Print this page

Meyhane müziği ve adi müzik suçlaması - 2

Gazete sayfalarında ise piyasa müziğinin, bir  - başka bir deyişle Osmanlı- müziğinin popüler kanadının klişeleşmiş ismi meyhane musikisi, hatta alkolik musikidir. Aynı gazetelerde bir yandan eski musikiyi devam ettirenlerin mürteci sayılmaları gerektiği savunulurken, bir yandan da bu musikinin içki alışkanlığını teşvik ettiğinden yakınılması ve Türk müziğini meyhanelerden kurtarmak için seferberlik ilan edilmesi trajikomiktir. Türk müziğinin yasaklanması kararında imzası olan Cemal Reşit Rey mesela, meyhane musikisi olduğunda eski musiki bilgisiz alaturka erbabından, Itri’leri meyhanelerden kurtarmak gerek diyerek Türk müziğinin kurtarıcılığına soyunur

 

Meyhane müziği söylemi, Türk müziğine en ağır hakaretlerde bulunurken bile hakiki Türk müziğine sahip çıkmıyormuş izlenimini vermeye de yarar. Örneğin Peyami Safa Türk müziğini Meyhaneden kurtarmak için birbiri ardına yazılar yazarken, bir yandan da resmi müzik politikalarının en hareketli savunucusu olmaya devam edebilmektedir. Safa’ya göre meyhaneler alaturka musikinin mezarıdır.

 

Türk müziğinin resmi kurumlardan dışlanmasına karşı tek bir ciddi itirazda bulunmayan safa, onun mezarı başında ağıt yakmakta ve bu ölümünden meyhane müziğini sorumlu tutmaktadır. Adeta klasik Türk müziğini mezara koyan, onu eğitim kurumlarından kovanlar, radyoda  icra edilmesini yasaklayanlar değil, piyasada icra edenler olmaktadır.

 

Türkiye’de yerli Nadir Nadi müzikleri sınıflandırılırken bir tarafa halk müziğini diğer tarafa tekke ve meyhane Mûsikisi’ni koyar. Tekke ve meyhane gibi birbirine bu kadar zıt görünen iki ortamın aynı Musikiyi tanımlamak için kullanılması bir yandan resmi söylemin tutarsızlığına işaret ederken, bir yandan da bu eski musikinin hiç de öyle olmadığını, aksine çok farklı toplum kesimleri arasında canlı bir şekilde varlığını öldürdüğünü gösterir. Her müziğin farklı kesimleri ve mekanlara hitap eden farklı üslupları vardır, bunların da bu mekanların isimleriyle tanımlanması anlaşılır bir durumdur.  Fakat burada mesele bu müziğin farklı kollarını sınıflandırılmak değil, onu bir bütün olarak aşağılayacak bir damga yapıştırmaktır.

 

Bu yüzden de konu tartışılırken nesnel  ifadelere pek rastlanmaz, zaman zaman son derece öfkeli ve aşağılayıcı bir nefret dili kullanılır. Mesela Nadir Nadi tamamıyla ölü ve manasız bulduğu bu musikiden nefret ettiğini ve işittiği zaman adeta hastalandığını belirtir. 1930 lu yıllarda alaturka meyhane özdeşliği hakim söylem tarafından o kadar yerleşik hale getirilmiştir ki, Yeşilay cemiyeti 1933’te insanları içki özendirdiği gerekçesiyle alaturkanın yasaklanmasını önerebilmiştir. Meyhane müziğine karşı açılan kampan yanın anlamını daha iyi kavramak için onun pratikte ne ifade ettiğini kısaca hatırlamak gerekir. Sözgelimi meyhanelerde ağırlıklı icra edilen repertuarın en önde gelen bestecilerinden biri olan Şevki bey, Hacı Arif Bey’in açtığı şarkı çağının en büyük temsilcisidir. Bugün klasik Koro konserlerinde bile meyhane bestecisi Şevki Bey’in eserlerinin kendine yer bulması ilginçtir. Keza eserleri meyhanelerde hep zevkle dinlemiş olan Selahattin Pınar, 20. yüzyılda saadettin kaynak ile birlikte Türk müziğini içeriden yenileyen en önemli bestecilerden biridir, Atatürk’ün sofrasına sık sık davet edilir ve büyük saygı görüş, besteciliğe Mesut Cemil gibi piyasa musikisine karşı en sert tutumları benimseyen bir klasikçi tarafından bile övgüyle karşılanmıştır. Keza müzeyyen Senar gibi gözünü programları ile ön plana çıkmış bir ses sanatçısı, Zeki Arif Ataergin gibi klasik üslupta çok üst düzeyde eserler besteleyen bir ismin kendi eserlerini ilk kez geçtiği sanatçılardan biridir. Yani bu musikinin farklı dalları arasında sanıldığı kadar kutuplaştırıcı bir ilişki söz konusu değildir. Türk müziğini camiası birbiriyle pek çok noktada kesişen bir sanat dünyasını paylaşmaktadır. Meyhane Musukisi suçlamasının içki tüketimi ile pek ilgisi olmadığını bazı gazete haberlerinden ve anılarında da anlayabiliriz. Zira Türk müziği icra edilen bir çok mekanın içkisiz olduğunu, buna karşın burada icra edilen müziği meyhane müziği denmekten vazgeçilmediğini görürüz. Sırf bu bile meyhane müziği söyleminin, Türk müziğinin mevcut durumuna dair nesnel bir gözlemi  yansıtmaktan ziyade, bir sembolik şiddet aracı olarak kullanıldığını göstermektedir. Kaldıki eğitim kurumlarından ve resmi kamusal alandan dışlanan, kültürel elit tarafından sürekli aşağılanan bir müzik geleneğinin kendini sürdürebilmek için meyhanelere sığınmasını da herhalde anlayışla karşılamak gerekir.

Ne olursa olsun bir gün aynı çevreler tarafından hem saray müziği, hem meyhane müziği, hem tekke müziği, hem piyasa müziği olarak adlandırılabiliyorsa, bunun tek bir anlamı olabilir. Bu müzik toplumun bütün kesimlerinde nüfuz etmeyi başarmıştır. Alaturka alafranga çatışmasını bu kadar şiddetli kılan da bu gerçektir.

Aytürk

Avrupa Türkleri ile 2000 yılından beri beraberiz. Türk toplumunun gelişme sürecinden sürekli haberdar olmak için bizi takip edin...

https://www.alp-media.org