Aytürk

Aytürk

Avrupa Türkleri ile 2000 yılından beri beraberiz. Türk toplumunun gelişme sürecinden sürekli haberdar olmak için bizi takip edin...

 

 

 

 

 

 

 

Almanya’da staj, gençlerin kariyerlerine güçlü bir başlangıç yapmaları için önemli bir süreçtir. Staj, teorik bilgiyi pratik deneyimle birleştirerek gençlere sektörel anlayış kazandırma amacını taşır. Stajın aynı zamanda dil becerilerini güçlendirmek ve kültürel anlayışı artırmak için bir platform sağladığı da unutulmamalıdır. Staj, gençlere hem mesleki hem de kişisel gelişim açısından benzersiz bir deneyim sunar. Bir siyasetçinin bürosunda staj yapmak ise, genç bireylerin demokrasiye katkı sunmaları ve siyasetin karmaşık dünyasını anlamaları için eşsiz bir fırsattır. Bu staj, gençlere siyasetin işleyişini keşfetme, toplumsal sorunları anlama ve demokratik süreçlere katılma imkanı sunar. Siyasetçinin bürosunda staj yapmak, gençlerin siyasi sistemde etkili bir şekilde çalışma becerilerini geliştirmelerine de yardımcı olur. Bu deneyim, stajyerlere halkla iletişim, politika analizi ve stratejik planlama gibi temel siyasi yetenekleri kazandırmakla kalmaz, aynı zamanda liderlik ve takım çalışması gibi genel becerileri de güçlendirir. Milletvekili bürosunda staj yapmak, gençlerin siyasi sistemde aktif rol alarak toplumlarına hizmet etme sorumluluğunu anlamalarına da yardımcı olur.

 

Billstedt semtindeki milletvekili bürosunda sık sık farklı etnik kökenlerden gençlere staj imkanı sunan Hamburg Eyalet Parlamentosu Milletvekili Barış Öneş (SPD), stajın önemini şu cümleleriyle vurguluyor.

Almanya’ya işgücü olarak gelen göçmen kökenli bir ailenin çocuğuyum ve bugün bir hukukçu ve milletvekiliyim. Okul ve üniversite eğitimim döneminde tavsiye alabileceğim, örnek olarak görebileceğim akademisyenler tanımadığım için büyük zorluklar yaşadım. O dönemlerdeki yaşadığım sıkıntılardan sonra gençlere kapılar açmak, onlara destek olmak için kendime söz verdim ve bugün, bunu başarmış olmanın onurunu yaşıyorum.

Çıkmış olduğum yolda çok şey yaşadım, öğrendim, tecrübe kazandım ve bu bilgileri gençlerimizle paylaşmak istiyorum. Her şeyden önce onları motive etmek ve istenir, emek harcanırsa her şeyin başarılabileceğini onlara anlatmak istiyorum. Bünyemizde staj yapmak isteyen gençler bana E-Posta (Diese E-Mail-Adresse ist vor Spambots geschützt! Zur Anzeige muss JavaScript eingeschaltet sein!), Whatsapp (0157 545 000 49), Facebook (Barisoenes) veya Instagram (BarisOenes) üzerinden başvurularını gönderebilir.”

 

Barış Öneş’in milletvekili bürosunda staj yapan gençler ne diyor?

 

  • Gökdeniz Taşdelen (16) Çorumlu ailenin çocuğu

Barış Öneş’in milletvekili bürosundaki staj benim için çok keyifli geçti. Hamburg’da siyasetin nasıl işlediğini, siyasetçilerin nasıl çalıştıklarını, işlerin nasıl yürüdüğünü öğrenme, görme fırsatı buldum. Ekip çalışması da çok güzeldi ve ben de hemen o ekibin bir parçası oldum. Kendimi çok değerli ve ekibe ait hissetmek harika bir duygu. Milletvekili bürosunda çalışmalar çok yönlüydü ve staj o kadar hoşuma gitti ki; ben de artık siyasete angaje olmaya başladım.”

 

  • Mercy Nwankwo (17) Hamburg doğumlu, kökeni Nijerya, Bosna, Hırvatistan’dan geliyor. Sank-Ansgar-Gymnasium 11. Sınıf öğrencisi

Barış ve ekibi, öğrencilere çok yönlü staj imkanları sunuyorlar. Broşürlerin hazırlanmasından meclis oturumuna katılmaya kadar geniş bir alanda çalıştık. Barış’la, ekipteki arkadaşlarla ve diğer stajyerlerle fikir alışverişinde bulunmak beni zenginleştirdi. Politika ve Hamburg toplumunu daha iyi anlama, Rathaus’un etkileyici mimarisi ve tarihçesini öğrenme fırsatı buldum. Siyasetin organize yapısı, meclis ve milletvekillerinin görevlerini, vatandaşla nasıl diyaloğa girileceği, nasıl ikna edici ve etkili konuşulabileceğini, konuşma hazırlanabileceğini, önergelerin nasıl ortaya çıktığını ve parlamentonun karar alma sürecini öğrendim. Stajımdan sonra bile Barış’la düzenli görüşmelerim devam ediyor. Barış, stajdan etkinlik, kitap, kişisel iletişimler formunda daha uzun süreli yararlanabilmemiz için stajyerleriyle iletişimin devam etmesine özen gösteriyor. Şu an JUSOS Billstedt’in başkanı seçildim. Yaptığım staj sayesinde Annkathrin Kammeyer’in (SPD-Billstedt’te Barış Öneş’le birlikte yönetimde) milletvekili bürosunda Minijob imkanı kazandım. ”

 

  • Hawau Tchamouza (17) Gymanasium Marienthal, Almanya doğumlu, Ganalı ailenin çocuğu

Barış’ın bürosundaki staj benim için oldukça eğiticiydi. Çok farklı kültür merkezlerinde tecrübeler edinme imkanı buldum. Staj genel olarak çok yönlü, enteresan ve etkileyiciydi. Yaptığım her işte, her yerde yeni bir şey öğrendim, meslek hayatı hakkında bilgi sahibi olmama da çok yardımcı oldu.”

 

  • Alham, 18 yaşında ve 2 yıl önce mülteci olarak gelen Ezidi bir genç

Sosyal hayatımızın çerçevesini seçilmiş temsilcilerimiz belirlediği için hepimizin siyasetle ilgilenmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu nedenle, özellikle kadın siyasetçilerin günlük yaşamda neler yaptıklarını birinci elden öğrenmek arzusuyla stajımı bir milletvekili bürosunda yapmak istedim. Ben de bu toplumun bir parçasıyım ve sadece içinde bu toplumun içinde yer almak değil, aynı zamanda şekillenmesinde de rol almak istiyorum. Barış Öneş’in bürosunda geçirdiğim zaman, beni siyasi olayları yakından takip etmem konusunda oldukça cesaretlendirdi ve motive etti. Zira politikacıların kararları hepimizi birçok açıdan etkiliyor.”

