Aytürk

Aytürk

Avrupa Türkleri ile 2000 yılından beri beraberiz. Türk toplumunun gelişme sürecinden sürekli haberdar olmak için bizi takip edin...

Zwei Jahre musste das Schreibprojekt „Flap der Bär“, das die
Stadtbücherei für die dritten Klassen der Würzburger Grundschulen
konzipiert hat, pausieren, jetzt ist es wieder soweit: Flap der Bär hat
sich auf den Weg gemacht, um die Kinder für das Lesen und Schreiben zu
begeistern. In der Geschichte, die den Rahmen für das Projekt bildet,
geht es darum, den kleinen Flap zu adoptieren, da sich Mama und Papa Bär
als berühmte Zirkusbären auf eine Tournee durch Afrika aufgemacht haben.
Da Flap noch zu klein für die weite Reise ist, soll er in die Schule
gehen. Was für ein Glück, dass sich in Würzburg 19 dritte Klassen
gefunden haben, die den kleinen bärigen Mitschüler für die Dauer der
Tournee bis Anfang Dezember bei sich aufnehmen. Ausgestattet mit eigenem
Rucksack und alles, was dazu gehört, wird Flap in Begleitung einer
Mitarbeiterin oder Mitarbeiter der Stadtbücherei den Schulklassen
vorgestellt und übergeben. Und da Mama Bär die Bitte geäußert hat, die
Erlebnisse mit Flap aufzuschreiben, damit sie später lesen kann, was
ihre kleinen Bären so alles erlebt haben, gilt es für die Kinder nun, zu
Stift und Papier zu greifen und sich schriftstellerisch auszupro-bieren.
Nicht nur Mama Bär, auch alle beteiligten Klassen bekommen am Ende des
Projektes ihre selbst verfassten Geschichten als gebundenes Buch
überreicht. Und nicht zuletzt wird ein exklusives Exemplar mit den
Lieblingsgeschichten von Flap in der Stadtbücherei zur Aus-leihe bereit
stehen.

Die jahrelange erfolgreiche Durchführung dieses kindgerechten
Schreibprojektes bestätigt die Verantwortlichen, dass die Identifikation
mit Flap, auch wenn er nur ein Teddybär ist, die Kinder zum Erfinden von
Geschichten und zum Schreiben animiert. Zu guter Letzt ist Anfang
nächsten Jahres ein großes Abschlussfest mit Mama Bär, den
beteiligten Kolleginnen der Stadtbücherei und der Schulamtsdirektorin
Claudia Vollmar geplant.

Bildunterschrift: Eva Baumann, in der Stadtbücherei Würzburg für die
Bärenfamilie verant-wortlich, freut sich auf die neue Runde mit
Flap.
Bild wurde erstellt von: Petra Ade

Oswald Kaufmann aus dem Landkreis Kelheim hat die Bayerische Staatsmedaille für besondere Verdienste um die Umwelt sowie den Verbraucherschutz erhalten.

In Bamberg hat der Bayerische Staatsminister für Umwelt und Verbraucherschutz, Thorsten Glauber, den Teugner geehrt.

 

„Als Gemeinderat von Teugn setzen Sie sich beständig für den Erosions- und Hochwasserschutz ein. Auf Ihre Initiative wurde Teugn in das Förderprogramm boden:ständig aufgenommen.“

Thorsten Glauber, Bayer. Staatsminister für Umwelt und Verbraucherschutz (Auszug aus der Laudatio)

 

Während seiner langjährigen ehrenamtlichen Tätigkeit beim Landschaftspflegeverband Kelheim hat Oswald Kaufmann viele innovative Impulse gegeben. Als Beispiel zu nennen sind insektenfreundliche Mähtechniken.

 

„Oswald Kaufmann hat die Auszeichnung absolut verdient. Als Praktiker lebt er den Umweltschutz. Ich bedanke mich für sein außerordentliches Engagement.“

Landrat Martin Neumeyer

 

Diese Auszeichnung wird jährlich an bis zu 15 Personen, Vereinigungen oder Kommunen verliehen. Die Staatsmedaille stellt die höchste Auszeichnung dar, die der Bayerische Staat für „besondere Verdienste um die Umwelt" zu vergeben hat.

