40 yıldır Almanya Siyasetinin Nabzını Tutan Şefik Kantar yazdı; Başbakan Kim Olacak?

Sefik kantar
Almanya’da 26 Eylül’de yapılacak Merkel’siz genel seçimlerde başbakanlık ipini kimin göğüsleyeceği Almanya’daki Türkler arasındaki kadar Türkiye’de de şimdiden merak konusu.
 
Türkiye’de daha ne zaman yapılacağı belli olmayan ve iktidar çevrelerinin beyanlarına göre iki yıl sonra yapılacak seçimlerle ilgili kavgalar, tartışmalar, yorumlar gazete ve televizyonlarda, sosyal medyada büyük yer tutarken, Almanya’daki seçimlere altı ay gibi kısa bir süre kalmışken bile benzer heyecanı ve kavgaları görememek insana biraz garip geliyor.
 
Sosyal Demokrat Parti (SPD)’nin halen Federal Maliye Bakanlığı görevini yürüten Olaf Scholz’u başbakanlığa aday göstereceği uzun zamandır biliniyor. Kamuoyu yoklamalarında oy oranı itibariyle üçüncü parti durumuna düşen SPD için başbakanlık hayal olsa da yarışta görünmek sadece ümitsiz bir ‘biz de varız’ anlamını taşıyor.
 
Son yıllarda yaptığı ataklarla dikkati çekse de Yeşiller’in bu seçimlerde başbakanlığı elde etmesi ihtimal dahilinde görülmüyor. Kulislerde iki eş başkandan (Annalena Baerbock ve Robert Habeck) birinin aday olması bekleniyor. Almanya için bir dönüm noktası olacağı var sayımı ile Cem Özdemir’in Yeşiller’in başbakan adayı yapılmasını düşünenlerin belirsiz bir müddet daha beklemeleri gerekecek.  
 
Bu durumda başbakanlık yarışının kazananı, kardeş partiler Hıristiyan Demokrat ve Hıristiyan Sosyal Birlik Partilerinde (CDU/CSU) yaşanan çekişmelerin sonucunda ortaya çıkacak. Hali hazırda piyasada iki isim var: Birisi geçtiğimiz Ocak ayında CDU’daki genel başkanlık yarışını kazanan Kuzey Ren Vestfalya (KRV) Eyalet Başbakanı Armin Laschet, diğeri ise kardeş parti CSU’nun genel başkanı ve Bavyera Başbakanı Markus Söder. KRV ve Bavyera eyaletlerinin Almanya’da iki ayrı zihniyeti temsil ettiği gibi aslında Laschet ve Söder de Hıristiyan Demokrat cephede iki ayrı zihniyeti temsil ediyor. Laschet’i Almanya muhafazakarlarının yumuşak yüzü, Söder’i ise somurtkan yüzü olarak adlandırabiliriz. Daha moda deyimle birisi güvercin, diğeri ise şahin rolünde.
 
Alman partilerinde başbakan adayları ya demokratik uzlaşma veya demokratik yarış usulüyle belirleniyor. CDU genel başkanlığı için yapılan son iki seçimde yaşananlar, Hıristiyan Demokrat cephede yarışın centilmence yürümekle birlikte ne kadar kıran kırana geçtiğini gösterdi. Norbert Röttgen ve Friedrich Merz gibi iki güçlü isme karşı seçim zaferi kazanmak bir zamanlar Türk Armin lakabı takılan Armin Laschet için bir avantaj görünse de Markus Söder’in politik gücü ve tecrübesini yabana atmamak gerekiyor.
 
Armin Laschet’in; Angela Merkel gibi mutedil, kavgacı olmayan, ABD ile ilişkilerin iyileşmesine önem veren ama taviz verme taraftarı da olmayan, Fransa ile işbirliğinin daha ileri safhalara taşınması gerektiğine inanan, aşırı sağa mesafeli, sosyal barışa ve sosyal yönü öne çıkan ekonomi anlayışına sahip, ülkedeki Müslümanlara, mültecilere ve azınlık gruplara karşı daha yumuşak bir davranış tarzını benimsemesine karşın Markus Söder’in her konuda daha sert ve kararlı bir tutumdan yana olduğu biliniyor. Birlik partilerinin yumuşak görünümlü bir adayı mı yoksa salgın sürecinin de etkisiyle daha otoriter profile sahip birisini mi seçim arenasına süreceklerini önümüzdeki günlerde hep birlikte göreceğiz.
 
Politik çevreler, Laschet’i uygulamada Merkel’in çizgisini sürdürecek bir aday olarak görmekle birlikte korona salgını etkisiyle halkın daha kararlı bir adaya yönelebilecekleri gerçeğini gözardı etmiyorlar. Parti çevrelerinde en çok üzerinde kafa yorulan konu ise Angela Merkel’in ağırlığını adaylardan hangisinden yana kullanacağı hususu. Geçtiğimiz günlerde korona tedbirleri konusunda Söder taraftarlarını heyecanlandıran kısa süreli bir Merkel-Laschet krizi çıktıysa da bu Laschet’in geri adım atmasıyla kısa sürede giderildi. Aday belirleme sürecinde Merkel’in tavrının belirleyici olacağını ifade eden Söder’in sözlerini ise bazı çevreler kendine güvensizlik şeklinde değerlendirdiler. 
 
CDU çevrelerinde, geçmişten bu yana daha sağda görüşleriyle bilinen CSU’lu başbakan adaylarına, geçmişte efsane isimlerden Josef Strauss’un aday yapıldığında yaşandığı gibi, Bavyera dışındaki seçmenin fazla itibar etmediği biliniyor. Ancak o günlerden bu yana Almanya’nın görünür şekilde sağa kaydığını da göz önünde tutmak gerekiyor.
Adayların Türkiye ve ülkedeki Türkler ile ilgili görüşleri, ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konudur. Türklerle ilgili konularda Laschet’in diğer aday Söder’in birkaç adım önünde olduğunu, daha sempatik göründüğünü söyleyebiliriz. Ancak esas belirleyicinin seçim programlarında ve verilen vaadlerde görüleceği de bir gerçek. Bakalım önümüzdeki günler bize neler getirecek?
 
Diese E-Mail-Adresse ist vor Spambots geschützt! Zur Anzeige muss JavaScript eingeschaltet sein!
 
Resim: Adnan Öztürk
Drucken