 

  • Daniel Schneider, 18 yaşında, Billstedt’ten Rus-Alman genç

“Politika her zaman ilgimi çekmiştir ama politikacılarla pek temasım olmamıştı. Genel olarak her şey o kadar ulaşılmaz görünüyordu, ta ki Barış’ta staj yapmaya başlayıncaya kadar. Orada çok şey öğrendim ve bir sürü yeni insanla tanıştım ve sonuçta SPD’ye katıldım. Staj sonrasında bile Barış’la iletişimimiz kopmadı ve bu sayede ilginç, öğretici deneyimler yaşadım. Şimdi ise Hamburg-Mitte Belediye Meclisi için adayım. Tüm bu başarılarımı da Barış’ın bürosunda yaptığım staja borçluyum.”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Milliyet gazetesi Avrupa baskılarında muhabir olarak tanıdığım, daha sonra dergimiz Aktüel’de ve rahmetle andığım Kırım Türkleri Almanya genel başkanı Rafet Karanlık (ALLAH rahmet eylesin) üstadın yazı işleri müdürü olduğu Birlik gazetesinde birlikte  köşe yazarlığı yaptık. Uzun yıllar  beraber çalıştığım gazeteci yazar Sabriye Cemboluk ablamla Avrupa Türklüğünün dününü ve geleceğini söyleştik. Ayrıca  Röportajımızda  Avrupa'ya Türk Göçü de konuştuk.
 
 
"Sevgili Doğan Tufan bu arada beni de hatırladığın için teşekkür ederim. Tabii ben  her zaman Türk dilinin yaşadığımız topraklarda da yaşaması için savaş verdim. Kitaplarımı türkce yazıyor okullarda okuma günleri proğramları düzenliyorum"
 
-   Sabriye  Cemboluk gazetecilikde benim hocam, ablam. Size abla diyebilir miyim?
Elbette diyebilirsiniz ben sizlerin ablası sayılırım.
 
 -   Göçün değerlendirmesini yapar mısınız ?
 Efendim bugün geldiğimiz noktada artık göçün beşinci kuşakları yaşıyor. Onlar kendilerini göçmen saymayan, buralarda doğup büyümüş, ailesinden aldığı kültürü ve yaşadığı ülkenin katkılarını kendi yaşamlarında daha iyi düzenleyebilen bir kuşak var. Göçmen gibi hissetmiyorlar ama geldikleri yerleri, köklerini unutmuyor bu gençler. Burada en büyük pay elbette yıllarca en zor şartlarda çalışıp, her şeye rağmen memleketi ve aileleri ile bağlarını koparmayan eski kuşaklardır. Bunun en canlı örneği, izin mevsiminde bir yolunu, bir kolayını bulup, hala akın akın Türkiye'ye koşan insanlarımızdır.
Yeni kuşaklar artık neredeyse hepsi en azından bir meslek öğrenen gençlerimizden oluşuyor. Bildiğim kadarı ile siyasetten, ticarete artık her yerde varız. Sadece sanat alanını biraz boş görüyorum. Umarım gelecek yıllarda sanatın her dalında, daha fazla kendimizi gösterme fırsatımız olur. Çünkü hayatta ne kadar başarılı olursak olalım, hepimiz bir gün bu dünyayı terk edeceğiz. Geriye bizi hatırlatacak sadece sanat eserleri kalabilir. Bu arada sporcularımızı da tebrik etmeliyim.  Galiba en çok varlık ve popülerlik gösterilen alanların başında spor geliyor.
 
 -   Geleceğimiz olan gençliğimizin bugününü ve yarınını nasıl görüyorsunuz?
Geleceğimiz derken, ben kendi açımdan bakıyorum. Gelecek, aynı zamanda bir tercih meselesidir. Göçmen ve yabancı olarak bir burada ömrümüzü tüketirken, bir de baktık ki, Türkiye'deki vatandaşlarımız bizi ayırıp, başka bir yere koymuşlar. Alamancı damgası ile çarşıda, pazarda, bir çok yerde ya kandırılmaya ya da itilip kakılmaya başlamışız. Bunu sadece eski kuşaklara değil ne yazık gençlerimize de yapıyorlar. O durumda ben kendime bir soru soruyorum. Hangi ülkede daha çok yabancıyım? Hangi ülkede daha çok güvendeyim? Hangi ülkede bir sağlık sorunum olsa, daha iyi tedavi görürüm? Bu soruların cevabı ben de şu anda yaşadığım ülke oluyor. Üstelik çocuklar buralarda büyüyüp evlendiler. Torunlar da burada doğup büyümek teler. Ya Türkiye'de kimimiz kaldı? Geldiğimiz yıllarda hayatta olan bütün büyüklerimiz, hatta akrabalarımız, konu komşumuz bu dünyadan ayrıldılar. Evim, yerim, köyüm diye gitsek, bizi oralara bağlayan eski anılardan başka bir şey kalmamış. Erkekler kahveye çıksa, akranları yok olmuş, kadınlar konu komşu arasa, eskilerden kimse kalmamış. Oysa yeni yurt edindiğimiz yerlerde, hiç farkında olmadan kendimize yeni dostlar, komşular hatta hısım akrabalar edinmişiz. Bu durumda benim hissettiğim duygu, özünü muhafaza ederek, mutlu ve güvenli olduğun yerde yaşama kararıdır. Elbet de başta yazdığım  gibi bu ancak kişisel verilecek bir karar. Nasıl devam edeceğini en iyi önümüzdeki 10 yılda görebileceğiz.
Gençler için her dönemde bir takım endişelerimiz olmuştur. Onlar artık bizlere göre daha özgür büyümüz, dünya gençliği ile teknolojinin aynı nimetlerinden faydalanarak yetişmiş insanlardır. yeni kuşakların ana babalarının çoğu da yaşadıkları yabancı ülkelerde doğup büyümüş orta yaş kulağından oluşuyor. Onlar artık bu günleri ve gelecekleri için daha az endişe ediyorlar. Çünkü korktuğumuz bir çok olumsuzluk arık tüm dünyanın ortak sorunu oldu. Dünya büyük bir köye dönüştü. İşsizlik sorunu her ülkede, ekonomik zorluklar her ülkede, geçim sıkıntısı, azalan gelir kaynakları gene her ülkede yaşanmakta. Bu durumda yaşadığımız ülkede kalıp, bildiğimiz yollardan mücadele etmek bence en doğrusu olacak. Çünkü gençlerimiz bu ülkelerin kaliteli okullarında eğitim gördüler. Hiç meslek öğrenmemiş olanlar bile en azından iki yabancı dil  biliyor. Ben gençlerden ve onların geleceklerinden  çok umutluyum. Benim çocuklarım da bu ülkede okuyup, çok şükür iyi yerlere geldiler. Şimdi de torunlarımı  daha bilinçli bir şekilde yetiştirmeye devam ediyorlar. Sanıyorum yeni bir dünya savaşı çıkmazsa, gençlerimizin geleceğinden kaygı duymamız için çok fazla sebep olmamalı. Ama önce ana babalara çok iş düşüyor. Bilinçli ve örnek derecede çalışkan olmalılar.
 
