inceleme fırsatı bulduk.

Otomobil teknolojisindeki gelişmeleri, mesleki eğitim sistemlerini ve yeni uygulamaları yerinde değerlendirdik. Sorular sorduk, cevaplar aldık. Gördüklerimizi kendi meslek hayatımıza nasıl aktarabileceğimizi düşündük. Bu çalışmalar bize önemli tecrübeler kazandırdı.

Almanya’nın teknik eğitim, kalite ve üretim disiplini alanında güçlü bir birikimi bulunuyor. Türk esnafının ise girişimcilik, pratik çözüm üretme ve değişen şartlara uyum sağlama konusunda önemli tecrübeleri var. Bu iki birikimi bir araya getirdiğimizde ortaya çok değerli sonuçlar çıkabilir.

Ben artık karşılıklı ziyaretlerden daha fazlasını istiyorum. Gençlerimiz meslek öğrensin, ustalarımız yeni teknolojileri tanısın, işletmelerimiz ortak projeler geliştirsin. Türk-Alman dostluğu yalnızca güzel sözlerle değil, birlikte üreterek güçlenmelidir.

Dr. Latif Çelik: Sayın Başkan, Almanya’da yaşayan Türklerin anavatanlarıyla olan gönül bağlarını güçlendirmek, millî ve kültürel değerlerini korumak ve gelecek nesillere aktarmak amacıyla yürütülen çalışmalara yaklaşık 40 yıldır destek verdiğinizi biliyoruz. Özellikle Avrupa Türklerinin kültürel kimliklerini muhafaza etmelerine yönelik hassasiyetinizin kaynağını ve bu alandaki çalışmalarınızı okuyucularımızla paylaşır mısınız?

Mustafa Keskin: Sayın Çelik, Almanya’da bugün dört milyona yakın insanımız yaşıyor. Düşünebiliyor musunuz, orada adeta küçük bir Türkiye var! Bu insanlar bizim insanlarımız, bizim kardeşlerimiz, bizim gönül coğrafyamızın ayrılmaz bir parçasıdır. Onlar yıllar önce ekmek parası kazanmak için gittikleri Almanya’da alın terleriyle yeni hayatlar kurdular. Fabrikalarda çalıştılar, iş yerleri açtılar, çocuklarını büyüttüler. Bugün dördüncü nesle ulaşan insanlarımız, Almanya’nın ekonomik ve toplumsal hayatında önemli bir yer edinmiş durumda. Ancak bütün bunları yaparken kalplerindeki Türkiye sevgisini de yaşatmaya çalıştılar.

Ben bu insanlarımızın vatanlarına olan bağlılıklarını, kültürlerini korumak için gösterdikleri fedakârlıkları yakından biliyorum. Almanya’ya her gidişimde gördüğüm sevgi ve samimiyeti kelimelerle anlatmam mümkün değil. Bizi öyle bir karşılıyorlar ki insan bazen kendisini Almanya’da değil, Anadolu’nun sıcacık bir köşesinde hissediyor. İşte bu sevgiye karşı kayıtsız kalabilir miyiz?

Ben yaklaşık 40 yıldır Almanya’daki insanlarımızın özellikle kültürel çalışmalarına imkânlarım ölçüsünde destek vermeye gayret ettim. Bunu ne bir makam ne de herhangi bir karşılık bekleyerek yaptım. Bunu kalbimde taşıdığım vatan sevgisi için yaptım. Çünkü benim anlayışımda vatan sevgisi yalnızca yaşadığınız toprakları sevmek değil, dünyanın neresinde olursa olsun milletinizin insanlarına sahip çıkabilmektir. Türkiye olarak Almanya’daki insanlarımızın sorunlarına duyarlı olmalı, onların anavatanlarıyla ilişkilerini güçlendirmeli ve özellikle genç nesillerin dilimizi, tarihimizi ve kültürel değerlerimizi tanımalarına katkı sağlamalıyız.

Elbette Almanya onların da vatanıdır. Orada doğup büyüyen gençlerimizin yaşadıkları topluma başarılı bir şekilde katılmalarını, iyi eğitim almalarını ve güçlü bireyler olarak yetişmelerini de son derece önemsiyorum. Çünkü Almanya’da başarılı, eğitimli, kültürünü bilen ve iki ülke arasında dostluk köprüleri kurabilen bir Türk toplumu, hem Almanya hem de Türkiye için büyük bir değerdir. Bu nedenle İstanbul Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği olarak Almanya’dan gelecek kültürel, sosyal ve mesleki projelere, kurumumuzun yasal yetkileri ve imkânları çerçevesinde destek vermeye hazırız. Özellikle gençlerimizi, kültürümüzü, mesleki eğitimi ve Türk-Alman dostluğunu güçlendiren projeleri önemsiyoruz.

