Aytürk

Aytürk

Avrupa Türkleri ile 2000 yılından beri beraberiz. Türk toplumunun gelişme sürecinden sürekli haberdar olmak için bizi takip edin...

Ungenutzte Ausbildungskapazitäten in der beruflichen und hochschulischen Pflegeausbildung

Viele Ausbildungsmöglichkeiten in der beruflichen und hochschulischen Pflegeausbildung bleiben ungenutzt. Das zeigen die Ergebnisse des Pflegepanels des Bundesinstituts für Berufsbildung (BIBB). Demnach wurden im Jahr 2022 in der Pflege von den befragten Einrichtungen mehr Ausbildungs- und Studienplätze angeboten als tatsächlich besetzt werden konnten.
 
Für die berufliche Pflegeausbildung gaben 21 Prozent der mehr als 900 befragten Pflegeschulen an, ihre Ausbildungsplätze voll besetzt zu haben. Unter den mehr als 5.000 interviewten weiteren Ausbildungseinrichtungen (Krankenhäuser, Pflegeheime, Pflegedienste) waren es 27,4 Prozent. 

Die Gründe für unbesetzt gebliebene Ausbildungsplätze sind vielfältig und unterscheiden sich je nach Einrichtung und Ausbildungssituation. Beklagt wird aber von einem Großteil aller Befragten in erster Linie ein Mangel an Bewerbungen, die fehlende Eignung der Bewerbenden oder die kurzfristige Absage von Ausbildungsinteressierten aufgrund vorhandener Alternativen.

Insbesondere Krankenhäuser lehnten Bewerbende aufgrund unzureichender schulischer Qualifikationen ab. Mangelnde Sprachkenntnisse wurden von jeweils rund der Hälfte der Krankenhäuser, Pflegedienste und Pflegeheime als Ablehnungsgrund aufgeführt. Eine Zusage für einen Ausbildungsplatz in einer anderen Pflegeeinrichtung oder in einem anderen Berufsbereich stellte den Hauptgrund für den kurzfristigen Rückzug potenzieller Auszubildender dar. Dagegen spielte die Aufnahme eines Pflege- oder eines anderen Studiums nur eine geringe Rolle für ambulante und stationäre Pflegeeinrichtungen. Anders verhielt sich dies jedoch bei den Krankenhäusern: Hier gaben 19 Prozent an, dass sich Bewerbende kurzfristig für ein Studium außerhalb und knapp 12 Prozent für ein Studium in der Pflege entschieden hatten.

Auch in der hochschulischen Pflegeausbildung übersteigt das Ausbildungsangebot die Nachfrage. Im Jahr 2022 wurden insgesamt 2.122 Studienplätze angeboten, immatrikuliert waren 1.217 Studierende. Die Erstimmatrikulationen pro Jahr in primärqualifizierenden Studienangeboten sind von 2019 bis 2022 kontinuierlich gestiegen. Ein ähnlicher Anstieg zeigt sich laut BIBB-Pflegepanel auch, wenn man alle einbezogenen Studiengänge in der Pflege betrachtet. Dies umfasst auch ausbildungsbegleitende oder ausbildungsintegrierende Studiengänge Pflege, die mit einer Ausbildung nach dem Pflegeberufegesetz zusammenhängen.

Die Akademisierungsquoten, das heißt der Anteil von Studierenden an der Gesamtzahl der Auszubildenden, sind 2022 im Vergleich zum Vorjahr gestiegen, allerdings auf vergleichsweise niedrigem Niveau. Bei primärqualifizierenden Angeboten liegt diese aktuell bei rund einem Prozent, über alle Studienangebote im BIBB-Pflegepanel hinweg bei knapp 2,3 Prozent.

Insgesamt hat das BIBB-Pflegepanel mehr als 6.000 Personen zur beruflichen und hochschulischen Pflegeausbildung im Zeitraum von Oktober 2022 bis Mai 2023 befragt. Davon kamen 902 aus Pflegeschulen, 5.117 aus ausbildenden Einrichtungen und 49 aus Hochschulen, davon 29 primärqualifizierende Hochschulen. Weitere Auswertungen, unter anderem zur Frage, wie die Ausbildungsakteure kontinuierlich unterstützt werden können, folgen. Mit dem BIBB-Pflegepanel kommt das BIBB dem gesetzlichen Auftrag der Durchführung eines Monitorings zur Umsetzung der beruflichen und der hochschulischen Pflegeausbildung gemäß Pflegeberufe-Ausbildungs- und -Prüfungsverordnung nach.

Weitere Informationen unter www.bibb.de/de/bibb-pflegepanel 

Ansprechpartner/-in im BIBB:
Claudia Hofrath; Diese E-Mail-Adresse ist vor Spambots geschützt! Zur Anzeige muss JavaScript eingeschaltet sein!
Dr. Michael Meng; Diese E-Mail-Adresse ist vor Spambots geschützt! Zur Anzeige muss JavaScript eingeschaltet sein!

MADRİD (AA) - Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü (BMDTÖ), 2023 Ocak-Temmuz döneminde uluslararası turist sayısının Kovid-19 öncesi seviyelerin yüzde 84'üne ulaştığını açıkladı.

Merkezi İspanya'nın başkenti Madrid'de bulunan BMDTÖ, dünyada turizm rakamlarının, "tarihinin en kötü dönemi" olarak nitelendirdiği salgından önceki seviyeleri yakaladığını duyurdu.

Bu yıl ocak-temmuz döneminde dünyada toplam 700 milyon turistin seyahat ettiğini belirten Dünya Turizm Örgütü, bunun, 2022'nin aynı dönemiyle kıyaslandığında yüzde 43'lük artış anlamına geldiğini vurguladı.

Bu 7 aylık dönemde turizmin en yoğun temmuzda yükselişe geçtiği, 145 milyon turist ile 2023 toplamının yaklaşık yüzde 20'sinin temmuzda seyahat ettiği belirtildi.

Verilere göre, dünyada en fazla turist ağırlayan bölge olan Avrupa, iç talebindeki güçlü artış ve ABD'den gelen seyahatlerin desteğiyle salgın öncesi seviyelerin yüzde 91'ine ulaştı.

Dünyada, salgın öncesi (2019) seviyeleri geçen tek bölge olan Orta Doğu'da ise ocak-temmuz arasında gelen turist sayısı 2019 rakamlarının yüzde 20 üzerine çıktı.

Diğer yandan BMDTÖ Genel Sekreteri Zurab Pololikashvili, açıklanan verilerle ilgili şu değerlendirmede bulundu:

"BMDTÖ verileri, turizmin dünyanın her yerinde ne kadar güçlü bir şekilde toparlandığını bir kez daha gösteriyor. Ancak sektörümüz toparlandıkça uyum sağlaması da gerekiyor. Son aylarda tanık olduğumuz aşırı iklim olayları ve artan turist akışını yönetmedeki kritik zorluklar, sektörümüzün toparlanmasını garanti edebilmek için daha kapsayıcı, sürdürülebilir ve dayanıklı bir sektör inşa etme ihtiyacını bir kez daha ortaya koydu."