-   Gurbetteki ailelere ve gençlere gazeteci gözüyle neler tavsiye edersiniz?
 Gazeteci gözü ile tavsiyelerim  yukarıda söylestigimiz gibi. Ama tekrar bazı konulara üstüne basarak değinmek isterim. Bizim güzel bir atasözümüz vardır. "Kuş yuvada gördüğünü yapar." Deriz. Gençler bizim yavru kuşlarımızdır. Hangi ülkede olursak olalım, kurduğumuz yuvalarda, gençlerimize örnek olacak ana babalar olmaya mecburuz. Bir kere düzenli bir gelirimiz olması için, hangi iş olursa olsun çalışmaya mecburuz. Sosyal yardım haktır ama bu ebedi olmamalı. Sosyal yardım yetişkinlere kolaylık ve rahatlık salarken, ilerleyen zamanlara, çocuklar ve gençler için kötü örnek teşkil ediyor. Gelir seviyesinin en alt grubunda yer alan bu kesim, gençleri ve çocukları ile birlikte toplumun dışına itiliyor. İtildikleri yerlerde onları kriminal olaylar ve ister istemez karanlık girdaplar bekliyor. Maalesef gençlerimiz arasında yıllardır son bulmayan  suçlar var. Toplumun dışına, kenarına itilmek, suça yaklaşmaktır. Cezaevlerindeki gençlerimizin aile yapısına bakınca, ortak noktalarda hep bu az gelirli  çalışmadan yaşanan hayatlar ve ana babalar görüyoruz. Tek tavsiyem çocuklu aileler lütfen istikrarlı bir şekilde çalışıp, evlatlarının da bir meslek sahibi olmasını sağlasınlar.  Eğer yaşadığımız yabancı ülkelerde, geleceği olmayan kesim kimlerdir diye düşürsek, ben sürekli sosyal yardım ile geçinenler, çalışmayanlar ve kriminal olaylara karışanlar derim. Yasalar her zaman değişir. Hiç bir ülke kendisine sadece yük olan, sorun çıkaran insanları memleketinde istemez. Ben şu andaki yasaların ebediyen böyle kalacağına pek inanmıyorum. İnandığım tek şey, yaşadığımız yabancı ülkeler, kendilerine yük olan yabancılardan kurtulmanın bir yolunu bulacaklardır. Çalışma yaşında olanlar çalışsınlar ve çocuklarına da bu konuda örnek olsunlar.
Öneri olarak  yukarda anlattığım gibi sanatsal faaliyetlerimizi arttırmalıyız. Ben bir yazar olarak her zaman bu topraklarda ana dilimin yazılan ve okunan bir dil olması için çalıştım. Kitaplarımı ve bütün eserlerimi Türkçe yazıyorum. Ama benim genç kuşaklardan bir  beklentim var. Türk edebiyatımızı yaşadığımız ülkelerde tanınması ve anlaşılması için bir "Profesyonel çeviri kurumuna ihtiyaç var." Çünkü artık yaşadığımız ülkedeki kuşaklar da değişti. Yeni kuşaklar kendileri ile birlikte yaşayan, işlerini, yaşam alanlarını , binalarını paylaşan   Yabancıların sanat ve kültürlerini tanımak istiyorlar. Türkçe tiyatrolar, Türkçe'nin okunup yazılan bir dil olarak yaşamasına ve yaygınlaşmasına, genç kuşaklar tarafından sevilmesine imkan tanır. Gönlüm bu konuda da gençlerimizin yeni atılımlar yapmasını istiyor.
 
-   Yayınlanmış ve yayınlanacak eserlerinizden bahseder misiniz?
2016 yılından beri kitaplarım Edirne Türkiyede Ceren yayınevi tarafından yayınlamaya başladı. Her yil bir kitap cıkarıyoruz. On binlerce okuyucu ile buluştum. İçlerinde rastgele bir kaç tanesini sectim. Türkiyemizin Edirnemizde bazı liselere de davet diliyorum. Okuyucularım 14 yaşından başlıyor. Her yaşta okuyucum var.
Şu anda EDİRNE KIRMIZISI kitabımı yaziyorum. Sonbahar da çıkacak Inşaallah. 
 
 -   Bize ayırdığınız bu kıymetli vakitlerinizden dolayı çok teşekkürler Sabrie Cemboluk ablam.
Röportaj  sorularına verdiğim cevaplar ile topluma bir ışık tuttuysam eğer mutlu olurum. ben de size çok teşekkür ediyorum. Dostluk ve selamlarımla
 
 
Haber ve resimler: Doğan Tufan 
 
 
 
 
 
 
 

Avrupa Türk basını bir duayen gazeteciyi kaybetti

 

45 yıldan bu yana Avrupa Türk basının hemen her kademesinde emek veren Mehmet Canbolat’ın hayatını kaybetmesi Avrupalı Türkler arasında büyük üzüntüye yol açtı.

Merhum Mehmet Canbolat’ın vefatı ile ilgili ilk açıklama KONAD Başkanı Sait Özcan’dan geldi.

Tarsus – Langen kardeşliğinin mimari ve Toplum Gazetesi’nin kurucu Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Canbolat milli duruşu yanında ve eylemlemi ile söylemi arasındaki tutarlığı ile tanınıyordu.

 

Mehmet Canbolat‘ın yakın arkadaşı ve uzun yıllardır abi – kardeş muhabbeti ilişkileri olan KONAD Başkanı Sait Özcan yaptığı açıklmada, “Hepimiz derin bir üzüntü içindeyiz. Emir hak vaki olunca hepimizin gideceğini biliyoruz ama, daha bir kaç gün öncesi görüştügüm değerli abimizi kaybetmeyi tarif debilecek durumda değilim. Gerçekten çok üzgünüm, şu an ortak dostlarımız ile biraraya gelerek merhumun ailesinin geride kalan fertleri ile dayanışma göstermek istiyoruz. Merhumun ailesine, dostlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyorum” şeklinde konuştu.

 

 

Mit einem Abschlussfest zur Aushändigung der Seepferdchen-Urkunden endete der Schwimmkurs für Familien und männliche Jugendliche und Männer mit und ohne Migrationshintergrund, der von zwei städtischen Mitarbeiterinnen, der Bildungskoordinatorin Zeynep Sen und der Integrationslotsin Sandra Bürger, organisiert worden war. Etwa 70 Personen nahmen an dem Fest teil. Darunter auch geladene Gäste wie die Regionalkoordinatorin vom Bundesamt für Migration und Flüchtlinge, Gabriele Wiedamann, Thomas Kram, Bildungsreferent vom Bundesprogramm „Integration durch Sport“ im BLSV, wie auch Serpil Güclü Adolph und Jules Masuku Ayikaba vom Ausländer- und Integrationsbeirat.