 

 MADRİD (AA) - İspanya'da, Rusya-Ukrayna savaşıyla başlayan enerji krizi ve yüksek enflasyona karşı ilk büyük gösteri düzenlendi.

 

İspanya Memurlar ve Serbest Çalışanlar Sendikasının (CSIF) çağrısıyla başkent Madrid'de düzenlenen gösteriye katılan binlerce kişi, "sosyal yoksullaşmaya karşı adil bir maaş artışı, düzgün bir emeklilik ve kaliteli kamu hizmeti" talebiyle yürüdü.

Kent merkezinde, meclis binasından Colon Meydanı'na kadar yapılan yürüyüşün sonunda okunan manifestoda sol koalisyon hükümetinden, işçilerin fiyat artışlarına karşı mücadele etmesine yardımcı olması, gerekli kaynakları sağlayarak kaliteli kamu hizmetlerini garanti etmesi ve emekli maaşlarının geleceği konusunda şeffaf ve objektif bir tartışma başlatıp, etkili ekonomik önlemler alması talep edildi.

 

Kovid-19 salgını ve ardından Rusya-Ukrayna savaşıyla hayat pahalılığının kalıcı olmaya başladığına dikkati çeken İspanyollar, AA muhabirine verdikleri demeçte, "Ay sonunu getiremiyoruz. Bizden tasarruf yapmamızı beklemesinler." dedi.

Başbakan Pedro Sanchez'i gerekli ekonomik önlemleri almamakla suçlayan, soyadını vermek istemeyen sendika üyesi Eduardo, "Her şey çok pahalandı. Elektrikten, çarşı pazar masraflarımıza kadar her şey iki katına çıktı. Bu durum daha fazla böyle devam edemez. Adil bir maaşı hak ediyoruz." diye konuştu.

Memur olan Elenora da "Hükümet (Zor bir kış geçecek) diyor ama biz zaten yazı zor geçirdik. Gençler sadece ailelerinin yardımları sayesinde ayakta durabiliyor. Ay sonunu getiremeyen halktan kimse tasarruf yapmasını beklemesin." ifadelerini kullandı.

İspanya'da son 3 aydır enflasyon iki haneli rakamlarda (yüzde 10,2 ila 10,5) seyrediyor.

Ülkedeki diğer sektörlerin işçi sendikaları da ekonomik sorunlara karşı gelecek haftalarda gösteriler yapacaklarını duyurdu.

MADRİD (AA) - ABD merkezli danışmanlık şirketi Deloitte, Avrupa Birliği (AB) ve İspanya'da öngörülen havacılık sektörünü etkileyecek mali ve çevre sorunuyla ilgili önlemlerin 2030'da İspanya'da 11 milyon turist kaybına yol açabileceğini belirtti.

Deloitte, İspanya İş Örgütleri Konfederasyonu'nun (CEOE) Madrid'deki merkez ofisinde "Sürdürülebilir bir geleceğe doğru uçarken" adlı rapor sundu.

Raporda, Avrupa Yeşil Mutabakatı kapsamında iklim, enerji, ulaşım ve vergilendirme politikalarının, emisyon oranının yüzde 55 azaltılması hedefine uygun haline getirilmesini öngören, AB'nin kabul ettiği "Fit for 55" paketinin olumsuz etkileri olacağı iddia edildi.

"Fit for 55" programının uygulanmasının maliyetinin, konvansiyonel yakıttan üç ila altı kat daha pahalı olan sürdürülebilir havacılık yakıtı (SAF) kullanma zorunluluğunu getirdiği, bunun sonucunda da uçak bileti fiyatlarının artacağı vurgulandı.

Alınacak mali ve çevresel önlemlerin, İspanya'da 2030'da yabancı turist sayısının 11 milyon azalmasına, döviz gelirinde 12 milyar avroluk (bunun 3 milyar 200 bin avrosu otelcilik sektörünü kapsayacak) bir kayıp yaşanmasına ve sektörde 430 bin çalışanın iş kaybına neden olacağı ileri sürüldü.

