Almanya’da üçüncü kuşak Türklerin başarı hikâyelerine bir yenisi daha eklendi. Kardiyoloji alanında uzun yıllar önemli görevler üstlenen Dr. Gökçen Yıldırım, kurucuları arasında yer aldığı Sakura Prevent Koruyucu Tıp Merkezi ile modern tıbbı insan odaklı sağlık hizmetleriyle buluşturmayı hedefliyor. Almanya’da Türk toplumunun bilim, sağlık ve girişimcilik alanındaki başarıları her geçen gün artarken, bu gelişmenin dikkat çekici isimlerinden biri de Dr. Gökçen Yıldırım oldu. Groß-Gerau’da dünyaya gelen ve bütün eğitim hayatını Almanya’da tamamlayan başarılı Türk kökenli kadın hekim, uzun yıllar hastanelerde edindiği mesleki deneyimini şimdi kendi sağlık girişimine taşıyor. Kardiyoloji alanında kıdemli uzman hekim ve sorumlu kıdemli hekim olarak görev yapan Gökçen Yıldırım, iş ortağı Elhammoumi ile birlikte modern bir aile hekimliği muayenehanesi ve Sakura Prevent adlı özel Koruyucu Tıp Merkezi konseptini geliştirdi. Yıldırım’ın hedefi, hastalıkların tedavisinin yanı sıra insanların sağlıklarını korumalarına yardımcı olan, bilimsel gelişmeleri insani değerlerle birleştiren yeni bir sağlık hizmeti anlayışı oluşturmak. Bir işçi ailesinin torunundan başarılı bir tıp kariyerine Dr. Gökçen Yıldırım’ın başarı hikâyesinin temelleri, 1960’lı yıllarda büyükbabasının Türkiye’den Almanya’ya işçi olarak gelmesiyle atıldı. Daha sonra ailesini de Almanya’ya getiren büyükbabasının başlattığı göç hikâyesi, sonraki kuşakların eğitim ve meslek hayatındaki başarılarıyla devam etti. Annesi Almanya’da büyüyüp eğitimini burada tamamlarken, Gökçen Yıldırım da Groß-Gerau’da dünyaya geldi. Anaokulundan Abitur’a kadar bütün eğitim hayatını aynı şehirde sürdüren Yıldırım’ın doktorluğa ilgisi henüz çocukluk yıllarında başladı. Doktor olan amcasının anatomi kitaplarına büyük ilgi duyan Yıldırım, fen bilimlerine merakını insanlara yardım etme arzusuyla birleştirerek tıp okumaya karar verdi. Frankfurt am Main’da başladığı tıp eğitimi, onun başarılı meslek hayatının ilk önemli adımı oldu. Üniversite yıllarında Groß-Gerau Hastanesinde öğrenci asistanı olarak çalışan Yıldırım, mezuniyetinin ardından aynı hastanede iç hastalıkları alanında hekimliğe başladı. Kardiyolojiye duyduğu özel ilgi nedeniyle bu alanda ileri eğitimler aldı ve uzun yıllar klinik hekimliği yaptı. Yoğun bakım ünitesinde de görev alan Yıldırım, meslek hayatında önce kıdemli uzman hekim, ardından sorumlu kıdemli hekim olarak önemli sorumluluklar üstlendi. Gökçen Yıldırım meslek hayatında yeni bir sayfa açtı Başarılı kariyerinin yanında iki kız çocuğu annesi olan Dr. Gökçen Yıldırım, zaman içerisinde yoğun hastane çalışmalarının aile hayatıyla mesleki sorumluluklar arasında denge kurmayı zorlaştırdığını gördü. Hekimlik mesleğini kendi değerleri doğrultusunda sürdürmek isteyen Yıldırım, Ağustos 2026’da hastanedeki görevinden ayrılmaya karar verdi. Bu karar, onun için yalnızca mesleki bir değişiklik değil, uzun yıllar kazandığı bilgi ve deneyimleri yeni bir sağlık anlayışına dönüştürme fırsatı oldu. Özellikle koruyucu hekimlik ve mikro besin öğeleri tıbbı alanlarında kendisini geliştiren ve çeşitli ek eğitimler alan Gökçen Yıldırım, sağlık hizmetlerinin yalnızca hastalıkların tedavisiyle sınırlı kalmaması gerektiği düşüncesinden hareket etti. Bu süreçte sağlık kuruluşlarının stratejik gelişimi, kuruluş aşamaları ve işletme yönetimi konularında deneyimli olan Elhammoumi ile güçlerini birleştirdi. İki girişimci, birbirini tamamlayan modern bir aile hekimliği muayenehanesi ile özel koruyucu hekimlik merkezi oluşturmak için ortak bir çalışma başlattı. …
HABERLER
-
-
ALMANYA
Macit Karaahmetoğlu: “65 yıl önce gelenler misafir değildi, bu ülkenin emektarlarıydı”
von Aytürkvon AytürkSPD Federal Meclis Milletvekili Macit Karaahmetoğlu, Türkiye ile Almanya arasında imzalanan İşgücü Anlaşması’nın 65. yılı …
-
Kış ayları birçoğumuz için sıcak evimizde geçirilen uzun geceler anlamına geliyor. Dünyanın dört bir yanındaki …
-