Bürgermeister Martin Heilig dankte den 12 ehrenamtlichen Helfern, ohne die es nicht möglich gewesen wäre, die Kurse zu halten: „Die bunte Vielfalt der Herkunftsländer der Teilnehmenden – von Syrien über Afghanistan, Ukraine und Polen, bis hin nach China, Korea, Ägypten, Iran, Deutschland und Indien – spiegelt die kulturelle Bandbreite unserer Stadt wieder. Durch die gemeinsame Teilnahme an den Schwimmkursen haben Sie nicht nur das Schwimmen erlernt, sondern auch eine Brücke der Verständigung und Integration gebaut.“ Heilig betonte die gesundheitsfördernde Wirkung von Schwimmen, das Beweglichkeit, Koordination und Kraft fördere und als gelenkschonender Sport für Menschen jeden Alters geeignet sei. Auch für die Ehrenamtlichen war es eine tolle Erfahrung und sie freuten sich sehr über die große Dankbarkeit und Herzlichkeit ihrer Schützlinge.

Anlass für das Angebot der drei Schwimmkurse, die jeweils zehn Kursabende beinhalten, ist der hohe Anteil an geflüchteten Männern, die nicht schwimmen können, denn Schwimmen gehört in vielen Ländern nicht zum Kulturgut. Zudem hatten viele Kinder während der Pandemie keine Gelegenheit, Schwimmkurse zu besuchen. Die Kurse haben nicht nur die lebensrettende Zielsetzung, Ertrinkungsunfälle zu vermeiden und Angst vor dem Wasser zu nehmen, sondern fördern auch die Möglichkeit der gesellschaftlichen Teilhabe an einer der beliebtesten Freizeitaktivitäten. Die Wartelisten für die kommenden Kurse sind bereits ausgebucht. „Wir freuen uns sehr über das große Interesse und den Erfolg der Schwimmkurse, einige der Teilnehmenden möchten sogar noch eine Ausbildung zum Rettungsschwimmer anschließen“, zeigen sich die Organisatorinnen Zeynep Sen und Sandra Bürger zufrieden.

 

 

 

  1. Frankfurt Başkonsolosluğu Eğitim Ataşeliği ve Frankfurt Türk Cami Dernekleri Çalışma Birliği tarafından ortaklaşa düzenlenen “Türkiye’de ve Almanya’da Gençlik/Çocuk Koruma ve Koruyucu Aile” konulu 50’den fazla konuyla ilgilenen katılımcının takip ettiği panelde çocuk koruma ve koruyucu aile konusu ele alındı.
  2. Panelin moderatörlüğü eğitimci ve Hessen Eyaleti Eğitim Bakanlığı veli eğitim programı ELAN multiplikatörü Aygül Klein tarafından yapıldı. Aygül Klein, kısa giriş konuşmasında Türk toplumunun yıllardır adeta kanayan yarası olan Alman makamlarının Türk çocuklarına el koyması ve koruyucu aile konusundaki geçmiştede çeşitli etkinlikler yapıldığını söyleyerek bugünkü etkinliğe de çok sayıda katılımcı olmasına duyduğu memnuniyeti ve panelin hayırlara vesile olmasını diledi.

Programa İstanbul‘dan katılan Sosyal Hizmet Uzmanı Fatih Kılıçarslan yetim ve öksüz büyüdüğü kendi biyografisinde de konunun ayrı bir değeri olduğuna değinerek başladığı konuşmasında Osmanlı İmparatorluğu‘ndan günümüze kurumsal çocuk bakımı hakkında özet bilgi verdi. Çocuk Islahhanesi (Sanayi Mektebi), Darüşşafaka (Şefkat Evi), Darul Eytam (Yetimler Yurdu) Osmanlı İmparatorluğu döneminde kurulmuş çocuk yardım kurumlarıdır. Osmanlınının sön yıllarında kurulan Himaye-i Etfal Cemiyeti ise 1935 yılında Çocuk Esirgeme Kurumu adını almış ve günümüzde faliyetlerini Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın çatısı altında devam ettirmektedir. 

Sosyal hizmet uzmanı Fatih Kılıçarslan konuşmasında; Çocuğun öğrenmesi, taklit yoluyladır. Ailede anne, babasını taklit ederek öğrenir.  Çocuğun çevresinde sağlıklı rol ve modeller çocuğun bilgiyi kullanabilme, problem çözebilme ve davranışa dönüştürme becerisini geliştirir. Anne ve babanın çocuğa sevgisini dengeli, sürekli, tutarlı bir biçimde vermesi en az çocuğun beslenmesi kadar önemlidir. Bilimsel araştırmalarda kısa süreli de olsa anne-çocuk ayrılıklarının sonuçları ve etkileri incelenmiştir. Annesi vefat veya terk etse bile çocuğa bakım veren kişinin sık değişmediği ve çocuk ile iyi ilişkiler geliştirilmiş olması durumunda, çocukların bu ayrılıktan travmatize olmadığı ve en az düzeyde etkilendikleri hatta yeni deneyimler kazandıkları için gelişimlerine olumlu katkıda bulunduğunu göstermektedir. Koruyucu aile, kurum bakımına alınan çocuklarımıza, ebeveyn yoksunluğunu hissetmemeleri adına “yeni bir aile” sunan bir bakım modelidir. Koruyucu ailenin gelişim dönemlerinde çocuğa “sağlıklı ebeveyn” modeli ile sevgi ve güven verebilecek bir aile olduğunu söyledi.

Kılıçarslan devlet denetiminde kurumsal çocuk bakım merkezlerinin yanında gerekli şartları yerine getiren koruyucu ailelerde devlet/sosyal kurumlar denetiminde öz ailesince çeşitli nedenlerle[1] bakılamayan çocuklar koruyucu aile tarafından bakıldığını belirtti. Türkiyede 2002 yılında 500 koruyucu aile yanından 515 çocuk himaye edilirken 2023 yılında 7.817 ailenin yanında 9.335 çocuk himaye edilmekte ve bu yükseliş trendinin önümüzdeki yıllarda da devam edeceği tahmin edilmektedir.

