Print this page

Mİsikî inkılâbı: Tekkelerin kapatılması

Osmanlı müziğine çok daha derinden etki eden bir diğer siyasi karar tekke ve zaviyelerin kapatılmasıdır. Bilindiği gibi tekkeler, saray meşkhanesi ve mehterhane ile birlikte geleneksel Osmanlı müziğinin en önemli eğitim, icra ve aktarım merkezlerinden biridir. Bilhassa Mevlevihaneler, bu müziğin hem yaratıldığı, hem topluma arz edildiği, hem de bu müziği öğrenecek ve icra edecek yeni yeteneklerin toplumdan devşirildiği merkezlerdi.

19. yüzyılın sonuna gelindiğinde Şark musikisinin kendine özgü nazariyatını bilen yalnızca üç kişibulunduğu, bunlarında yeni kapı, Galata ve bahariye Mevlevihane’lerinin postlarında oturan üç Mevlevi şeyhi olduğu söylenir. Bu bile tekkelerin klasik Osmanlı-Türk müziği geleneği açısından ne kadar merkezi bir role sahip olduğunu göstermektedir. Nitekim 20. yüzyılda modern Türk müziği nazariyatının temel esaslarını kuran Rauf Yekta, saadettin Arel ve Suphi ezgi gibi müzik adamlarımızın hepsi Mevlevihaneden yetişmişlerdi . Bestekârlık açısından da tablo aynıdır. Bilhassa son dönem Bestekârlarının neredeyse tamamı Mevlevilikle ilişkilidir.

 Gerçi Mevlevihaneler daha II. Murat zamanından beri Osmanlı müziğinin önemli merkezlerinden biri olmuştur ama 19. yüzyılda Enderun ve Mehterhane’nin kapanmasıyla birlikte, Dârul-Elhan’ın açılmasına kadar, belki de tek ciddi eğitim kurumu haline gelmiştir.

Tekkelerde sadece dini eserlerin geçilmediğinin, din dışı repertuarın aktarılmasında da bu kurumların son derece etkili olduğunu belirtmek gerekir. Bilhassa meşk yöntemi ile aktarılan bir müzik geleneğinde, dar bir meşk zinciri içinde muhafaza edilmesi güç olan geniş bir repertuarın gelecek kuşaklara aktarılması ancak müzik halklarının genişliği ile mümkündür. Tekkeler bu meşk zincirinin tabanını geniş tutarak repertuarın korunmasına hizmet eden kurumlardır. Enderun ve Mehterhane’nin ardından, tekkelerinde kapatılması, ciddi Türk müziği eğitimi veren bir kurumun kalmamasına yol açmış, meşk halkalılarının bir kısmı kopmuş, yüksek musiki konaklarda ve evlerde daha dar halkalar içinde varlığını sürdürmeye başlamıştır. Dolayısıyla tekkelerin kapatılması, ciddi bir repertuvar kaybına da yol açmıştır. Dini repertuar açısındansa kayıp elbetteki çok daha büyüktür. Mevlevi ayinlerinin bütün bir müzik geleneğimizden yüksek ve sanatlı forma olduğunu düşündüğümüzde, yüksek sanatın aydınlara ulaşmasındaki kesinti açısından da kararın sonuçları dramatiktir. Bunun kültür dünyamız açısından ne ifade ettiğini, 1978 yılında yapılan bir açık oturumda Murat Belge gibi Osmanlı kültür ve sanatıyla kitap yazacak düzeyde ilgilenen bir aydının bile çok yakın zamana kadar tek bir Mevlevi ayini bile dinlememiş olduğunu itiraf etmesinden gözlemleyebiliriz. Durumun vahametini kavrayabilmek için, müzikle az çok ilgilenen bir batılı entellektüellerin Bach’ın ayin müziği olarak bestelediği meşhur si minör Missa’sından veya Mozart’ın, Verdi’nin Reguiemlerinden habersiz olduğunu düşünün.

Bu açıdan tekkelerin kapatılmasına eşlik eden kültürel kıyım, sadece tasavvuf çevreleri için değil, seküler kesim içinde büyük bir kültürel kayba işaret eder.

Bunların yanı sıra, tekkelerin kapatılmasının, müzik tartışmalarında alafranga Cephesi’ne alaturkayı miadını doldurmuş “ölü„ bir müzik olarak sunma da bir dayanak sağladığını da söyleyebiliriz. Nitekim gazete ve dergi sayfaları saray ve tekkelerin ortadan kalkması ile birlikte şark musikisinin yaşamasına imkan kalmadığı, dolayısıyla en iyi ihtimalle bu müziğin müzeye kaldırılması gerektiği yönünde iddia ve önerilerle doludur. Karikatürlerde sarkmış şark musikisi küresine kırık Tanburları, neyleri, udları doldurmuş, memleketi terk eden derviş kıyafetleri giymiş bir ihtiyar kılığında resmedilir. Tekkeler kapatıldığı sırada Osmanlı müziğinin yaşayan en büyük Üstatları dini veya din dışı müzik icra etmelerinden bağımsız olarak, bir şekilde tekkelerde ilişkiliydi. Dolayısıyla alaturka-alafranga tartışmaları sırasında Osmanlı müziğinin tekke ile, tekkenin de irticayla özleştirilmesi sebebiyle, Tekke kökenli alaturka savunucularının söylemsel meşruluk alanının dışına itilmesi daha kolay oldu.

Tekkelerin kapatılmasının bir diğer önemli etkisi tekke kökenli pek çok yetenekli müzisyen için gündelik hayatın idamesinde önemli bir maddi imkansızlık ortaya çıkmasıydı. Tekelioğlu’na göre 1930 lardan sonra, İstanbul ve genç cumhuriyetin diğer önem ve kent merkezlerinde dili gelenekten yetişen yetenekli müzis-yenlerden bazıları, müziklerini Sekülerleştirmek ve  yaşayabilmek için çalışmalarını popülerleştirmek durumunda kalmış, bu önemli gelişme, Cumhuriyet elitlerinin düşlediği senteze en büyük engeli oluşturacak yeni bir müzik zevkine, yeni bir tarza yol açmıştır.

Last modified on Mittwoch, 13 April 2022 18:27
Aytürk

Avrupa Türkleri ile 2000 yılından beri beraberiz. Türk toplumunun gelişme sürecinden sürekli haberdar olmak için bizi takip edin...

https://www.alp-media.org