BMDTÖ her şeye rağmen küresel ekonomik kriz, fiyat artışları ve yüksek enflasyonun turizm için riskler oluşturduğunu kaydetti.

ROMA (AA) - İtalya'da sağ koalisyon hükümeti, son günlerde gelen düzensiz göçmenlerin sayısındaki artış üzerine yasa dışı göçle mücadele bağlamında caydırıcı olması maksadıyla yeni önlem paketini kabul etti.

Ülkede yaklaşık bir yıl önce düzensiz göçü önleme vaadiyle iktidara gelen Giorgia Meloni liderliğindeki sağ koalisyon hükümeti, Afrika'dan Avrupa'ya geçiş güzergahında yer alan Lampedusa Adası'na geçen hafta yaklaşık 11 bin düzensiz göçmenin ulaşmasının ardından, düzensiz göçmenleri caydırmaya yönelik bir adım attı.

Başbakan Meloni başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, iltica hakkı alamayan yabancıların, geri gönderme merkezlerindeki kalış sürelerinin, Avrupa Birliği (AB) mevzuatının izin verdiği ölçüde 18 aya kadar uzatılmasına yönelik karar aldı.

Buna ek olarak, Savunma Bakanlığına sınır dışı edilecek göçmenlerin tutulacağı yeni geri gönderme merkezlerinin inşası görevi de verildi.

İtalyan basınına yansıyan haberlere göre, Bakanlar Kurulunda konuşan Meloni, inşa edilecek yeni geri gönderme merkezlerinin nüfus yoğunluğunun çok düşük olduğu, çitlerle çevrilen ve izlenmesi kolay noktalarda bulunması gerektiğini, bununla göçmenlerin şehirlerde daha fazla huzursuzluk ve güvensizlik yaratmayacaklarını söyledi.

Meloni'nin, en çok göçmen gelen ülkelerin büyükelçileriyle toplantı yapılarak iade süreçlerinin kolaylaştırılması gibi konuların görüşüleceğini de ifade ettiği aktarıldı.

- İtalya'dan Avusturya'ya sınır kontrollerini artırdığı için sert tepki

Yoğun düzensiz göç akınına uğrayan İtalya'dan, sınırda kontrolleri sıklaştıran Avusturya'ya tepki geldi.

Başbakan Yardımcısı ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Matteo Salvini, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in Lampedusa Adası'nı ziyaret ederek verdiği dayanışma mesajını hatırlatarak "Viyana'nın, İtalya'dan gelen araçlar üzerindeki kontrolleri artırma kararı, dün Lampedusa'da başlatılan Avrupa dayanışmasına atılmış bir tokattır ve yıllardır Avrupa sınırlarını savunmaya kendini adamış İtalyan polis kuvvetlerine ve gönüllülerine karşı rencide edici bir harekettir." ifadelerini kullandı.

Salvini, İtalya'nın kaçakçılarla mücadele verirken Avusturya'nın ise Alpler'e kaleler inşa ederek nakliyecileri ve turistleri cezalandırdığını savundu.

- Orta Akdeniz'de düzensiz göçmen akınına uğrayan küçük ada

İtalya'nın Kuzey Afrika'ya en yakın kara parçası Lampedusa Adası, Orta Akdeniz'de düzensiz göç rotası üzerinde yer alması sebebiyle yılbaşından bu yana ciddi göç baskısı altında.

Lampedusa Adası'na 13-14 Eylül'de sadece 36 saatlik süreçte 6 binden fazla düzensiz göçmen gelmiş, Ada Belediyesi "acil durum" ilan etmişti.

Adaya geçen hafta gelenlerin sayısının 11 bin civarında olduğu belirtilmişti.

Başbakan Meloni'nin acil durumu yerinde görmesi için Lampedusa'ya davet ettiği AB Komisyonu Başkanı von der Leyen, Ada'ya 17 Eylül'de yaptığı ziyarette "AB'ye kimin geleceğine karar verecek olan biziz, insan kaçakçıları değil" diyerek İtalya'ya destek amaçlı 10 maddelik eylem planı açıklamıştı.

İtalya İçişleri Bakanlığının verilerine göre, ülkeye 1 Ocak-18 Eylül tarihlerinde denizi aşarak gelen düzensiz göçmenlerin sayısı 129 bin 869 oldu. Geçen yıl aynı dönemde bu sayı 68 bin 195 olarak kayıtlara geçmişti.

 

Die Integrationsbeauftragte der Bayerischen Staatsregierung Gudrun Brendel-Fischer, MdL, bekräftigt den von Ministerpräsident Dr. Markus Söder genannten Vorschlag, die Zuwanderung in Deutschland besser zu strukturieren: „Die Begrenzung ist von wesentlicher Bedeutung, um Zugewanderte bestmöglich zu integrieren. Alle Beteiligten, die für eine nachhaltige und passgenaue Integration sorgen, sind schon seit längerer Zeit am Limit. Wir müssen das Verhältnis zwischen Zugangszahlen und verfügbaren Kapazitäten hier vernünftig austarieren. Es bringt nichts, aufnehmende Strukturen permanent zu überlasten.“ Der Ministerpräsident hatte gestern „einen Deutschlandpakt gegen unkontrollierte Zuwanderung“ gefordert.

 

Brendel-Fischer unterstreicht dabei das Engagement aller in Bayern an der Integration beteiligten Akteure: „Die Ehrenamtlichen, Kommunen, aber auch der Freistaat haben in den letzten Jahren Hand in Hand daran gearbeitet, Geflüchtete nach besten Kräften bei der Integration zu unterstützen“, so die Beauftragte. „Beispielsweise wurden die Fördermittel bei den Sozialberatungsleistungen von Geflüchteten nochmals erhöht aufgrund des Zugangs von Zugewanderten aus der Ukraine. Der Bund hingegen streicht dringend benötigte Mittel bei der Migrationsberatung. Zudem bekommt Bayern bundesweit Zuspruch für den Vorkurs Deutsch, der tausende Kinder mit besonderem Unterstützungsbedarf im Deutschen schult.“

 

Brendel-Fischer weist abschließend darauf hin, dass die permanente Überlastung des Systems kein Dauerzustand sein kann: „Wir müssen hier der Realität gerecht werden und uns schweren Herzens eingestehen, dass unsere Möglichkeiten nicht unerschöpflich sind. Gute Integration braucht weitaus mehr als Verpflegung und ein Dach über dem Kopf. Von daher ist eine Begrenzung notwendig.“   

 

In diesem Jahr rückt der Tag der Zahngesundheit sogenannte vulnerable Gruppen unserer Gesellschaft in den Fokus. Dazu gehören Pflegebedürftige und Menschen mit Behinderungen und Einschränkungen als auch Personen mit körperlichen und seelischen Beeinträchtigungen sowie diejenigen, die sich in einer schwierigen wirtschaftlichen oder sozialen Lage befinden. Unter dem Motto: „Gesund beginnt im Mund – für alle“ will der diesjährige Aktionstag darauf aufmerksam machen, dass sich diese vulnerablen Gruppen oft weniger gut um ihre Gesundheit kümmern können und auch seltener wichtige und notwendige Vorsorgeuntersuchungen wahrnehmen. „Vor diesem Hintergrund freut es uns sehr, dass diese Personengruppe beim diesjährigen Tag der Zahngesundheit im Mittelpunkt steht“, so Alexander Pröbstle, Direktor der AOK in Würzburg, und ergänzt: „Das gilt auch für die Zahn- und Mundgesundheit. Gerade bei Pflegebedürftigen ist diese im Durchschnitt deutlich schlechter als bei der restlichen Bevölkerung.“