Frankfurt Türk Cami Dernekleri Çalışma Birliği Koordinatörü ve Frankfurter Verband Göçmenler Danışmanı Dr. Hüseyin Kurt, Alman makamlarının Müslüman/Türk çocuklarına “el koyarak”, kendi yasalarına göre koruma altına almasının yıllardır iki ülke arasında ciddi polemik konusu olduğunu, belirterek, bu panelin amacının konunun polemikten uzak, çözüm amaçlı bir istişare olduğunu söyledi. Türk medyası Alman makamlarının çok çabuk Müslüman/Türk çocuklarına el koyarak daha çok Alman Hıristiyan koruyucu ailelere vererek adeta Türk çocuklarını “Hıristiyanlaştırmayı hedeflediğini ve zaman zaman bu tür haberler nedeniyle iki ülke arasındaki ilişkileri gerecek noktaya geldiğini belirten Dr. H. Kurt, Alman makamlarının da böyle bir amaçları olmadığı, mahalli gençlik dairelerinin tamamen haklı ve kanuni yükümlülükleri gereği çocukları koruma altına almak zorunda kaldıkları ve yeterli Türk/Müslüman bakıcı aile olmadığı için Alman/Hıristiyan ailelere vermek zorunda kaldıkları yönünde savunma yaptıklarını, hakikatın ise bu iki, kendini savunan görüşün ortasında bir yerde olduğunu söyledi.  

Dr. H. Kurt konuşmasının devamında konu ile ilgili aktuel istatistiklere değinerek Almanya’da Gençlik Dairelerinin refakatsiz gelen sığınmacı çoçuklar harici 37.880 çocuğun 12.541’i yani % 33’ü yabancı kökenli olduğu, 0-17 yaş arası çocukların % 73‘den fazlasının yabancı kökenli olduğu Frankfurt’ta gençlik dairesi 2022 yılında % 63’ü yabancı kökenli 535 çocuğu koruma altına aldığını, 2021 yılı verilerine göre Almanya gençlik ve çocuk desteği icin Almanya 32 milyar Avro bütce ayırmış olduğunu, bunun 41 milyona Avro‘ya yakını çocuk kreşleri 14 milyarı Avro‘su ise gençlik dairelerinin el koyduğu çocuklar için yaptığı hizmetlerinde içinde olduğu çocukları topluma kazandırma hizmetleri için yapılan harcamalar olduğu 2021 yılı verilerine göre 87.300 koruyucu ailede 122.700 çocuğun himaye edildiği bilgisini verdi.

Alman Gençlik Dairelerinin Müslüman/Türk çocukları da dahil, çocuklara genelde haklı sebeplerden ve kendilerine verilen kanuni yükümlülüklerden el koyduğunu belirten Dr. H. Kurt, diğer sosyal, alanlarda olduğu gibi bu alandada Türk toplumu ve kendisini temsil eden STK’ların kendi üzerine düşeni yapmadığını, yapılmakta olan bu önemli panele STK’lar adına yok diyecek kadar az olmasının bunun bir göstergesi olduğunu söyledi. Dr. H. Kurt Almanya‘da sosyal hizmetlerin çok büyük bir bölümünün doğrudan devlet eliyle değil “Subsidiaritätsprinzip” denilen yerindelik prensibine göre taşıyıcı altı büyük (Caritas, Diakonie, AWO, DRK, Paritätischer Wohlfahrtsverband ve Jüdischer Wohlfahrtsveband) sosyal hizmet taşıyıcı kurum tarafından verildiğini belirterek, 1940-50’li yıllarda Federal Almanya’nın kuruluş döneminde kalma bu dönemde günümüze süre gelen migrasyon sonucu ülkenin demografig, sosyolojik ve dini mensubyet yapısında önemli değişiklikler olduğunu ve mevcut sosyal hizmet taşıyıcısı kurumların Hıristiyanlıktan sonra 5,5 Milyon nüfusla en yoğun ikinci dini cemaati temsil eden Müslümanları doğrudan temsil onların ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak olduklarını, Diakonie, Caritas veya Jüdischer Wohlfahrtsvreband benzeri Müslümanları temsilen bir sosyal hizmet taşıyıcı kurumun oluşturulmasının elzem olduğunu, geçtigimiz Federal Hükümetler döneminde Deutsche Islamkonferenz (DIK) Alman İslam Konferansı konuyu ana tema olarak gündemini aldığını, ancak başta Müslüman dini cemaatler olmak üzere Müslüman/Türk STK’larının bu konunun önemine halen kavramadıklarını tesbit etti ve bu konuda ilerleme kaydedilip Müslümanları temsilen sosyal hizmet taşıyıcı kurumlar kurulmadıkça, gençlik/çocuk koruma, koruyucu ailede dahil tüm sosyal hizmetlerinin her alanında Müslümanlarla ilgili sosyal hizmet alanlarındaki sorunların kökten çözülemiyeceğini söyledi.

Pedagog, Sosyal Hizmetler Uzmanı ve aynı zamanda Aile Danışmanı olan Haluk Kaya, Gençlik Dairelerinin Türk çocuklarını himayesine aldığı durumları örneklerle açıkladı. Kaya, Gençlik Dairelerinin, genellikle mevcut yasalar[2] ve kendilerine verilen görevler çerçevesinde, haklı nedenlerle bu çocukları koruma altına aldığını belirtti. Çocukları koruma altına alınan ebeveynlerin, durumu kabul etmeleri ve Gençlik Dairesi ile dürüst ve yapıcı bir diyalog kurmalarının önemine vurgu yaptı. Ayrıca, çocuğun ailesine geri dönme olasılığının yüksek olduğunu belirtti.

  1. Kaya, genellikle Müslüman/Türk koruyucu aile bulunamadığı durumlarda Türk çocuklarının Alman/Hırvat ailelere yerleştirilebildiğini ifade etti. Koruyucu aileye yerleştirme koşullarını ve devlet tarafından yapılan ödemeleri özetledi. Temel şartlar arasında, koruyucu kişinin 18 yaşını doldurmuş olması, bekar ya da evli olması, fiziksel ya da zihinsel bir hastalığının bulunmaması, çocuğun temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir gelire sahip olması, çocuğun yaşaması için uygun bir ev ve dış koşullara sahip olması, çocuğun eğitimi ya da yetiştirilmesi konusunda deneyime sahip olması, ve Almanca bilmesi yer alıyor. Bunun yanı sıra, koruyucu bakıcının kişisel uygunluğu ve işbirliği yapma becerisi de önemli. Çocuğun yaşına bağlı olarak, ayda 700 ila 900 Avro arasında temel ihtiyaçlar için ödeme yapılırken, koruyucu aileye yerleştirme için 275 Avro ödenir. Eğer çocuk koruyucu ailede iki yıldan uzun kalırsa, koruyucu aileye yasal çocuk parası ödenir.

