Almanya Federal Ayrımcılıkla Mücadele Dairesi’nin geçtiğimiz hafta açıkladığı son rapor, artık kimsenin görmezden gelemeyeceği bir gerçeği ortaya koyuyor: Ayrımcılık bu ülkede giderek normalleşme riski taşıyan bir gerçeklik.
Rapora göre Almanya’da her sekiz kişiden biri, yani yaklaşık yüzde 13’lük bir kesim son yıllarda ayrımcılığa maruz kaldığını ifade ediyor. Bu oran, göçmen kökenli bireylerde yüzde 21’e, Müslümanlarda yüzde 28,6’ya yükselirken, başörtülü kadınlarda ise yüzde 38,5 gibi son derece çarpıcı bir seviyeye ulaşıyor.
Bu konuda daha da çarpıcı olan şey ise şu: Ayrımcılığa uğrayanların büyük çoğunluğu susuyor. Yalnızca yüzde 13’ü bu konuda bir kuruma başvururken, sadece yüzde 3’ü hukuki yollara gidiyor.
Bu veriler başörtülü bir kadının neredeyse her üç kişiden biri oranında ayrımcılığa maruz kaldığını gösteriyor. Bir çok alanda yaşanan ayrımcılık daha önceki dönemlerde de sıkça gündeme gelmişti.
Federal Hükümetin ortağı bir partinin üyesi olarak, ayrımcılıkla mücadeleyi ciddiye alıyoruz. Sosyal demokrat bir anlayış için eşitlik, yalnızca kağıt üzerinde ve düzenlemeler ile değil, hayatın içinde, diğer deyişle pratikte de var olmak zorundadır. Bu konuda toplumu bilinçlendirmek, ayrımcılıkla mücadelenin önemli bir parçasıdır. Ayrımcılığa uğrayan insanın haklarını bilmesi için bilgilendirici kampanyalar yürütülmesi gerekir.
İş başvurularında, konut arayışında, eğitimde ya da kamusal alanda isimler, inançlar ve görünüşler hâlâ belirleyici olabiliyorsa daha yapılması gerekenler var demektir. Bu bağlamda Federal Ayrımcılıkla Mücadele Dairesi’nin raporunu bir uyarı olarak değerlendiriyoruz.