 

Zahnvorsorge in Einrichtung oder Zuhause

„Die AOK Bayern engagiert sich bereits seit 2005 in besonderem Maße für die zahnmedizinische Betreuung von Pflegebedürftigen“, sagt Alexander Pröbstle. Die Gesundheitskasse habe zunächst mit einem Modellvorhaben für ältere Menschen in Münchner Pflegeeinrichtungen begonnen. Zwischenzeitlich entwickelte sich daraus ein gesetzlicher Anspruch auf zahnärztliche Vorsorgeleistungen für Pflegebedürftige und Menschen mit Behinderungen. Besonders wichtig ist Alexander Pröbstle in diesem Zusammenhang der Hinweis, dass es für diesen Personenkreis oftmals auch die Möglichkeit der aufsuchenden Zahnvorsorge gibt: „Das bedeutet, dass Zahnarzt oder -ärztin zu den Menschen kommen und nicht umgekehrt.“ Darüber hinaus kann die Entfernung harter Zahnbeläge für sie einmal pro Kalenderhalbjahr abgerechnet werden, während das sonst nur einmal jährlich möglich ist.

 

Den Tag der Zahngesundheit, der jährlich am 25. September stattfindet, gibt es seit 1991. Interessierte erhalten an diesem Tag Informationen und praxisnahe Tipps zur Mundhygiene und -gesundheit. Die AOK Bayern ist zudem langjähriger Partner der Bayerischen LandesArbeitsGemeinschaft Zahngesundheit e.V. (LAGZ), die über das ganze Jahr hinweg Kinder vom Kindergartenalter an beim Erhalt der Zahngesundheit begleitet.

 

Internet-Tipps:

www.tagderzahngesundheit.de

www.lagz.de

 

 

Cumhuriyet’in 100. Yılında Yurt Dışındaki Gençler Türkiye’de

 

Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB), yurt dışında yaşayan gençlerin Cumhuriyetimizin 100. Yılı coşkusunu ana vatanlarında yaşamalarını sağlamak için “YTB - Cumhuriyetin 100. Yılı Eğitim Gezisi Programı”nı düzenliyor. Başvuruların 2 Ekim 2023 tarihinde son bulacağı programın konaklama ve ulaşım masrafları YTB tarafından karşılanacak.

 

Yurt dışında yaşayan gençler YTB’nin desteğiyle Cumhuriyetimizin 100. Yılı coşkusunu ana vatanlarında yaşıyor. Kahramanlıklarla dolu Millî Mücadele ruhunun bir neticesi olan Cumhuriyetimizin 100. yılı vesilesiyle yurt dışındaki 18-30 yaşları arasındaki gençlerimizi YTB “YTB - Cumhuriyetin 100. Yılı Eğitim Gezisi Programı”na davet ediyor.

 

Program kapsamında yurt dışında farklı ülkelerde ikamet eden gençlerin Cumhuriyet tarihimizi öğrenebilmeleri, Cumhuriyetimizin kuruluşunda önemli rol oynayan tarihî mekânları gezerek tecrübe edinmeleri ve Millî Mücadele’ye dair fikir sahibi olmaları amaçlanıyor. Program aynı zamanda gençlerin ana vatanları olan Türkiye ile bağlarının güçlenmesine katkı sağlayacak.  Cumhuriyetimizin 100. yılına özel olan bu eğitim gezisi programı kapsamında katılımcılar 26 – 29 Ekim 2023 tarihleri arasında Ankara’da eğitim seminerlerine, tarihî mekân ziyaretlerine ve çeşitli etkinliklere katılacak.

 

Programa ortaöğrenimini yurt dışında tamamlamış olan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ile, Mavi Kart sahibi olan veya Mavi Kart sahibi olmaya hakkı bulunan 18-30 yaş arası gençler başvurabilecek.

 

Başvurular kapsamında yapılacak değerlendirme sonucunda programa katılmaya hak kazanan katılımcıların program süresince Ankara’da konaklama masrafları YTB tarafından karşılanacak. Ayrıca, program kapsamında yapılacak olan şehir içi ulaşım hizmeti de YTB tarafından temin edilecek. Bunların dışında katılımcılara, ilgili belgeleri sunmaları koşuluyla 150 Avro’ya kadar ulaşım desteği sağlanacak.

 

Başvurular 2 Ekim 2023 tarihlerine kadar YTB Online Başvuru Sistemi (obys.ytb.gov.tr) adresinden alınacak. Programla ilgili sorular için ise “Diese E-Mail-Adresse ist vor Spambots geschützt! Zur Anzeige muss JavaScript eingeschaltet sein!” adresi üzerinden iletişime geçilebilecek.

Düğünümüz var dostlar

September 18, 2023

 

Almanya’ya öğrencilik yaşlarımda geldim. Bir yıllık eğitimden sonra bir fabrikada işe başladım. Daha sonra Almanyanın Köln şehri Gumersbach ilçesinde ikamet eden yakın köylümüz eşim Ayşe hanımla nişanlandım. Biz Gurbette yaşamamıza rağmen burdan ülkemize,ilimize giderek üç gün süren bir düğünle dünya evine girdik. Evliliğimizin bu gün 43. Yılı içerisindeyiz.
 
Rabbim bizi İmtihan etti.
On yıla yakın rabbim bizi imtihan ettiğine inanıyorum. Bizim bu yıllarda çocuğumuz olmadı. Eşimde bende bizi yaratan rabbimizden hep hayırlısını istedik. Tıbbı yöndende Dokturlara gittik. Tıbba inanmamız gerekmektedir. İşin ehli olan hekimlere gitmemizde. Bizde öyle yaptık. Stuttgart
hastahanesinde tedavi oldum. Altı ay sonra eşimin hamile olduğu müjdesini Doktorum bize verince ne kadar sevindik!  Dünya bizim oldu. Çocuk sevenleri, gezdirenleri görünce eşim daha çok özler, zaman, zaman göz yaşı dökerdi. Bende isterdim ama nasib işte der boyun bükerdim. Bazende bize laf atan,vuranda olurdu. Duyardık, duymamazlıktan gelirdik. Bu  sevinçimizi bir biz, birde yüce Allah’ımız bilir. Çok şükür hayırlı ömürler versin. Bu gün dört çocuğumuz var. Rabbim bütün kullarına evlat sevgisini yaşatsın.
 
 
Dinimiz İslamda evlilik
 
“Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah katında en değerli ve en üstün olanınız, ona karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır” buyurmaktadır.
 