Koruyucu aile olan Beytullah Gelgeç, duygu yüklü konuşmasında koruyucu aile olmadan Afrika’da bir yetim çocuğa bir hayır kuruluşu adına maddi destek vererek velilik yaptığını, yine aynı hayır kuruluşu adına Afrika’da görev yaparken kendi öz evladı gibi sevdiği bu çocuğu görme ve şefkatle kucaklamanının manevi hazzını yaşadığını belirterek Almanya’da da bir çocuğa bakma imkanı araştırdığını ve bunun koruyucu aile olmakla mümkün olduğunu gördüğünü belirterek, eşinin de rızasını aldıktan gerekli müracat ve prosedürden sonra koruyucu aile statüsünü aldığını  söyledi. Koruyucu aile olmasından kısa bir süre sonra mahalli Gençlik Dairesi‘nin kendilerini arayarak süreli olarak Müslüman bir çocuğun kısa süreli bakımını teklif ettiğini ve bunu hemen kabul ettiğini ve takriben 8 yıldır severek ve manevi hazzını duyarak ailecek kendi çocuklarından hiç ayırmadan bu çocuğa bakmakta olduğunu anlattı ve panele katılanlara kanuni şartları yerine getirmeleri halinde mutlaka koruyucu aile olmak için gerekli müracati gerekli girişimde bulunmalarını tavsiye etti.

Panalistlerin konuşmalarından sonra katılımcıların görüşleri dinlendi soruları cevaplandırıldı.

Panele katılan Muavin Konsolos Büşra Sarı yaptığı kısa kapanış konuşmasında katılımcı ve panelistlere teşekkür etti. TC Frankfurt Başkonsolosluğunun Gençlik Dairelerinin Türk Çocuklarını koruma altına alması ve koruyucu aile konularına önem verdiğini, konu ile ilgili geçmişte de benzeri toplantılar düzenlendiğini TC Frankfurt Başkonsolosluğu’nun konu ile ilgili danışmanlık hizmeti veren uzman istihdam ettiği bilgisini veren B. Sarı  TC Düsseldorf Başkonsolosluğu Aile ve Sosyal Politikalar Ataşeliği ilede konusu üzerine yakın istişare içerisinde olduklarını söyledi.

Etkinlik ile ilgili kısa bir değerlendirme yapan Frankfurt Türk Cami Dernekleri Çalışma Birliği Koordinatörü Dr. Hüseyin Kurt, TC Frankfurt Başkonsolosluğu Eğitim Ataşeliği ile ortaklaşa planlanan ve gerçekleştirilen panelin son derece verimli geçtiğini belirterek Hessen Eyaleti’ndeki Türk toplumunu ilgilendiren diğer konular ile ilgili aynı formatta etkinlikler düzenlemeyi sürdürmeyi amaçladıklarını belirtti ve sağlık nedeni ile panele teşrif edemeyen Eğitim Ataşesi Dr. Muhammet Fatih Kılıç’a panelin planlama safhasındaki katkıları için teşekkür etti.

 

[1] https://aile.gov.tr/koruyucuaile/koruyucu-aile

[2]   § 8a SGB VIII

https://www.bundestag.de/resource/blob/592414/3f4f67da21dfd0d94aa0969ff00d3fe4/WD-9-088-18-pdf.pdf

 

 

ANKARA (AA) - Birleşmiş Milletler (BM) Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese, İsrail'in Uluslararası Adalet Divanının (UAD) Gazze'ye yönelik kararlarını ihlal ediyor gibi göründüğünü bildirdi.

Albanese, İngiliz The Guardian gazetesine yaptığı açıklamada, İsrail'in, UAD'nin 26 Ocak'ta açıkladığı Filistinlilerin haklarını korumak ve soykırım suçu oluşturabilecek tüm eylemlerden kaçınılması için gerekli adımları atmasına dair kararları ihlal ediyor gibi göründüğünü belirtti.

 

Hukukçuların ve İsrail'in, UAD'nin açıkladığı tedbir kararlarını, "zikredilen eylemlerin, İsrail onları soykırım niyeti olmadan yaptığı sürece yasaklanmadığı" şeklinde yorumlamasına katılmadığını ifade eden Albanese, UAD'nin İsrail'in soykırım suçu oluşturabilecek tüm eylemlerden kaçınması yönünde karar verdiğini savundu.

BM Raportörü, UAD'nin kararına rağmen şiddet ve sivil altyapıya yönelik yıkımın devam ettiğini ve bunun Gazze'de yaşam koşullarını daha da zorlaştırdığına dikkati çekerek, "Ölümler, sadece bombardıman ve keskin nişancı saldırılarının sonucu değil. Tıbbi malzeme ve tedavi yetersizliği ve en acıklısı gıdaya ve içme suyuna yetersiz erişimin kirli ve pis su tüketimine mecbur bırakması sonucu da." ifadelerini kullandı.

Albanese, Guardian'a verdiği demecin haberini X hesabından paylaşarak, İsrail'in UAD'nin tedbir kararlarına uymadığını söyledi.

İsrail'in Gazze'de yüzlerce ölüme, daha fazla yıkıma ve yerinden etmeye neden olduğunu vurgulayan Albanese, "İsrail, Divan'ın kararlarına saygı göstermekle mükelleftir ve devletler daha fazla zulmü engellemek için kararlı davranmak zorundadır." değerlendirmesinde bulundu.

 

- UAD'de İsrail aleyhine açılan soykırım davası

Güney Afrika Cumhuriyeti, 29 Aralık 2023’te, 1948 tarihli Birleşmiş Milletler (BM) Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi'ni ihlal ettiği gerekçesiyle İsrail aleyhine UAD'de dava açtı.

Güney Afrika, Gazze'deki durumun aciliyet teşkil etmesi sebebiyle UAD'den ihtiyati tedbirlere hükmetmesini istedi ve tedbir talebine ilişkin duruşmalar, 11-12 Ocak'ta Lahey'deki Barış Sarayı’nda yapıldı.

Divan, 26 Ocak’ta açıkladığı tedbir kararlarında, İsrail’in Soykırım Sözleşmesi'nin 2. maddesinde tanımlanan fiillerin işlenmemesi için elinden gelen tüm önlemleri almasına, İsrail ordusunun Soykırım Sözleşmesi'nin 2. maddesindeki fiilleri işlemesini engelleyecek önlemleri ivedilikle almasına, Gazze’deki Filistinlilere yönelik soykırım çağrısı yapanları önlemek, engellemek ve cezalandırmak için gereken tüm adımları atmasına, Gazze’deki Filistinlilerin karşılaştığı olumsuz yaşam koşullarını ortadan kaldırmak için ihtiyaç duyulan temel hizmetlere ve insani yardımın sağlanmasını mümkün kılan acil ve etkili önlemleri almasına, Gazze’deki Filistinlilere karşı Soykırım Sözleşmesi'nin ihlalini gösteren delillerin yok edilmesini önlemek ve korunmasını sağlamak için etkili tedbirler almasına, kararın yürürlüğe girmesinden itibaren 1 ayda alınan tüm tedbirler hakkında Mahkemeye bir rapor sunmasına hükmetti.

 

BERLİN (AA) - Almanya'nın başkent Berlin'de, 26 Eylül 2021'de Federal Meclis için yapılan genel seçimlerde yaşanan aksaklıklar ve hatalar nedeniyle seçimler kısmen tekrarlandı.