Havacılık sektörüne yönelik mali önlemlerin, 2030'da Gayrisafi Yurt İçi Hasıla'da (GSYİH) yüzde 9 kayıp yaşanmasına ve 236 bin kişilik iş kaybına neden olacağı, çevresel önlemlerin ise GSYİH'in yüzde 7'sinde kayıp ve 194 bin kişinin işini kaybetmesi sonucunu doğurabileceği kaydedildi.

İspanya'daki Hava Yolu Şirketleri Derneği (ALA) Başkanı Javier Gandara, 2050'de sıfır emisyon hedefine ulaşma taahhütlerini vurgulasa da mali önlemleri eleştirdi.

Gandara, çözümün, "emisyonları azaltılmasına etkin bir şekilde katkıda bulunan teknolojilere yatırım yapılmasında ve bu oluncaya kadar SAF yakıtlarının geliştirilmesinin desteklenmesinde" olduğunu savundu.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Ersin Tatar (sol 3), New York ziyareti dönüşünde Ercan Havalimanı'nda basın mensuplarına değerlendirmelerde bulundu.


Tatar'a basın toplantısında Meclis Başkanı Zorlu Töre sol 2), Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Hasan Taçoy (sağ 2), Özel Temsilci M. Ergün Olgun (solda), İki Taraflı Teknik Komiteler Koordinatörü Güneş Onar ve Özel Danışman Osman Ertuğ (sağda) eşlik etti.

KÖLN (AA) - Almanya'nın Köln kentinde, İstanbul ile Köln'ün kardeş şehir oluşunun 25'inci yılı etkinlikleri çerçevesinde Türk-İtalyan piyano sanatçısı Francesco Taskayali ve Türk-Alman keman sanatçısı Önder Baloğlu sahne aldı.

Köln Yunus Emre Enstitüsü (YEE) ve Köln-İstanbul Kardeş Şehir Derneği iş birliğiyle Köln Trinitatis Kilisesi'nde "İstanbul Esintileri" temalı konser düzenlendi.

 

Türk-İtalyan piyano sanatçısı Francesco Taskayali ve Türk-Alman keman sanatçısı Önder Baloğlu, iki ayrı müzik türünde İstanbul ezgilerini müzikseverlerin beğenisine sundu.

Köln Anakent Belediye Başkan Yardımcısı Ralf Heinen, etkinlikte, şehir kardeşliğinin sağladığı iletişim sayesinde toplumlar arasında güvenin oluştuğunu belirterek, Yunus Emre Enstitüsünü kardeş şehir etkinliklerine verdiği desteklerden dolayı kutladı.

 

Köln-İstanbul Kardeş Şehir Derneği Başkanı Walter Kluth, Köln ve İstanbul’un kardeşliğinin 25'inci yılını kutlamaktan mutluluk duyduklarını dile getirdi.

Kluth, 1997’den beri spor, kültür, eğitim ve sosyal alanda yapılan etkinlikler ve İstanbul’a yapılan seyahatler sayesinde iki ülke toplumu arasında arkadaşlıkların oluştuğunu ve ön yargıların yıkıldığının altını çizdi.

 

 

 

 

 

 

 

KÖLN (AA) - Almanya'nın Köln kentinde genel merkezi bulunan Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB), hastanelerde hastalara manevi destek hizmeti vermek için proje başlatacağını duyurdu.

DİTİB Aile ve Sosyal Hizmetler Müdürlüğünün başlatacağı ve kendi alanında uzmanların yer alacağı "Manevi Rehberlik Eğitim Konsepti ve Müfredatı Projesi" ile hastaların iyileşme süreçlerine katkı sunulması hedefleniyor.

 

DİTİB Genel Başkan Vekili Abdurrahman Atasoy, projenin tanıtım toplantısında, projeyle ayrıca dini ve manevi yöntem, teorik ve uygulamalı teknikleri kullanabilen uzmanlar yetiştirmenin de hedeflendiğini söyledi.

Atasoy, "Almanya’da yaşayan Müslümanların ihtiyaçlarına ve taleplerine göre müfredat içeriği hazırlanan projenin hedefi, her insanın kendi isteği ve inancına göre bir manevi rehberin bulunması ve insanların zor dönemlerinde böyle birinin onlara rehberlik etmesidir." dedi.