Şunu hiçbir zaman unutmamalıyız Sayın Çelik, Almanya’da yaşayan insanlarımız, Türkiye’nin Avrupa’daki en güçlü gönül köprülerinden biridir. Bu köprüleri korumak, güçlendirmek ve gelecek nesillere taşımak hepimizin ortak sorumluluğudur. Ben bugüne kadar bu anlayışla hareket ettim. Allah ömür ve imkân verdiği sürece de aynı sevgi ve sorumluluk duygusuyla insanlarımızın yanında olmaya devam edeceğim.

“Şimdi Esnafın Neden Bu Kadar Umutlu Olduğunu Anlıyorum”

Dr. Latif Çelik: Sizi dinledikçe İstanbul Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği üyelerinin başkanlığınıza neden bu kadar umutla baktıklarını daha iyi anlıyorum. Bir tarafta yarım asırlık mesleki tecrübe, diğer tarafta güçlü insan ilişkileri ve uluslararası dostluklar var. Bütün bu birikimi yeni görevinizde nasıl değerlendirmeyi düşünüyorsunuz?

Mustafa Keskin: Benim en büyük arzum, esnaf arkadaşlarımızın hayatını kolaylaştırmaktır. Bir esnafın sorunu varsa, o sorunu dinleyecek ve çözüm arayacak bir teşkilat olmalıyız. Özellikle gençlerimizin meslek sahibi olmalarına, işletmelerimizin teknolojik gelişmelere uyum sağlamalarına ve esnafımızın ekonomik gücünü artırmasına önem veriyorum.

İstanbul çok büyük bir şehir. Bu şehirdeki esnafın bilgi birikimi, üretim gücü ve insan kaynağı son derece değerli. Biz bu büyük potansiyeli harekete geçirmek istiyoruz. Ama bütün bunları yaparken insan ilişkilerimizi kaybetmemeliyiz. Benim anlayışımda esnaf teşkilatı yalnızca resmî bir kurum değildir. Aynı zamanda büyük bir ailedir.

“Ah Babam Ah… Söylediklerinin Değerini Yıllar Sonra Anladım”

Dr. Latif Çelik: Sohbetimiz boyunca birkaç kez babanızdan ve onun size verdiği öğütlerden söz ettiniz. Anlaşılan rahmetli babanızın hayatınızda çok önemli bir yeri var. Okuyucularımızla paylaşabileceğiniz unutamadığınız bir tavsiyesi var mı?

Mustafa Keskin: Ah babam ah… İnsan bazı sözlerin kıymetini genç yaşta tam olarak anlayamıyor. Hayatın içinde yıllar geçtikçe, karşılaştığınız olaylar size o sözlerin ne kadar doğru olduğunu gösteriyor. Ben babamın öğütleriyle hayatım boyunca defalarca karşılaştım.

Babam bana dostluk konusunda şöyle derdi: “Evladım, hayatta herkesle tanışabilirsin ama herkesi dost edinme. Dost dediğin, iyi gününde sevincini paylaşan, kötü gününde elini bırakmayandır. Seni yalnızca alkışlayanları değil, gerektiğinde hatalarını yüzüne söyleyenleri de yanında tut. Unutma, gerçek dostluk menfaatle değil, sadakatle kurulur; yıllarla değil, zor günlerde gösterilen vefayla ölçülür.”

Ben bu sözleri hiçbir zaman unutmadım. Hayatım boyunca dostlarımı seçerken, insanlara güven duyarken ve ilişkilerimi sürdürürken babamın bu öğütlerini hatırladım. Bugün etrafımda yıllardır benimle yürüyen insanlar varsa, bunda babamdan aldığım terbiyenin büyük payı vardır. İnsan babasını kaybettikten sonra bazı sözlerin değerini daha iyi anlıyor. Bazen bir olay yaşıyorum ve kendi kendime, “Ah baba, sen bunu yıllar önce söylemiştin” diyorum.

“Ahilik, İnsan Olmanın İnceliğini Öğretir”

Dr. Latif Çelik: Ne kadar anlamlı bir hayat dersi… Anlattıklarınızdan rahmetli babanızın sağlam karakterli, gönül dünyası zengin bir insan olduğu anlaşılıyor. Sizin dostluk anlayışınızda da Ahilik kültürünün izlerini görüyoruz. Bu manevi mirası nasıl değerlendiriyorsunuz?

Mustafa Keskin: Babaların öğütleri bazen bir ömür boyunca insanın yolunu aydınlatır.

Bizim kültürümüzde baba sözü yalnızca bir tavsiye değildir. Aynı zamanda yaşanmış hayatın, tecrübenin ve ahlaki değerlerin gelecek nesillere aktarılmasıdır. Türk-İslam kültürünün gönül dünyası ile Ahilik anlayışı birbirinden ayrı düşünülemez. Ahilik, yalnızca ticaret yapmayı öğretmez. İnsana dürüst olmayı, paylaşmayı, hakkaniyetli davranmayı ve başkalarının derdiyle ilgilenmeyi de öğretir.

Ben Sivas’tan gelen bir ailenin çocuğuyum. Bu kültürün içerisinde büyüdüm. Bizim anlayışımızda kazanç önemlidir ama insanın gönlünü kazanmak daha önemlidir. Ben gençlerimize de bunu tavsiye ediyorum. Köklerinizden kopmayın. Büyüklerinizin öğütlerini küçümsemeyin. Zamanınızı boşa harcamayın.