 

Anayasa Mahkemesi'nin Berlin'in bazı bölgelerinde kanıtlanan aksaklıklar ve hatalar nedeniyle genel seçimlerin bu bölgelerde tekrarlanması kararının ardından 2 bin 256 oy kullanma merkezinden 455'inde seçimler tekrar yapıldı.

Seçimlere katılması beklenen yaklaşık 500 bin seçmenden yaklaşık yüzde 40'ının sandığa gittiği tahmin ediliyor.

Seçimlerin muhtemel sonuçlarının Federal Meclis'teki sandalye dağılımına ve böylelikle meclisteki güç dengelerinde çok fazla etkisi olmayacağı öngörülüyor.

Kesin seçim sonuçları ve katılım oranının sabah saatlerine doğru açıklanması bekleniyor.

 

- Seçimler neden tekrarlandı?

26 Eylül 2021'de genel seçimlerin yanı sıra Berlin Eyalet Meclisi ve ilçe belediye meclislerinin seçimleri ile konutların kamulaştırılmasına ilişkin halk oylaması yapılmıştı.

Berlin Eyalet Meclisi ve belediye meclislerinde ilişkin seçimler, Berlin Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla 12 Şubat'ta yenilenmişti.

Seçim günü oy kullanma merkezlerine eksik oy pusulası gönderildiği, bu nedenle tekrar pusula bastırılmak zorunda kalındığı belirtilmiş, bazı seçim merkezlerinde uzun kuyrukların oluştuğu gözlenmişti.

 

Aynı gün koşulan maraton nedeniyle özellikle şehir içindeki bazı caddelerin kapalı olması dolayısıyla oy pusulalarının seçim merkezlerine ulaştırılamadığı, birçok seçim merkezinin de sandıkların kapandığı saat 18.00'den sonra uzun süre açık kaldığı ifade edilmişti.​​​​​​​​​​​​​​

Anayasa Mahkemesi de 19 Aralık 2023'te aldığı karar ile yaşanan aksaklıklar ve hatalar nedeniyle Berlin'deki seçimlerin kısmen tekrarlanmasına karar vermişti.

Almanya'da bir sonraki genel seçimlerin 2025 yılının eylül ayında yapılması planlanıyor.

 

BERLİN (AA) - Almanya Genelkurmay Başkanı Carsten Breuer, ülkesinin 5 yıl içinde "savaşa hazır hale gelmesi" gerektiğini söyledi.

 

Breuer, Welt am Sonntag gazetesine verdiği röportajda, "savaşa hazır hale gelmenin" bir süreç olduğunu belirterek, "Ancak sonsuz zamanımız yok çünkü Soğuk Savaş'ın sona ermesinden bu yana ilk kez olası bir savaş dışarıdan bize dikte ediliyor. Analistleri takip ettiğimde ve Rusya'dan kaynaklanan askeri tehdit potansiyelini gördüğümde bu bizim için 5 ila 8 yıl hazırlık zamanı anlamına geliyor." dedi.

Bunun o zaman savaşın çıkacağı anlamına gelmediğini vurgulayan Breuer, "Ancak bu mümkün ve ben bir asker olduğum için 5 yıl içinde savaşa hazır hale gelmemiz gerektiğini söylüyorum." ifadelerini kullandı.

 

Almanya Genelkurmay Başkanı Breuer, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Ukrayna'nın ötesine uzanma olasılığını ne kadar yüksek gördüğüne" ilişkin soru üzerine de "Öncelikle buna niyet de dahildir. Bunu Putin’in yazdıklarında ve söylediklerinde görüyorum ve Ukrayna’daki eylemlerinden. Buna askeri potansiyel de dahil. Rusya’nın Duma kararıyla savaş ekonomisine geçtiğini gördük. Şu anda olasılık artıyor." değerlendirmesinde bulundu.

Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius'un ilk kez savaşa hazır hale gelmekten söz ettiğinde bunun insanları uyandırdığını aktaran Breuer, sonuçta meselenin kendini savunma ve rakibin saldırıda bulunma kararı almaması olduğunu ifade etti.

"Bu da caydırıcılıktır" diyen Breuer, savaşa hazır olmanın zihniyet değişimini gerektirdiğini söyledi.

 

Breuer, "Savaşa hazır olmanın içinde çok şey var. Personel ve malzemenin göreve hazır olmasının yanı sıra zihniyet değişiminden de geçmemiz gerekiyor. Hem toplumda hem de özellikle Alman ordusunda akıl dönüşümüne ihtiyaç var." ifadelerini kullandı.

Almanya'nın (NATO'da) taahhüt ettiği ancak bunları vaatte bulunduğundan daha geç yerine getireceği katkıları olup olmadığına ilişkin bir soruyu da Breuer, "Evet var ancak onları söylemeyeceğim. Bu iyi sebeplerden dolayı gizli. Düşman bilgileri tüm mümkün olan kaynaklardan alır, gazetelerden de." şeklinde yanıtladı.

Breuer, Alman Silahlı Kuvvetlerinin NATO gibi bir değişimin içinde olduğunu kaydetti.

 

- Almanya savunma harcamalarını büyük ölçüde artırma kararı almıştı

Almanya, Rusya-Ukrayna Savaşı'nın ardından savunma harcamalarını büyük ölçüde artırma kararı almış ve gelişmiş silah sistemleri satın almak, ülkenin silahlı kuvvetlerini modernize etmek için 100 milyar avroluk özel bir fon oluşturmuştu.

Hükümet, ABD yapımı F-35 savaş uçakları, Chinook nakliye helikopterleri ve İsrail yapımı Arrow-3 füze savunma sistemi alımı da dahil olmak üzere çok sayıda sözleşme imzalamıştı.

 

Bizim kuşağın severek okuduğu Türk tefekkür dünyasının mümtaz şahsiyetlerinden, milli düşüncemizin önemli köprülerinden, bir neslin yoğrulmasında büyük emeği olan eğitimci yazarlarımızdan “Şeyhülmuharririn” idi Ahmet Kabaklı Hoca.
ünvanlı Türk Edebiyatı Vakfı’nın kurucu başkanı Ahmet Kabaklı yazılarıyla gönüllerimize girmiş rularımızı kültür birikimiyle doyuran hocamız Kabaklı yazı yazdığı gazete Tercümanda muhabir olarak çalıştım. Yazdığı yazıları ilk okuyanlardan oldum. Aynı künyede isimlerimiz yayınlandı. 
 