Proje koordinatörü ve uzman danışman Seat Uzeirovski de Alman İslam Konferansı'nda İslami manevi rehberliğin gerekliliğine vurgu yapıldığına işaret etti.

 

DİTİB'in 2015'te bir manevi rehber istihdam ettiğini belirten Uzeirovski, projenin amaçları hakkında şunları söyledi:

"Hasta, hasta yakınlarının moral, motivasyon ve manevi destek sağlama, dini, manevi konularda rehberlik hizmeti sunmak amacıyla pilot uygulama olarak Köln’de başlatılan 'Hastanelerde Manevi Rehberlik Eğitimi' iki bölüm, 12 ders modülü ve toplam 400’den fazla ders ünitesinden oluşacak ve dersler teorik ve uygulamalı olarak yapılacak. Pilot uygulamaya 14 ilahiyatçı katılacak. Profesyonel yetişecek hastane manevi rehberleri, camilerin uhdesi altında Müslümanların ihtiyaçlarını karşılamak için hizmet verecek. Özellikle hastane bağlamında hastalık, keder, ölüm gibi konularda profesyonel standartlara uygun ve hastaya odaklanmış manevi rehberlik sunulacak. Manevi rehberler verdikleri hizmetle insanın iyileşme sürecine önemli ölçüde katkı sunacak."

Manevi rehberlik bir dil ile ifade edildiğinde etkisini göstereceğini söyleyen Tübingen Üniversitesi İslam İlahiyat Merkezi Öğretim Görevlisi Dr. Mahmoud Abdallah, yayınladığı birçok eserinden edindiği tecrübelerini paylaşmaktan mutlu olacağını ifade ederek, İslami manevi rehberliğinin Avrupa'da henüz yeni olduğunun altını çizdi.

Projenin bilimsel danışma kurulunda Innsbruck Universitesi İslam İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdullah Takım, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cemal Tosun, RLP Protestan Akademisinden Dr. Georg Wenz, Tübingen Üniversitesi İslam İlahiyat Merkezi Öğretim Üyesi Dr. Mahmoud Abdallah ile Berlin- Humboldt Üniversitesi İslam İlahiyat Enstitüsü Öğretim Üyesi Dr. Ayşe Almila Akca'dan oluşan bilim insanları yer alacak.

 

 

 

BERLİN (AA) - Almanya'da belediyeler ve enerji şirketlerinin politikacılara yönelik elektrik ve gaz fiyatlarını en kısa sürede düşürme baskısı giderek artıyor.

Enerji şirketleri, Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle artan gaz ve elektrik fiyatlarını düşürmek için politikacıların "acil ve cesurca" müdahalede bulunmasını istiyor.

 

Almanya'daki son müşterilerin yüzde 62'sine elektrik sağlayan ve yüzde 67’sine gaz sunan belediye şirketlerinin temsilciliğini yapan Almanya Belediye Şirketleri Birliği (VKU) Genel Müdürü Ingbert Liebing, ülkede elektrik ve gaz fiyatlarına sınırlayıcı önlemler getirilmemesi halinde "ekonomik çöküş" riski olacağını belirtti.

Hızlı yükselen tüketici fiyatları, sıkıntılı tedarik zincirleri ve sanayi için enerji tedarik sözleşmelerinin eksikliğinin tüm ekonominin zayıf noktası haline geldiğini vurgulayan Liebing, şimdi ihtiyaç duyulan şeyin "hızlı ve kolay bir şekilde uygulanabilen büyük yardım paketleri" olduğunu savundu.

Bunu başarmanın en iyi yolunun vergi indirimleri ve muhtaç hanelere doğrudan yardım olduğunu belirten Liebing, "Ancak sürekli artan gaz ve elektrik fiyatlarının gücünün ek fiyat desteğini gerekli kıldığını da görüyoruz. Bu nedenle VKU, özel konutları ve sanayiyi rahatlatan geçici bir elektrik ve gaz freni çağrısı yapıyor." ifadelerini kullandı.