Küçük bavullarla başlayan 65 yıllık yolculuk Tam 65 yıl önce, 30 Ekim 1961 tarihinde Türkiye ile Federal Almanya Cumhuriyeti arasında imzalanan İş Gücü Anlaşması, yalnızca iki ülkenin ekonomik ilişkilerinde değil, milyonlarca insanın hayatında da yeni bir dönemin başlangıcı oldu. O yıllarda Almanya’nın hızla büyüyen sanayisi iş gücüne ihtiyaç duyarken, Türkiye’den binlerce insan daha iyi bir gelecek umuduyla Avrupa’nın yolunu tuttu. Ellerinde küçük bavulları, ceplerinde sınırlı paraları ve yüreklerinde memleket hasretiyle yola çıkan bu insanların büyük bölümü, birkaç yıl çalıştıktan sonra ülkelerine dönmeyi planlıyordu. Ancak hayatın akışı farklı gelişti. Önce işçiler geldi, ardından eşler ve çocuklar aile birleşimi yoluyla Almanya’ya yerleşti. Birinci neslin ardından ikinci ve üçüncü kuşaklar yetişti. Bugün dördüncü nesil hayatın içinde yerini alırken, bazı ailelerde beşinci kuşağın ilk temsilcileri de dünyaya gelmeye başladı. Bir zamanlar geçici iş gücü olarak görülen Türkler, artık Almanya’nın ekonomik, sosyal ve kültürel hayatının ayrılmaz bir parçası hâline geldi. Almanya’nın ekonomik kalkınmasında Türk işçilerinin emeği 1960’lı yıllarda Türkiye’den gelen işçiler özellikle madencilik, demir-çelik, otomotiv, makine sanayisi, inşaat ve hizmet sektörlerinde çalıştı. Fabrikaların üretim bantlarında, maden ocaklarında ve sanayi tesislerinde ağır şartlar altında çalışan ilk nesil, Almanya’nın savaş sonrası ekonomik büyümesine önemli katkılarda bulundu. Alman Federal Hükümetinin 65. yıl dolayısıyla yayımladığı bilgilere göre, 1973 yılına kadar Türkiye’den Almanya’ya yaklaşık 870 bin kişi geldi. Aynı dönemde yaklaşık yarım milyon kişi Türkiye’ye geri döndü. İşçi alımının durdurulmasının ardından ise aile birleşimleri ve kalıcı yerleşim süreci göçün yapısını değiştirdi. Bundesregierung+1 İlk neslin en büyük fedakârlıklarından biri, kendi hayatlarını çoğu zaman ikinci plana atarak çocuklarının geleceğini düşünmeleriydi. Uzun çalışma saatleri, dil engelleri, dar işçi yurtları ve memleket özlemi, onların hayatının bir parçasıydı. Bugün Almanya’da yetişen Türk kökenli doktorların, mühendislerin, akademisyenlerin, girişimcilerin, sanatçıların ve siyasetçilerin başarılarının temelinde, bu ilk kuşağın emeği ve fedakârlıkları bulunuyor. Almanya’da üç milyondan fazla Türk kökenli insan yaşıyor 65 yılın sonunda Türk toplumu, Almanya’nın en köklü göçmen topluluklarından biri hâline geldi. Federal Hükümetin Ekim 2026’da yaptığı açıklamaya göre Almanya’da bugün Türk göç geçmişine sahip üç milyondan fazla insan yaşıyor. Bundesregierung Alman vatandaşlığına geçişlerde de önemli bir artış yaşanıyor. Federal İstatistik Dairesinin verilerine göre 2025 yılında yaklaşık 34 bin 100 Türk vatandaşı Alman vatandaşlığına geçti. Bu rakam bir önceki yıla göre yüzde 51’lik artış anlamına geliyor. Statistisches Bundesamt Türk kökenli nüfus artık yalnızca işçi kimliğiyle değil; işveren, yatırımcı, akademisyen, eğitimci, sanatçı ve toplumun farklı alanlarında sorumluluk üstlenen bireyler olarak da öne çıkıyor. …
-
Cumhuriyetimizin 103. yılı Türkiye’de büyük bir heyecanla kutlanırken Corendon Airlines çalışanları da Türkiye Cumhuriyeti’nin temel …
-
ALMANYA
TDT Dışişleri Bakanları Konseyi Gayriresmî Toplantısı New York’ta gerçekleştirildi
von Aytürkvon AytürkTürk Devletleri Teşkilatı (TDT) Dışişleri Bakanları Konseyi’nin (DBK) Gayriresmî Toplantısı, 24 Eylül 2026 tarihinde New …
-
ALMANYA
Türkiye Cumhurbaşkanı, TDT 13. Zirvesi Öncesinde Türk Devletleri Teşkilatı Genel Sekreterini kabul etti
von Aytürkvon AytürkTürkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, 30 Ekim 2026 tarihinde “Türk Yüzyılı: Dilde, Fikirde, İşte …
-
ALMANYA
Almanya’da mahkeme, terör örgütü NSU üyesi Zschaepe için asgari hapis süresini 24 yıl olarak belirledi
von Aytürkvon AytürkBERLİN (AA) – Almanya’da Münih Yüksek Eyalet Mahkemesi, terör örgütü Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) üyesi …
-
ALMANYA
Avro Bölgesi’nde bankalar kurumsal kredilerde standartları sıkılaştırdı
von Aytürkvon AytürkBERLİN (AA) – Avro Bölgesi’ndeki bankalar, yılın üçüncü çeyreğinde şirketlere yönelik kredi verme standartlarını daha …
-
HABERLER
Mercedes-Benz, Çin pazarı ve artan maliyetler nedeniyle kar hedeflerini düşürdü
von Aytürkvon AytürkBERLİN (AA) – Alman otomotiv grubu Mercedes-Benz, Çin pazarındaki sert talep düşüşü, Orta Doğu’daki savaşın …
