Alman sağı nereye koşuyor?

90’lı yıllarda esen globalleşmenin etkilerine direnmeyi temel politika olarak ele alan Almanya, birleşmenin verdiği rüzgarla temel politikalarını değiştirmeden ayakta kalmasını bildi. Ancak, dünyadaki değişimler ve içteki değişim rüzgarları ne kadar karlı çıkıldı ne kadar zarar edildi sorularını devamlı gündemde tuttu.

Almanya, dünyanın önde gelen ülkeleri arasında yer alma konumunu sürdürürken, Avrupa Birliği (AB)’nin öncü gücü olduğunu da kabul ettirdi. Duvarın yıkılması ile hayal edilen ‘daha hür bir Almanya, daha hür bir Avrupa, daha barışçıl bir Dünya’ düşüncesinin sahipleri ise büyük bir hayal kırıklığına uğradılar. Dış şartların baskısıyla daha güvenlikçi politikalara yönelen Almanya, dizayn edilen iç şartların baskısıyla da aşırı sağ politikaların pençesine düştü.

Almanya’nın savruluşu kendisini en çok Türklere karşı yapılan saldırılarda gösterdi. Geçtiğimiz ay aramızdan ayrılan Mevlüde Genç Ana’nın beş aile ferdini kaybettiği Solinden katliamı gibi Mölln ve başka yerlerdeki saldırılar, NSU cinayetleri, camilere ve Türk derneklerine yapılan saldırılar artarak devam etti. Hükümetlerin bu konuya yaklaşımı çoğu kez kulağının üzerine yatma, yok sayma, işin içinde Çapanoğlu arama ve aşırı sağa, neo-nazilere yeni tavizler verme şeklinde oldu.

Bilhassa Alman basınının sorumsuz tutumu, aşırı sağ düşünce akımlarının hızla yayılmasına, orta sınıflarda taban bulmasına yol açtı. Temel motivasyonu Türk düşmanlığı ve yabancı karşıtlığı olan bu ideoloji önceleri marjinal partilerle sınırlıyken SPD’sinden CDU’suna geniş bir yelpazeyi etkisi altına aldı. Birçok devlet organının işin içinde planlayıcı, organize edici ve uygulayıcı olduğuna şahit olundu. Bu durum akıllara ister istemez Alman devletinin bir eksen değişikliği kararı alıp onu yürürlüğe soktuğu kanaatlerinin gelmesine vesile oldu. Peş peşe yaşananlar ve saldırıların sözde tedbirlerle azalacağı yerde giderek astronomik rakamlara yükselmesi bu tezleri güçlendirdi.

Global rüzgar Almanya’da öncelikle Sosyal Demokratlar’ı asıl çizgilerinin dışına itti. Gerhard Schröder yönetimindeki SPD ve kurduğu hükümetler, sosyal demokrat uygulamalar yerine neo-liberal politikalara sarılınca hem Almanya’da iktidarı kaybettiler hem de Avrupa’da sosyal demokrasi sert bir darbe yedi. Hıristiyan demokrat Angela Merkel’in neo-liberal politikalar ile Almanya’nın menfaatlerinin korunması arasındaki çırpınışı sadece bir miktar zaman kazandırdı. Kendisinden sonra geriye birdenbire zayıflayan ve Atlantikçilerin eline geçen bir parti kaldı.

Beklenmedik ve biraz da hazırlıksız şekilde Şansölye koltuğuna oturan Olaf Scholz’un daha iktidarının başında Rusya-Ukrayna savaşının sıkıntıları ile baş başa kalması, Hıristiyan Demokratlarda kısa süre içerisinde tekrar iktidar olma heveslerini canlandırdı. İktidarın başarısızlığı ve dağılan sağ oyların toplanmasının bunu kolayca sağlayacağına dair düşünceler belli bir kesimi heyecanlandırıyor.

Ancak, CDU’nun başına Atlantikçiliği ve aşırı sağa açık görüşleriyle bilinen Friedrich Merz’in geçişi AfD ve benzeri partilere kayan sağ oyların tekrar CDU’da toplanacağı ümidini doğurduysa da bu tez kısa süre içerisinde geçersiz hale geldi. Çünkü aşırı sağ ve neo-nazi düşünce odakları son çeyrek asırda sürekli istemeye ve istekleri doğrultusunda hareket edildiğini görünce daha fazla istemeye alıştırıldılar. Kitle partilerinin verdiği tavizler daha büyük tavizler istenmesinden başka işe yaramadı. Yarış birçok alanda kitle partilerinin kendi aralarındaki yarışı veya ılımlılarla aşırıların yarışı olmaktan çıktı; aşırı sağcı partilerin birbirleriyle yarışı haline dönüştü.

Geçtiğimiz günlerde CDU, AfD, SPD gibi partilerden kişilerin bir araya gelmesiyle kurulan ve bazı çevrelerce yeni bir AfD olarak değerlendirilen ‘Bündnis Deutschland’ (Almanya Birliği) adlı parti Alman sağının tekrardan birlik sağlama noktasının çok uzağında olduğunu açıkça gösterdi.

Almanya’nın menfaati, AB’nin geleceği ve dünya barışının Almanya’nın aşırılıktan arınmış politikalara dönmesiyle mümkün olacağını herkes biliyor. Ancak, günümüz Almanya’sına bakınca bunun yakın gelecekte sadece hayal olduğu da görülüyor.

Aytürk

Avrupa Türkleri ile 2000 yılından beri beraberiz. Türk toplumunun gelişme sürecinden sürekli haberdar olmak için bizi takip edin...

https://www.latifcelik.de