İslam dininde; insan neslinin devamını ve meşru bir şekilde çoğalmasını sağlamak için nikahla evlenme emredilmiş; fıtrata ve ahlaka aykırı, nesle, nefse ve sosyal hayata zararlı olan zina ve fuhuş haram kılınmıştır. Ana babaya, velilere evlenme çağına giren bekarların evlendirilmelerini emreden Yüce Allah Kur’an’da şöyle buyurmaktadır: “Sizden bekar olanları, kölelerinizden ve cariyelerinizden salih olanları evlendirin. Eğer bunlar yoksul iseler, Allah onları lütfuyla zenginleştirir. Allah lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.” 
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de evliliği teşvikle ilgili olarak şöyle buyurmaktadır: “Ey gençler sizden evlenmeye güç yetirenler evlensin. Zira evlilik gözü harama bakmaktan iffet ve namusu harama düşmekten daha çok korur.”  “Birbirini sevenler için nikah kadar sevgiyi artırıcı bir şey görülmedi.”  “Dini ve ahlakı sizi memnun eden birisi kızınızı talep ederse onu evlendirin. Böyle yapmazsanız, yeryüzünde fitne ve büyük bir fesad zuhur eder.” 
 
İnsanın sıcak bir yuvaya, hayatını birlikte geçirebileceği bir eşe ve sahip olacakları çocuklara yaratılışı itibariyle muhtaç olduğu açık bir gerçektir. Konuya bu açıdan baktığımızda, insanın bir eşe olan ihtiyacının sadece cinsel tatminden ibaret olmadığı anlaşılır. Evlilik bir hayat arkadaşlığıdır. Hayatın sayısız zorlukları, bu birlik sayesinde daha kolay aşılabilir. Eşlerin, zorlukları aşma mücadelesinde birbirlerine maddi ve manevi olarak destek ve yardımda bulunmaları, bu alandaki başarılarını da artacaktır. 
 
Evliliğin mutlu bir aile yuvası tesis etmesi ve sağlıklı şekilde devamı için, belli ölçülere dikkat etmek gerekir. Bu konuda Hz. Peygamber bizlere; “Kadın dört özelliğinden dolayı nikahlanır. Malından dolayı, soyundan dolayı, güzelliğinden veya dindarlığından dolayı, eli bereketlenesice sen dindar olanını tercih et.” buyuruyor. 
Yukarıdaki hadisi şerifte bize verilmek istenen mesaj; güzellik denen şey nisbi ve geçicidir. Bu bakımdan güzellik eş seçiminde tek kriter olarak alınmamalıdır. Dindar ve ahlaklı olan eş adayının, güzel, zengin ya da soylu olana tercih edilmesi gerekir. Zira evlenmenin asıl maksatlarından biri de Allah’ın rızasına uygun bir hayat yaşama konusunda destek ve destekçi bulmak, gelecek nesiller için de bu imkanların bulunduğu uygun ortamlar bırakmaktır.
 
Çocuklar büyüdüler, 
Büyük oğlum Yasin Tuncay’ım evli huzurlu, mutlu bir yuvası var çok şükür.
Dünürüm Yaşar Ertekin ağabeyimle uzun yıllar akrabayız, akrabalığımız mezara kadar devam edecek rabbim bizlere hayırlı ömürler versin.
 
 
Kınaları yakıldı
 
Geçtiğimiz Cumartesi günü kınaları yakılan gençlerin 2 Ekim günüde düğünleri olacak Allahın izniyle. Dünürüm Aslen Kastamonulu. Kayınbabası benim kırkyıllık tanıdığım, sevdiğim abi diye hitap ettiğim Mustafa Teke ağabeyim.
Mustafa Teke ağabeyimin kızının düğününe 30 yıl önce iştirak etmiş, mutluluklarına şahit ve  ortak olmuştuk. Düğünde resim çekmiş, o gün çalıştığım gazeteye haber yapmıştım.
Düğünlerinde mutluluklarını paylaştığım Enes ve Satıye hanımla akraba olduk. Peygamber efendimiz bir hadisinde “Kişiler sevdikleriyle beraberdir” buyuruyor. Bizde Mustafa Teke ağabeyi ve ailesini çok seviyorduk. Hamt olsun yüce yaradana bizi ta o gün akraba yazmış biricik Kızları Kübra oğlum Mustafa’nın nişanlısı oldu.
 
Güney Almanyanın şirin şehri Göppingen’in tanınmış  saygın iş insanı da olan  dünürüm Enes Beltekoğlu ve Satiye Beltekoğlu’nun biricik kızları Kübra Beltekoğlu ile Muhammet Mustafa Tufan’nın 2 Ekim 2023 tarihinde Almanya’nın Rechberghausen belediyesinde nikahları kıyılacak, aynı gün Ebersbach Fils kasabası Diyamant düğün salonunda yapılacak görkemli düğün merasimi ile dünya evine girecekler.
 
Genç çiftlerimizin nişan merasimleride geçtiğimiz yıl Ebersbach kasabasında Aralık ayında yoğun bir davetli topluluğunun katılımıyla gerçekleşmişti. Çiftin bu nişan merasiminde sevenleri çok eğlenmiş bu mutluluğu paylaşmışlardı.
 
Kubra Beltekoğlu ve Mustafa Tufan çifti, 2 Ekim 2023 pazartesi günü düğün töreni
akşam saat: 17:00'Ebersbach Fils Diamant Düğün Salonu'nda başlayacak gece 24’de kadar devam edecek. Gerçekleştirilecek olan bu mutlu günlerine tüm eş dost ve akrabalarımızı komşularımızı bu mutlu, kutlu günümüzde görmek paylaşmak bu güzel geleneğimizi yaşatmak bizleri mutlu edecektir. Gençlerimize dileğim şudur. İçinde bulunduğumuz toplumu rahatsız etmeden efendiliğimizle dostlara güven vererek düğünlerimizi yapalım. Çevremizi rahatsız etmeyelim Trafik kurallarına aman dikkat edelim. Rabbim işimizi rast getirsin.
Doğan Tufan
Kaynak 
İslamda evlilik
DITIB Almanya
Almanya'nın Aachen kentinde, Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB) Yunus Emre Camisi önündeki 2 bin 100 metrekarelik alana 'Cami Meydanı' (Moscheeplatz) ismi verildi.
 
Almanya 'nın Aachen kentinde, Diyanet İşleri Türk İslam Birliği(DİTİB) Yunus Emre Camisi önündeki 2 bin 100 metrekarelik alana 'Cami Meydanı' (Moscheeplatz) ismi verildi.
Yaklaşık 500 kişinin katıldığı Yunus Emre Camisi'nin önündeki Cami Meydanı açılışında, Türkiye'nin Köln Başkonsolosu Ceyhun Erciyes , Aachen Büyükşehir Belediye Başkanı Marcel Philipp, İlçe Belediye Başkanı Marianne Conradt, Cami Dernek Başkanı Abdurrahman Kol ve DİTİB Genel Sekreteri Abdurrahman Atasoy konuşma yaptı.
 