Bu milletin çalışkan, dürüst ve sorumluluk sahibi insanlara ihtiyacı var. Bugün temsil ettiğimiz esnaf camiasının büyüklüğü, bazı Avrupa ülkelerinin nüfusuyla karşılaştırılabilecek ölçüde geniş bir toplumsal gücü ifade ediyor. Böylesine büyük bir insan kaynağının enerjisini harekete geçirebilmek önemli bir sorumluluktur.

Allah bana bu görevi nasip etti. Ben de ömrüm ve gücüm yettiğince milletime, esnaf arkadaşlarıma ve ülkeme hizmet etmek istiyorum.

“Almanya’ya Büyük Bir Heyetle Gideceğiz”

Dr. Latif Çelik: Allah heyecanınızı ve çalışma azminizi artırsın. Sizi gönülden tebrik ediyorum. Almanya’daki kardeş kuruluşunuz Unterfranken Esnaf ve Sanatkârlar Odası’nın sizi yakın zamanda Almanya’ya davet etmek istediğini biliyorum. Türk-Alman mesleki ilişkilerinde yeni bir dönemin başlayacağını söyleyebilir miyiz?

Mustafa Keskin: Elbette. Biz bu iş birliğini yeniden güçlendirmek istiyoruz. En kısa zamanda geniş katılımlı bir heyetle Almanya’ya ziyaret gerçekleştirmeyi planlıyoruz. İstanbul’daki teknik ekibimiz ve Almanya temsilcimiz şimdiden hazırlıklara başlamış durumda. Bu ziyaretin yalnızca bir nezaket buluşması olmasını istemiyoruz. 

Mesleki eğitim, teknoloji transferi, gençlerin yetiştirilmesi ve işletmeler arasında karşılıklı tecrübe paylaşımı gibi alanlarda somut çalışmalar yapılmasını hedefliyoruz. Ben inanıyorum ki Türk ve Alman esnafı arasındaki dostluk, doğru projelerle çok daha güçlü bir geleceğe taşınabilir. Bizim görevimiz, geçmişte kurulan dostlukları korumak ve gelecek nesillere daha sağlam bir iş birliği bırakmaktır.

Dr. Latif Çelik: Sayın Başkan, yoğun çalışma programınıza rağmen bizlere zaman ayırdığınız ve hayatınızın böylesine anlamlı hatıralarını paylaştığınız için teşekkür ediyorum. Özellikle babanızdan aldığınız öğütler, Ahilik kültürüne bağlılığınız ve Türk-Alman dostluğuna verdiğiniz önem, bu söyleşinin en değerli bölümleri oldu. Yeni görevinizde başarılar diliyorum.

Mustafa Keskin: Ben de size çok teşekkür ediyorum. Sesimizi hem Türkiye’de hem Almanya’da duyuracak böylesine kapsamlı bir söyleşi gerçekleştirmekten memnuniyet duydum.Almanya’daki bütün dostlarımıza ve esnaf kardeşlerimize selamlarımı gönderiyorum. İnşallah hep birlikte güzel işlere imza atacağız.

Bir Babanın Öğüdünden Uluslararası Dostluklara

İstanbul’daki görüşmemiz sona erdiğinde, Mustafa Keskin’in anlattıkları arasında zihnimizde en çok kalan, babasından aldığı dostluk öğütleri oldu. Çünkü insan hayatında bazı değerler vardır ki ne makamla kazanılır ne de servetle satın alınabilir. Güven, vefa, dostluk ve insan sevgisi bunların başında gelir.

Sivas’tan İstanbul’a uzanan bir hayat yolculuğunda çıraklıkla başlayan meslek hayatını esnaf teşkilatının başkanlığına taşıyan Mustafa Keskin’in anlattıkları, aynı zamanda Anadolu’nun köklü Ahilik kültürünün günümüzdeki yansımalarını da ortaya koyuyor.

Bir tarafta İstanbul’un kalabalık sokaklarında yıllardır tanıdığı esnaf arkadaşları, diğer tarafta Almanya’da kurduğu dostluklar… Ve bütün bu ilişkilerin merkezinde, yıllar önce bir babanın oğluna söylediği sade ama derin anlamlar taşıyan sözler bulunuyor. İstanbul’dan Almanya’ya dönerken bu söyleşiden geriye yalnızca yeni bir başkanın projeleri değil, insan ilişkilerine dair önemli bir hayat dersi de kalıyor: İnsanın gerçek zenginliği, sahip olduğu makamların büyüklüğünde değil, yıllar boyunca kırmadan kazandığı gönüllerin çokluğunda saklıdır.

Mustafa Keskin’in yarım asırlık hayat yolculuğunun en anlamlı tarafı da belki budur.

Röportaj: Dr. Latif Çelik
Kültür Tarihçisi – Alp Media

DİĞER HABERLER