 

- "Yüksek enerji fiyatları, toplumu temellerinden sarsma potansiyeli taşıyor"

Almaya Enerji ve Su İdaresi Birliği (BDEW) Genel Müdürü Kerstin Andreae de yüksek enerji fiyatlarının insanlar ve ekonomi üzerinde önemli bir yük olduğunu ve toplumu temellerinden sarsma potansiyeli taşıdığını vurguladı.

Andreae, Handelsblatt gazetesi aracılığıyla yaptığı değerlendirmede, Alman politikalara "acil bir çağrı" ile enerji fiyatlarıyla ekonominin ve insanların üzerindeki yükün hızlı ve fark edilir şekilde hafifletilmesinin merkezi bir öneme sahip olduğunu belirtti.

Rus enerji şirketi Gazprom, Kuzey Akım boru hattı üzerinden Avrupa'ya günlük doğal gaz sevkiyat kapasitesini 27 Temmuz'da yüzde 20'ye düşürmüş ve eylül başında ise tamamen durdurmuştu.

Enerji ithalatında büyük oranda Rusya'ya bağımlı olan Almanya, Moskova'nın Kuzey Akım 1 doğal gaz boru hattı üzerinden gaz akışını durdurma kararı sonrası enerji kriziyle karşı karşıya kalmıştı.

 

Rusya-Ukrayna savaşına ilişkin endişeler, enerji fiyatları üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturmaya devam ediyor. Alman hükümeti de bu kış sanayi çarklarının dönmesi, elektrik temininin kesintiye uğramaması ve konutların ısınmasını garanti altına alabilmek için politikalar geliştirmeye çalışıyor.

Ülkenin enerji maliyetlerindeki artış; enflasyonu körüklerken, hanehalkı ve şirketler üzerindeki baskıyı artırıyor.

Bu arada, yüksek enerji ve gıda fiyatları, Almanya'da enflasyonun ağustosta yaklaşık 50 yılın en yüksek seviyesine çıkmasına neden oldu. Temmuzda yüzde 7,5 olan yıllık enflasyon, ağustosta yüzde 7,9 ile ilk petrol krizinin yaşandığı 1973-1974 kışından bu yana en yüksek seviyeye çıktı.

Frankfurt Başkonsolosluğu himayesinde çalışmalarını sürdüren Tiyatro Frankfurt'un yeni sezon açılışında, "Aşkımızın Son Durağı" adlı oyun, Gallus Tiyatrosu'nda sahnelendi.
 
 

 

Arbeitsgruppenbericht über das Verfassungsgerichtsurteil zum Verfassungsschutz - IMK-Vorsitzender Joachim Herrmann zum Beschluss der Innenministerkonferenz: Angemessene Lösungen zur Weiterentwicklung der Verfassungsschutzgesetze.

 

Laut dem Vorsitzenden der Innenministerkonferenz (IMK), Bayerns Innenminister Joachim Herrmann, hat sich die IMK mit dem Bericht einer Bund-Länder-Arbeitsgruppe anlässlich des Urteils des Bundesverfassungsgerichts zum Bayerischen Verfassungs-schutzgesetz befasst: "Der Bericht zeigt deutlich die besonderen Herausforderungen, vor die das Urteil die Gesetzgeber in Bund und Ländern nun stellt." Das höchste deutsche Gericht hatte am 26. April 2022 die gegen das Bayerische Verfassungsschutzgesetz erhobene Verfassungsbeschwerde zum Anlass genommen, ein Grundsatzurteil zu den Befugnissen des Verfassungsschutzes zu treffen. Die Innenministerkonferenz hat nun in ihrem aktuellen Beschluss einstimmig festgestellt, dass der Bericht für die Verfassungsschutzgesetze in Bund und Ländern "angemessene Lösungen" aufzeige.