Başkonsolos Erciyes açılış töreninde yaptığı konuşmada, "Aachen şehir idaresi meydana bu ismi vermesiyle bu camimizin  uyumun, entegrasyonun, hoşgörünün, birlik ve beraberliğin güzel bir yansıması olduğunu göstermişlerdir. Kendilerine bu tarihi katkılarından dolayı teşekkür ederim" dedi.
 
Toplumda bazı çevrelerin yabancı düşmanlığı, İslam düşmanlığı ve ırkçılığı körükleyerek korkular üzerinden toplumları bölmeye çalıştıklarına dikkat çeken Erciyes, "Korkudan, nefretten beslenenlere karşı hep birlikte davranarak, bugün burada olduğu gibi dostluğumuzu, dayanışmamızı ortaya koymalıyız" dedi.
 
Aachen Büyük Şehir Belediye Başkanı Philipp ise Almanya'da cadde ve meydanlara yeni isim verilmesinin çok zor bir süreç olduğuna dikkat çekerek, buranın isminin verilmesinde katkısı, emeği olan tüm kurum ve kuruluşlarla siyasilere teşekkür etti.
 
Başkan Philipp, "Şehrimizde Münster Meydanı var, Havra Meydanı var. Bunların yanında bir de Cami Meydanımız olsun istedik. Bunun gerçekleşmesi için kurum ve kuruluşların yanı sıra siyasetçiler de çok büyük destek verdi. Böylece meydanın isminin değişmesini sağladık. Şehrimizde artık bir Cami Meydanı olmasından dolayı bir belediye başkanı olarak çok mutluyum" dedi.
DİTİB Genel Sekreteri Abdurrahman Atasoy ile Cami Derneği Başkanı Abdulrahman Kol'un da birer konuşma yaptığı açılışa, Aachen Emniyet Müdürü Dirk Weinspach, siyasi parti il başkanları, şehir kilise temsilcileri, il meclisi üyeleri ve sivil toplum kuruluşu temsilcileriyle çevre sakinlerinin yansıra cami cemaatinden simalar katıldı.

Albay Güryay’a göre, saat 04:00 civarında Menderes koğuştaki karyoladan yere yuvarlanmıştı. Deniz Subayı Taşdelen’e göreyse Menderes uyuyordu, ağzından çıkan köpükler de yastığın üzerindeydi

 

Başlarken... 

Pahalı Yenice’den ucuz Bafra’ya...  

“Başbakan Yenice sigarası içerdi hep. Beyefendi çok sigara içiyorsunuz, üstelik bir de Birinci’ye başlamışsınız diye sitem ettim. Bana ne dedi bilir misiniz: Ne yapacaksınız maddi durum. Gücüm bu kadarına yetiyor”. Bu anının sahibi Adnan Menderes’in avukatlarından Talat Asal. Başbakan olduğu günlerde Adnan Menderes ve ailesinin avukatı Bülent Nuri Esen’di. Birçok avukat gibi Esen de Yassıada davalarını almak istemediği için yerine tavsiye ettiği Talat Asal davayı almış, vekalet ücreti almadan Adnan Menderes’i savunmuştu. 

 

 

 

Hayat çok garip, son 6 yılda Yassıada yargılamalarının tüm tutanaklarını okudum. 27 Mayıs’a dair tüm belgeselleri izledim, yazılmış kitapları, taraflarca yapılan röportajları okudum. Başbakan Menderes’e tango dersi verdiği için randevu defterinde adı olan Öztürk Serengil’in nasıl gözaltına alındığını canlı şahitlerden dinledim. Yazmaya değecek yüzlerce şey buldum, hep öteledim sonra bu maddi sıkıntıdan sigara markası değiştirme hikâyesi oturdu içime. Ankara’da çok zor durumda yaşayan Berrin Menderes’in mektuplarında saklamaya çalıştığı maddi zorlukların en somut haliydi bu. 

Yassıada’da işkence merkezi olarak hangi binanın kullanıldığını, o binada kimlerin işkence yaptığını biliyorum. Bu durum beni şaşırtmıyor ama Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın “Beni böyle görmesini istemem” diyerek Yassıada’ya gelen kızının görüşüne çıkmaması aklımda daha çok yer ediyor. Yassıada’yı tahliye ya da içindekilerle beraber imha etmek için belirlenen parolaları biliyorum ama aklım Salim Başol’un aslında Yüksek Adalet Divanı’na başkanlık yapmasına engel olan durumu ortaya çıkarıp, reddi hâkim talebinde bulunan bir sanık avukatının duruşmalara verilen öğle arasında baskı sonucu müvekkili tarafından azledildiğinde takılı kalıyor daha çok. 

İnsana dair çok hikâye var Yassıada’da. Başbakan Menderes’i son gittiği Eskişehir’de takip eden TRT spikerinin uzun süre hapiste kalmasından tutun da, Cemal Gürsel’i darbe yaptığı için telefonla tebrik eden Demokrat Partili bakana, darbenin başına geçirilen Cemal Gürsel’in Yüksek Adalet Divanı Başkanı Salim Başol ile kararlar verilmeden hemen önce Florya’daki köşkte gizlice yaptığı görüşmeye kadar tüm bilgileri yazacağım bu dizide....   

 

En tartışmalı bölümler Neler olacak? 

Bugün okuyacağınız bölümde Adnan Menderes’in son 72 saatini  anlatacağım. Bunca yılda, özellikle infaz günü 17 Eylül 1961’a dair uydurulmuş çok şehir efsanesi çıktı karşıma. “Kurtarmasınlar diye İmralı’ya giden hücumbota darağacı kurdular”,”Adnan Menderes’i iki kere astılar gibi” efsaneler bunlar. Bunların doğrusunu yazacağım elbette ama nedense hiç araştırılmayan önemli iddia, Adnan Menderes’in aslında intihar etmeyip zehirlendiği. İddiayı dile getiren isim, Adnan Menderes’in avukatı Burhan Apaydın.  

Apaydın iddiasına delil olarak Menderes’in mide sıvısı tahlil sonuçlarını gösteriyor. 

 

İlk okuduğumda ciddiye almamıştım fakat sonra Ankara’da Menderes’in idamına engel olma görüşmeleri yapan bir siyasi parti genel başkanının görüştüğü askerlere “idam edilmeden bir şekilde ölse” anlamına gelecek cümleler kurduğunu ve geri çevrildiğini okuduğumda çok şaşırdım. Bu tartışma yer alacak dizide. 

Diğer üç büyük bombayı kısa cümlelerle anlatayım: Türkiye’de ilk darbe hazırlığı 1943’te Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye karşı başladı. 

İkinci büyük bomba, darbeyi yapanların ilk kararının belirli sayıda ismi yurtdışına sürgüne yollamayı düşünmeleri, onları bu karardan vazgeçirenler de akademisyenler. Ve son bomba, dizide adını bulacağınız Demokrat Partili üst düzey bir ismin ayarlaması sonucu Londra’daki uçak kazasından sonra Ankara’ya dönen Başbakan Menderes’in treni tam da CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’nün olduğu yerde durduruldu. İkili arasında gerginliği giderecek bir diyalog da yaşandı. Menderes ve arkadaşları bu seçeneği konuşurlarken Çankaya’dan bir mesaj geldi.   

