Müzikte Kamplaşma

 

Alaturka camiasısın kendine  uygulanan sembolik şiddet karşısında tercih edilebileceği davranış şekillerini son derece çeşitli olduğunu en başta kabul etmemiz gerekir. Bu bölümde odaklandığımız söylemsel mücade le, daha çok oyunu oynamaya değer bularak kültürel alana dahil olan ve çeşitli stratejiler yoluyla kendi meşruluk alanını genişletmeye çalışanları dikkate almaktadır. Ancak bu, kaçınılmaz bir tutum değildir. Başka tercihlerde her zaman mümkündür. Sözgelimi alaturka camiasına mensup olanlar, pekala batılılaşma politikaları doğrultusunda inşa edilen meşru kültürel alana girmeyi tümden reddedebilir ve kültürel pratiklerinin bu alanın dışında sürdürülebilirlerdi.

 

Alaturka tıpkı bir zamanların Rebetikosu gibi bir yeraltı müziği haline gelebilir veya resmi görüşün onayına ihtiyaç duymaksızın kendi bağımsız kültürel alanını inşa edebilirdi. Keza alaturka müzisyenlerin Ortodoks resmi görüşe tamamen boyun eğerek kulvar değiştirme leri, mensup oldukları geleneğin taşıyıcısı olmaktan tamamen vaz geçerek batı müziği icracısı olmayı tercih etmeleri ve bu sayede kültürel alan içinde daha avantajlı konular elde etmeye çalışmalarda mümkündür. Elbetteki bir zamanlar alaturka camiası içinde olupta, belli bir çıkar elde etme arzusundan bağımsız olarak batı müziğinin üstünlüğünü ikna olmuş, resmi görüşü gönülden benimsemiş veya estetik beğenilerinin bir sonucu olarak alaturka alafranga kamplaşmasında kulvar değiştirenlerde vardı. Ancak alaturka camiasının asıl gövdesi resmi görüşün meşrutiyet çerçevesi içinde oluşan kültürel alan içinde kendi kimlikleriyle birer Türk müziği sanatçısı olarak oyuna katılmayı tercih etti. Bu tercih gelenin süreklilik ve değişim sürecine damgasını vuran temel etkenlerden biridir. Çünkü resmi politikalar karşısında geleneğin değişerek ayakta kalmasını mümkün kılan bütün uyum ve direnç örüntüleri paylaşılan bu ortak kültürel alan içindeki karşılıklı etkileşim, mücadele ve müzakere süreçlerinin bir sonucuydu. Taraf değiştirme teslimiyet ve kayıtsızlık seçeneklerinde ise bu zengin ve karmaşık oyun ve direnç stratejilerini gözlemek çok daha zordur. Yine de bunların her birinin pratikte mümkün olduğunu ve olup biten hiçbir şeyin Türk müziğinin kaçınılmaz kaderinin bir parçası olmadığını göstermek için kısaca bu tutumlara da değineceğim.

 

Ancak her şeyden önce müzik gibi şahsi beynin Siyasal veya toplumsal stratejileri indirgenemeyecek kadar önemli olduğu bir alanda, alaturka ve alafranga diye iki düşman kaptan ve bunların taraflarından bahsetmenin aslında hiç de doğru olmadığının bilincindeyim. İnsanın tercih ettiği müzikle dünya görüşü arasında doğrudan bir ilişki kurmak da büsbütün yanlıştır. Her şey bir yana, musiki inkılâbının fikir babası Atatürk’ün şahsi hayatında batı müziğinden hiç haz etmediğini ve bir Türk müziği tutkunu olduğunu biliyoruz. Keza dönemin kısır tartışmalarında karşı cephelerin sözcülüğünü üstlenen isimlerini bile kişisel hayatlarında düşmanca film müziğini zevkle dinlediğine dair pek çok örnek bulabiliriz. Alaturka -Alafranga ayrımının bir çatışmaya, kamplaşmaya dönüşmesi ve herkese bir taraf tutma kısırlığı içine hapis etmesinin sebebi, estetik tercihlerden ziyade Siyaseti müdahalesidir. Sözgelimi Dârul- Elhân 1926’ ya kadar Her ikimizin bir arada yaşadığı ve Öğretildiği aynı kurum tarafından hem batı müziği hem Türk müziği konserlerinin verildiği, ikisinin birbirinden kompleksiz bir şekilde faydalanabildiği bir kurumda. Alaturka ile alafranga arasındaki kalp taşmayı belirginleşti-ren, bir tarafın devlet tarafından dengesiz bir şekilde desteklemeye başlaması, karşı tarafın sürekli olarak aşağılanması, kendini meşru bir şekilde ifade ve temsil edecek imkanlardan yoksun bırakılmasıdır. 1926 da  Darül-Elhân’ın alaturka bölümünün kapatılarak şark musikisi eğitiminin yasaklanması bu açıdan bir dönüm noktasıdır.

 

Karardan yana olanlar gazetelerde tek parti rejiminin otoriter yönetiminden ve milli mücadeleden zaferle çıkmış yeni kadronun toplum nezdindeki büyük itibarından güç alarak, Türk müziği aleyhine acımasız bir saldırı baş bırakmıştır. Alafrangacıların arkasındaki devlet desteği tartışmayı eşsiz bir mücadele ile dönüştürmüş, bu ise tarafları daha da hırçınlaştırmıştır. Alaturka cephesi dediğimiz şey işte tam da bu sembolik şiddete karşı koymak amacıyla oluştuğundan, taraf değiştirerek hakim söylemi onayla-yanlar veya Türk müziğine karşı batı müziğini tercih edenler alaturka cephesi tarafından aile damgası yemiş, fırsatçılıkla suçlanmıştır. Böylelikle 20. yüzyılın ilk çeyreğinde ki yeni sentezler arayan kapsayıcı esnek yaklaşımlar yerine her iki cephede de muhafazakar katı dışlayıcı yaklaşımları bırakmıştır.

 

Aytürk

Avrupa Türkleri ile 2000 yılından beri beraberiz. Türk toplumunun gelişme sürecinden sürekli haberdar olmak için bizi takip edin...

https://www.alp-media.org