 

Der bayerische Innenminister erklärte, Bayern werde sein Verfassungsschutzgesetz auf dieser Grundlage ändern. Ein entsprechender Vorschlag befinde sich gerade in der Abstimmung und solle in Kürze in den Landtag eingebracht werden. Dabei betonte Herrmann, dass das Bundesverfassungsgericht unmissverständlich klargestellt habe, dass der Verfassungsschutz einen wesentlichen Baustein in der wehrhaften Demokratie bildet, zu der sich das Grundgesetz ganz bewusst entschieden hat. "Wir brauchen deshalb einen starken Verfassungsschutz, um dem von Corona und Ukraine-Krieg profitierenden Extremismus ebenso wie den hybriden Bedrohungen aus dem Ausland entschieden entgegentreten zu können."

 

Mit Blick auf den gesetzlichen Änderungsbedarf verwies der Innenminister zum Beispiel auf die einschränkenden Vorgaben aus Karlsruhe für die Weitergabe von Erkenntnissen des Verfassungsschutzes an Strafverfolgungsbehörden. Nachdem das Bundesverfassungsgericht diese Informationsweitergabe nur bei konkretem Verdacht für eine besonders schwere Straftat zugelassen hat, kommt der Bericht zu dem Schluss, dass die vergleichsweise knappen Urteilsausführungen viele Fragen offenlassen. Würde man als 'besonders schwere Straftat' nur die in der Strafprozessordnung so bezeichneten Delikte verstehen, führe dies "zu massiv irritierenden Ergebnissen", die womöglich "das Vertrauen der Bevölkerung in wirksamen staatlichen Rechtsgüterschutz" beeinträchtigen könnten. Herrmann: "Wie unter anderem die Untersuchungsausschüsse zum NSU und zu Anis Amri eindeutig gezeigt haben, brauchen wir mehr, nicht weniger Informationsaustausch. Ich verstehe nicht, warum der Verfassungsschutz einen Neonazi, der einen Juden oder einen Moslem verprügelt, nicht anzeigen darf. So etwas gibt es in keinem anderen Rechtsstaat."

 

Einen weiteren Schwerpunkt des Berichts bildet der Informationsaustausch mit Gefahrenabwehrbehörden, die sogenannte 'operative Befugnisse' haben. Hier hatte das Verfassungsgericht erklärt, dass die Übermittlung nur bei einer wenigstens konkretisierten Gefahr für ein besonders gewichtiges Rechtsgut wie etwa Leib und Leben oder der Bestand des Staates zulässig sei. "Leider hat das Bundesverfassungsgericht nicht definiert, was es genau unter einer 'operativen Befugnis' versteht", erläuterte Herrmann. Die Bund-Länder-Arbeitsgruppe habe sich hierzu sehr vertieft Gedanken gemacht und eine griffige Definition entwickelt. Danach sind 'operative Befugnisse' dadurch gekennzeichnet, dass sie die Behörde zu Maßnahmen gegenüber Einzelnen mit unmittelbarer Zwangswirkung ermächtigen, die typischerweise ohne Möglichkeit vorherigen Rechtsschutzes vollzogen werden. Hierzu Herrmann: "Wenn mich die Polizei auf der Straße festnimmt, habe ich keine Zeit mehr, einen Richter prüfen zu lassen, ob das im Einklang mit dem Gesetz geschieht. Ganz anders liegt die Sache aber, wenn die Behörde zunächst den Betroffenen schriftlich anhört, dann einen Verwaltungsakt erlässt, gegen den der Betroffene Klage erheben kann, bevor es zu einer zwangsweisen Vollstreckung kommt."

 

Insgesamt zehn Detailfragen werden in dem über 130 Seiten umfassenden Bericht der vom Bundesinnenministerium initiierten Bund-Länder-Arbeitsgruppe behandelt, an der sich Experten aus Baden-Württemberg, Bayern, Berlin, Brandenburg, Hamburg, Hessen, Niedersachsen, Nordrhein-Westfalen, Sachsen sowie des Militärischen Abschirmdienstes und des Bundesamts für Verfassungsschutz beteiligt hatten. Herrmann dankte den beteiligten Fachleuten für ihr großes Engagement: "Die Arbeitsgruppe hat in kürzester Zeit zu sehr komplexen Problemen tiefgehende Überlegungen angestellt."

Der Bericht der Arbeitsgruppe kann unter https://www.imk2022.bayern.de/ abgerufen werden.