   

  1. Senaryo

Ada Komutanı Albay Tarık Güryay’ın anlatımına göre: 15 Eylül sabah saat 04:00 civarlarında Adnan Menderes’in kaldığı koğuştan bir gürültü duyuldu.  

Odaya giren nöbetçi subay, Adnan Menderes’i karyolasından yere yuvarlanmış halde buldu. 

Zorlukla tekrar karyolasına yatırdığında Başbakan’ın tepki vermediğini fark etti. 

Ada Komutanı Albay Tarık Güryay, kitabında o sabah 04.30’da uyandığını ve Adnan Menderes’in koğuşunu kontrol ederken nöbetçi subayın “Ben de size haber vermeye geliyordum” dediğini ve durumdan bu şekilde haberdar olduğunu yazmış...

 

  1. Senaryo

Yassıada’da görevli Deniz Subayı Mehmet Taşdelen’in anlatımına göre: Yassıada’da Başbakan Adnan Menderes ile gizlice irtibat kuran subaylar da vardı. Tüm koğuşlar lambaların içine yerleştirilen cihazlarla dinleniyor ve kayıtlar sadece görevliler ve Ada Komutanı Tarık Güryay’ın girebildiği Kontrol Odası’nda tutuluyordu. Bu yüzden Adnan Menderes’in koğuşunda ve katında nöbet tutan subaylar ya yazarak ya da işaretle iletişim kuruyorlardı. Olağanüstü döneme tanıklık ettiklerini bilenlerden birisi de Deniz Subayı Mehmet Taşdelen’di. Uykusu çok hafif olduğu için o güne kadar Menderes’in uyurken fotoğrafını çekememişti. 15 Eylül’de kararların açıklanacağını biliyordu, 03:00-06:00 nöbeti kendisine geldiğinde son şans diyerek makinesini aldı, devamını onun ağzından okuyalım: Kapıyı açtım, içeri girdim uyanmadı. Fotoğrafını çektim uyanmadı. Tekrar çektim, hiç uyanmadı. Dikkatle baktım, ağzından çıkan köpükler yastığın üzerinde toplanmış. Anladım bir anormallik olduğunu. Fotoğraf makinesini sakladım ve sıhhi ekibe bilgi verdim. 10 dakika içinde geldiler.

 

Hikâyenin her yerde aynı olan devamı 

Adnan Menderes’in kaldığı bir numaralı koğuşa dönelim: Başbakan Adnan Menderes’in tepkisiz hali nedeniyle hemen harekete geçildi. Uyandırılan Garnizon Hastanesi Başhekimi Yarbay Galip Bozalıoğlu girdi koğuşa. Başhekim kısa bir muayeneden sonra yakasından çıkardığı toplu iğneyi Adnan Menderes’in eline ve ayağına batırdı ama refleks alamadı. Ada Komutanı’na dönüp “Komaya girmiş, ölüyor adam” diye seslendi.  

 

 

Ada Komutanı Albay Tarık Güryay, hızla odasına koşup irtibat bürosunu aradı, durumu özetledi, İstanbul’daki en seçme doktorları buraya yetiştirin” dedi. Ne kadar zaman geçtiği tam olarak bilinmiyor ama Yassıada’ya inen helikopterden Ord. Profesör Sedat Tavat ile Amerikan Hastanesi (O zamanki adı Amiral Bristol Hastanesi’ydi) İç Hastalıkları Şefi Nevzat Yeğinsu’nun indiği biliniyor. Saat 10:00 olmadan önce Adnan Menderes’in midesi yıkandı. Yassıada helikopteri o gün üç sefer daha yaptı: Birincisinde, doktorların Adnan Menderes’e verilmek için ihtiyaç duyduğu ilaçları almak için, ikincisinde Adnan Menderes’ten alınan mide sıvısının tahlile götürülmesi için. Üçüncü sefer saat 15:30 gibi yapıldı. Sabah Başbakan Menderes’i yaşatmak için dönen pervaneler, öğleden sonra Başbakan Menderes başta olmak üzere 15 idam cezasını içeren Yüksek Adalet Divanı kararlarını Ankara’ya yetiştirecek savaş jetlerine teslim etmek üzere Yeşilköy’e doğru dönmeye başladı. 

 

Adnan Menderes hayata tutunmaya çalışırken Yassıada 

Adnan Menderes’in hayata tutunmaya çalıştığı saatlerde dışarıda tam bir curcuna yaşanıyordu. 

Yüksek Adalet Divanı’nın kararlarını açıklayacağı 15 Eylül gününde Ada’ya en büyük seyirci topluluğu gelmişti. 

Mahkumlar koğuşlarından alınmış, her zamanki yolun aksi bir yolda dizilmişlerdi. Yargılamanın yapıldığı spor salonuna 23 ayrı grupta alınacak, ayakta kararı dinleyecek ve sonra da salondan çıkacaklardı. Diğer sanıklar yaşananı o zaman fark ettiler. İlk grupta, olması gereken Başbakan Adnan Menderes yoktu. Yüksek Adalet Divanı Başkanı Salim Başol, Başbakan Menderes’in hasta olduğuna dair raporun kendilerine ulaştığını kayıtlara geçirdi ve ardından gıyabında verilen kararı okudu: Adnan Menderes’e verilen ceza idamdı...  

Öğle arası da girince Yüksek Adalet Divanı’nın kararlarının açıklaması uzadı, son grup da saat 15:20’de spor salonundan ayrıldı. Hakkında idam ve müebbet hapis kararı verilen sanıklar Yassıada’da iskelede bekleyen iki ayrı hücumbota alınmıştı. Bir numaralı hücumbota idamlıklar, iki numaralı hücumbota müebbet hapis cezasına mahkum olanlar bindirildi. İdama mahkum olan sanıkların kemerleri, kravatları, kişisel eşyaları iskelede alınıyor, bileklerine kelepçe takılıyordu. Kemeri de alınan Fatin Rüştü, çok kilo verdiği için pantalonun belinden kıvararak binebildi hücumbota. İdama mahkum edilen Ahmet Hamdi Sancar tüm istenen eşyaları verdi, sadece eşi, kızı ve torununun olduğu fotoğraf karesinin kendisinde kalmasını rica etti. Tutukluların “Kızıl Mehmet” adını taktıkları subay izin vermedi, fotoğraf karesini de aldı. İdamlık ve müebbetlikler, toplam 45 hükümlüyü taşıyan 2 hücumbot İmralı’ya yaklaşırken, Yeşilköy’de helikopterden alınan kararlar askeri jet uçaklarıyla Ankara’ya doğru havalanmıştı. Yüksek Adalet Divanı kararlarıyla ilgili son sözü saat 18:00’de toplanan Milli Birlik Komitesi söyleyecekti. 

 

16 Eylül 1961  

 Saat 08:00: Adnan Menderes’in tutulduğu Alt Kat 1 Numaralı Oda... 