Tercüman Türkiye’de olduğu gibi Avrupada da okul gibi hizmet etti. 1980 li yıllarda Almanya ve Avrupa’nın şehirlerinde işçi kurultayları düzenlendi. “Nerede bir Türk varsa Tercüman orada” sloganıyla  büyük bir boşluğu doldurdu.
Gazetemiz Tercüman’ın ikinci sayfasında Gün Işığı başlıklı köşe yazılarıyla milli kültür ve tarihi edebi yazılarıyla okuyucularının ufkunu açıyordu. Tercüman gazetesi 1991 yılı itibariyle baskısına son vermesiyle aynı yıl Türkiye gazetesinde Gün Işığı köşe yazısı günümüzü ışıtmaya ukumuzu aydınlatmaya açmaya devam etti. Musa Serdar Çelebi başkanımın kurucusu olduğu benimde yönetimde bulunduğum Avrupa Türk İslam Kültür Dernekleri Birliğinin davetlisi olarak  Almanya geldi. Cami ve kültür derneklerimizde konferanslar verdi. Yakinende tanımış sohbetini dinleyenlerden oldum. Ahmet Kabaklı büyüğümüz 8 Şubat 2001 yılında İstanbul’da vefat etti. 
 
“Şeyh’ül Muharririn”  gazeteci-yazar Ahmet KABAKLI’ hocamızın vefatının yıl dönümünde rahmetle, minnetle yâd ediyorum. Aziz ruhu şâd mekânı cennet olsun.
 
 
HAYATI VE ESERLERİ:
 
Ahmet Kabaklı; 1924 yılında Harput'ta doğdu. 1931 yılında Elazığ Numune mektebine girdi,ilk ve orta öğrenimini tamamladı. Elazığ Lisesi'nden 1944 yılında mezun oldu ve Edebiyat Fakültesine kayıt yaptırdı. 20 Kasım 1946 tarihinde "Yunus Emre mi Yalan Söylüyor, Gölpınarlı mı? " başlıklı yazısının Son Saat Gazetesinde yayınlanması ile yazı hayatı başladı. "Hareket" Dergisinde "Ayın Hercümerci" başlığı ile yazılar yazmaya devam etti. 1948 yılında İstanbul Edebiyat Fakültesi Türk Dili Edebiyatı Bölümünü bitirdi ve Diyarbakır'da öğretmenlik hayatına başladı, 2 yıl öğretmenlik yaptı ve aynı zamanda "Karacadağ" dergisini yönetti.
 
Askerliğini yapmak üzere görevinden ayrılıp Manisa'ya gitti; askerlik görevini tamamladıktan sonra 1951 yılında Aydın Ticaret Lisesi'nde yeni öğretmenlik görevine başladı. Aynı lisede öğretmenlik yapan arkadaşı Meşkure Hanım ile 1952 yılında evlendi. 1955 yılında Ankara Hukuk Fakültesine kayıt oldu.
 
1956 yılında Tercüman Gazetesi'nin düzenlediği fıkra yarışmasında "Üniversitede Münazaralar" yazısı birinci seçildi. Eğitim stajını yapmak üzere Milli Eğitim Bakanlığı tarafından bir yıllığına Paris'e gönderildi. Yazılarına "Uzaktan uzağa", "Paris'ten Paris notları", "Paris Mektupları" başlıkları altında Paris'ten devam etti.
 
1958 yılında Türkiye'ye dönünce İstanbul Çapa Eğitim Enstitüsüne öğretmen olarak atandı. İstanbul Hukuk Fakültesindeki eğitimini 1959 yılında tamamlayıp 1961 yılında İstanbul Barosu Avukatlarına katılarak kısa bir süre avukatlık yaptı.
 
1961 yılında Tercüman Gazetesinde "Gün Işığında" adlı köşesinde yazmaya başladı. Çapa Eğitim Ensitüsünde 1969 yılına kadar öğretmenlik yaptıktan sonra İstanbul Yüksek Öğretmen Okulunda öğretim görevlisi olarak çalışmaya devam etti. 1974 yılında emekli oldu. İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı'nda edebiyat dersleri verdi.
 
1978 yılında Meşkure Kabaklı, Rıfat İzzet Çokum, Sevinç Çokum, İskender Öksüz, Cahit Dodanlı, Emine Işınsu Öksüz, Tahir Kutsi Makal, Süha Burçkin, İrfan Atagün, Halis Akaydın, İsmail Gerçeksöz ile beraber Türk Edebiyatı Vakfı'nı kurdu ve ölünceye dek başkanlığını yaptı.
 
"Gün Işığında" köşesine 1991 yılından itibaren Türkiye Gazetesi'nde devam etti.
 
1995 yılından itibaren Türk Dil Kurumu asil üyeliğini görevini de sürdürdü.
 
14 Aralık 1996 tarihinde Aydınlar Ocağı ve 55 gönüllü kuruluşun desteği ile düzenlenen törende, Atatürk Kültür Merkezi'nde kendisine "Şeyhülmuharririn" unvanı verildi.
 
17 Kasım 2000 tarihinde geçirdiği kalp rahatsızlığı sonucu hastanede tedavi görmeye başladı, 23 Aralık 2000 tarihinde hayat arkadaşı Meşkure Kabaklı'nın vefatinden 47 gün sonra 8 Şubat 2001 tarihinde vefat etti.
 
Ahmet Kabaklı'nın Eserleri
 
Ansiklopedi:
 
Türk Edebiyatı (5 cilt, 1991)
 
Fikrî Eserleri:
 
Müslüman Türkiye (1970);Mâbet ve Millet (1970);Kültür Emperyalizmi (1970);Bürokrasi ve Biz (1976, fikir dalında Türkiye Millî Kültür Vakfı armağanı);Bizim Alkibiyades (siyasî hicivler, 1977);Temellerin Duruşması (1989; fikir dalında Türkiye Yazarlar Birliği ödülü).
 
Deneme-Eleştiri:
 
Şiir İncelemeleri (1992).
 
Monografi:
 
Mehmet Âkif (1971);Yunus Emre (1971);Mevlânâ (1972. Selçuk Üniversitesi ve Konya Turizm Derneği ödülü);Sultanü'ş-Şuara Necip Fazıl (1995).
 
Roman, Hikâye, Senaryo:
 
Ejderha Taşı (yazarın çocukluk hâtıralarına dayalı hikâyeler, 1978);Ecurufya (mizahî roman, 1980);Şair-i Cihan Nedim (senaryo, 1996).
 
Röportaj:
 
Sohbetler I (Mevlânâ, Yûnus Emre, Fuzûlî, Erzurumlu İbrâhim Hakkı ile, 1987); Sohbetler II (Mehmed Âkif, Yahya Kemal, Necip Fazıl ile, 1987). İlk defa Tercüman'da yayımlandığı 1983 yılında edebî röportaj dalında Türkiye Yazarlar Birliği'nin ödülüne lâyık görülmüştür.
 
Tercüme:
 
Pikwik'in Maceraları (Charles Dickens'tan, 1962).
 
Metin Neşri:
 
Şehir Mektupları (Ahmed Râsim'den, I, 1971);Muhayyelât-ı Aziz Efendi (sadeleştirilmiş metin, 1973)