Yassıada’da odalarda bulunan dinleme cihazlarından alınan kayıtların deşifresiyle ortaya çıkan bilgiler şöyle: 

Saat 08:00’de Adnan Menderes, ah, ah, ah diye inleyerek daldığı komadan çıkar. Başucunda Doktor Kebapçıoğlu vardır. Acısını konuşurlar. 

Ağrısı vardır, doktor rahatlatmaya çalışır. Başbakan Menderes’in zaman mefhumu kayıptır. O günü 15 Eylül sanmakta ve duruşmaya çıkacağını zannetmektedir. Oysa kararlar bir gün önce açıklanmış, aynı gece Fatin Rüştü Zorlu ve Polatkan idam edilmiştir. Doktor, “Bugün kimse duruşmaya çıkmayacak” demekle yetinir. 

Saat 11:40: Yassıada Komutanı Tarık Güryay odaya girer, “Geçmiş olsun” der, odada kısa bir süre kalır çıkar. Adnan Menderes doktordan yemek değil, kendisine sigara verilmesini ister, isteği kabul edilmez. 

Saat 16:20: Menderes’in odasına bir başka isim Dr. Bozalioğlu girer. Bu önemli bir görüşme olur, zira doktor tarihi hatırlayamayan Menderes’e “Bugün 15 değil, 16 Eylül” der. Menderes’in tepkisi “Demek kararlar geçti” olur. Burada doktorun uzun bir öksürüğü kaydedilmiş sonra da kısa bir sessizlik, o sırada Ada Komutanı Güryay içeri girer. Menderes, Güryay’ı gördüğünde yine sigara verilmesini ister. Doktor ve Ada Komutanı önce birşeyler yemesi gerektiğini söylerler. Sadece çay söylenir Adnan Menderes’e. Kayıtlara göre, Ada Komutanı ve doktor dışarı çıktıktan sonra Adnan Menderes bir sıhhiye astsubayı ile kalır odasında. Ayağa kalkmak ister izin vermezler, sigara ister yine kabul etmezler. Doktor Bozalioğlu tekrar odaya girer, yemek yemesi için ısrarcı olur. Arada büyük tuvaletini giderme ihtiyacı olduğunu söyler lazımlık getirirler, Menderes “Utanırım” der ama yine izin vermezler.  

Saat 17:25: Ada Komutanı Tarık Güryay tekrar odaya gelir, yanında Adnan Menderes’in en güvendiği isim, çocukluk arkadaşı Ethem Menderes vardır. Geçmiş olsun konuşmalarından sonra Menderes yoğurt yer, komutan birden çok sigara verir. 

 

 

 

16 Eylül’den dikkat çeken iki nokta

Başbakan Adnan Menderes tarihi ve mahkeme kararlarının geçtiğini saat 16:20’de öğreniyor, fakat kendisi hakkında verilen kararı uzunca bir süre sormuyor. Yassıada’da kaldığı süre boyunca tek hayali  Aydın’a çiftliğine dönüp, Çine çayının kıyısında oturmak olan Adnan Menderes’in bu hali sağlığına dair çok şey söylüyor. 

Ada Komutanı Tarık Güryay kendi kitabında gün içerisinde Adnan Menderes’e bir kaç kez uğradığını yazıyor. Güryay’ın anılarına göre, Başbakan Menderes, mahkeme kararlarını saat 22.00’deki ziyaretinde soruyor, Güryay da “Divan yetiştirememiş, kararlar 10 Ekim’e kaldı” diyor. 

Dinleme deşifrelerine göreyse bu konuşma 17 Eylül Pazar günü sabah 8:55’te yapılıyor. 

 

17 Eylül 1961- Üç yalanla infaza doğru...

Yassıada’da subaylar, “Hanımına vereceğiz” diyerek ikna ettikleri Menderes’in fotoğrafını çekerler. Bu infaz gününün ilk yalanıdır. Ardından ikinci yalan olarak, intihara teşebbüsü itiraf ettirmek için plan yaparlar. İnfaz gününün son yalanını ise Ada Komutanı Albay Tarık Güryay söyler!

 

 

Saat 07:00: Başbakan Menderes uyanır, kahvaltısını ederken odada 2 subay vardır. Az sonra Ordu Foto Film Merkezi Amiri, İsmail Şenyüz odaya alınır. Üzerinde pijamaları olan Menderes fotoğraf çektirmek istemez ama odadaki subaylar “Fotoğrafları hanımına vereceğiz, seni hasta biliyorlar” diye ikna eder ve tek bir kare fotoğraf çekilir. Bu infaz gününün ilk yalanıdır. Amaç sağlıklı halini belgelemektir.

Saat 08:30: Ada Komutanı’nın odası... Albay Tarık Güryay odasına son Savunma Bakanı Ethem Menderes’i getirir. Adnan Menderes’in yanına gitmeden önce intiharı itiraf ettirmek için bir plan yaparlar. İnfaz gününün ikinci yalanı budur. 

Saat 08:50: Adnan Menderes’in odasının önünde ada komutanı, fotoğrafçı İsmail Şenyüz’e kaç kare fotoğraf çektiğini sorar, bir kare cevabını alınca kızar, ayrılma buradan diye içeri girer. İçeride nasılsın konuşmalarından sonra yalanı söylemek Ethem Menderes’e düşer, “Senin yüzünden komutan zor durumda kaldı, hakkında soruşturma açıldı. Bir sürü insan da tutuklandı” der. Zarif Adnan Menderes üzülür, yazılı ve sözlü ifade vereceğini söyler. Ondan sonra odadaki görüşmeler son derece garip bir hal alır. Adnan Menderes iğneyle zehirlendi mi bölümünde doktor raporlarını, odada yapılan konuşmaları ve ada komutanının kitabında yer alan çelişkileri uzun uzadıya yazacağım. 

Saat 09:30: Ankara-Başbakanlık: Adnan Menderes’in eşi Berrin Menderes ve oğlu Aydın Menderes sabahın erken saatinde İsmet İnönü’nün kapısını çalar, infazların durdurulması için yardım isterler. İsmet Paşa daha önce de duruma müdahale etmeye çalıştığını anlatır ama “Delirmiş gibiler” diyerek sonuçlanmadığını belirtir. O saatte Dışişleri Bakanı Zorlu ve Maliye Bakanı Polatkan’ın idam edildiğinden haberleri yoktur. İnönü, başbakanlık binasına gider, Gürsel’e idamları durdurmasını rica eder, saat 16:30’da Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay ile buluşma kararı verilir. Başbakanlıkta ilk 2 infazı öğrenen İsmet Paşa morali bozulmuş halde evine döner. 

 

Saat 10:05: Yassıada: Adnan Menderes’ten istediklerini alan komutan ve Ethem Menderes odadan ayrılırlar. Adnan Menderes, komutanın odasına çağrılmayı beklerken komutan, İstanbul’dan gelen doktor heyetiyle tekrar odaya girer. Menderes zarif adamdır, doktorları pijamayla karşıladığı için özür diler. Ateşine bakmak için ağzına sokulan dereceyi mendiliyle silerek geri verir. Muayene biter ama işkence bitmez. 4 saat sonra idam edilecek Menderes’e bir de prostat muayenesi yapılır. Kayıttan deşifre konuşmaları aşağıda bulabilirsiniz. 

 

Aşağılamak için prostat muayenesi 

Dr. Tavat: “Efendim bir şey unutmuşuz. Prostat muayenesi yapalım da...”
Menderes: “Efendim?”
Dr. Tavat: “Prostat muayenesi yapılacak.”
Menderes: “Yok bir şey...”
Dr. Tavat: “Ama bu lâzım...”
Menderes: “Nasıl olacak bu?”
Dr. Tavat: “Şey ile, eldivenle. Prostatta bir şişlik filan var mı?”
Menderes: “Yapamıyorum yani... İstirham ediyorum, utanıyorum.”

 

Saat 11:00 Adnan Menderes’in odasına giren subay “Komutan sizi çağırıyor” dedi. Başbakan yine ada komutanının odasına gideceğini düşünüyordu ama öyle olmadı. Kapıda bekleyen cipin içinde Albay Tarık Güryay oturuyordu. Menderes bindi, ilk sorusu “Nereye gidiyoruz?” oldu. Albay, Kasımpaşa’daki Deniz Hastanesi’ne kontrole gideceğini söyledi. Menderes şüpheyle üsteledi, “Doktorlar bir şeyin yok demişlerdi” diye. Albay “Öyle dediler ama esaslı bir muayeneye tabi tutulman gerektiğini söylediler” dedi. Bu da günün son yalanıydı. Menderes inanmış ve ada komutanından eşinden mektup gelirse hastaneye yollamasını rica etmişti. 

 

 

 

Saat: 11:15J-15 Hücumbotu: Başbakan Adnan Menderes’i taşıyan hücumbot Yassıada’dan ayrıldı. Hücumbotta Deniz Yüzbaşı İsmail Sıdal, Topçu Üsteğmenler Tuğrul Sungar ve Kemal Atasaral vardı. Yassıada’dan kalkan 2. hücumbotta ise infaz için Başsavcı Egesel, foto-şubeden İsmail Şenyüz ve diğer görevliler bulunuyordu. Menderes, hücumbotun İstanbul’a değil, İmralı’ya doğru seyrettiğini fark etti mi, etsiyse ne hissetti bilmiyoruz.  

 

Saat 12:15: Menderes için son şans kaçıyo

Tam bu saatte Yassıada Komutanı Tarık Güryay’ın telefonu çalar. Arayan Cemal Gürsel’dir: “Tarık, Menderes’i bir yere gönderme” der. Ada komutanı durumu anlatır, “Hücumbot İmralı’ya varmak üzeredir, bir emriniz varsa derhal bildirelim” der. Gürsel, “Yok, hayır der, Yapacak bir şey yok, olan olmuş artık.” 

Yıllar sonra ortaya çıkar ki Gürsel, ada komutanı’ndan önce İstanbul Sıkıyönetim Komutanı’nı ve onu bulamayınca zırhlı birlikler komutanını aramış ama ikisiyle de konuşamamıştır. Gürsel, Silahlı Kuvvetler Birliği adı altında örgütlenmiş bu cuntanın iki önemli ismiyle konuşup ikna edebilse belki de Menderes kurtulacaktı. 

 

İdamından sonra üzerinden çıkanların listesi (üstte). Cellatlara ödeme yapılması için hemen emir yazıldı (altta).

 

Saat 12:30: İmralı Adası  

Milli Birlik Komitesi’nin idamına onay vermediği ve müebbet hapse mahkûm edilmiş Demokrat Partililerin tutulduğu hücrelere elleri silahlı askerler girer, hükümlülere camdan uzaklaşmaları emri verilir. Menderes hücumbottan indirilir. Tutanaklar gardiyanlara teslim edilir. Elleri kelepçelenip, İmralı Cezaevi müdürünün odasına götürülür. İdam kararı yüzüne okunur. Yakasına hüküm özeti iğnelenir. Menderes, son dini vecibesi için din görevlisiyle yalnız kalmak ister, izin vermezler. Son sözleri sorulur, söyler, bir görevli not alır. Sonra idam gömleği giydirilir. Elleri arkasından kelepçeli olarak darağacına götürülür. Sağlıklı olduğu belli olsun diye gardiyanlar koluna girmezler. 

  

İnfaz saati karmaşası: Saat 13:21 mi, 14:28 mi? 

İmralı’daki hücrelerde saat 13:21’de “Allah” diye bir haykırış duyarlar. Menderes’in idam saati diye not düşerler ellerindeki Kuran-ı Kerim’in kenarına. Resmi raporlar başka bir saati işaret eder. Saat 14:28 diye belirtilir infaz saati. Saat 14:30’da Yassıada’daki telsizden “Ameliyat bitti” anonsu alınır.  

Bir devir sona ermiştir ama Adnan Menderes infaz edildiği gün sonsuza kadar yaşayacaklar kervanına katılmıştır... 

 

(Milliyet Gazetesi yazarı Özay Şendir’den iktibas edilmiştir.)

 

 

 

 

 

AUFTAKT FÜR DIE HEISSE PHASE DER WAHLWERBUN

Die Kandidatinnen und Kandidaten der Wahllisten der FREIEN WÄHLER Unterfranken trafen sich am Sa., 1. Juli im Sportheim des TSV Unterpleichfeld mit den Kreisvorsitzenden der Bezirksvereinigung und des Bezirksverbandes im Rahmen einer gemeinsamen Mitgliederversammlung zum Austausch und zur Einstimmung auf die beginnende heiße Phase der Wahlwerbung für die Landtags- und Bezirkstagswahl am 8. Oktober 2023.

Unsere Spitzenkandidatinnen Kultusstaatssekretärin MdL Stolz Anna Stolz und Land- und Bezirksrätin Tamara Bischof stimmten zusammen mit Bürgermeister und Bezirksrat Thomas Zöller mit flammenden Appellen an ein geschlossenes Auftreten auf nächsten intensiven Wochen der Wahlwerbung ein und warben einmütig um starke Unterstützung der Kandidatinnen und Kandidaten bei ihren Veranstaltungen vor Ort.

Als Mitglied des Landesvorstandes ordnete Anna Stolz auch das medial aufgeschreckte Geschehen um die Erdinger Veranstaltung und die umstrittenen Äußerungen von Staatsminister Hubert Aiwanger richtig ein. Sie betonte dabei, dass abgesehen von einzelnen missverständlichen Formulierungen, seine zentrale Botschaft war, dass es falsch, ja Demokratie schädlich wäre, die von der Politik der Ampel enttäuschten Wählerinnen und Wähler nicht mit deutlichen Botschaften anzusprechen, um sie ins bürgerliche Lager zurückzuholen.

Der intensive Austausch und die konstruktiven Diskussionen haben allen Beteiligten sichtlich gutgetan und Schwung für die anstrengenden Wochen bis zur Wahl am 8. Okt. gegeben.

Allen, die da waren, herzlichen Dank für die engagierten und konstruktiven Diskussionen.

Herzlichen Dank auch an Bürgermeister Alois Fischer und das Team der Sportgaststätte für all ihre Unterstützung!