Aytürk

Aytürk

Avrupa Türkleri ile 2000 yılından beri beraberiz. Türk toplumunun gelişme sürecinden sürekli haberdar olmak için bizi takip edin...

Alman Sanayi Federasyonu (BDI) Başkanı Siegfried Russwurm, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını konusunda büyük bir belirsizlik olduğunu belirterek, GSYH'de bu yıl için yaklaşık yüzde 3,5 artış beklediklerini bildirdi.


Alman Sanayi Federasyonu (BDI) Başkanı Siegfried Russwurm, Alman ekonomisi ve sanayisinin 2021'deki durumuna ilişkin düzenlenen toplantıda yaptığı konuşmada, Kovid-19 sonrası ekonomik toparlanmanın tehdit altında olduğunu söyledi.


Russwurm, "Koronavirüs salgınının daha da genişlemesi konusundaki belirsizlik büyük, ekonomik durum hala zor." dedi. 
Belirsizliğin yüksek olmasından dolayı Alman ekonomisinde kriz öncesi seviyeye dönüşün bu yıl olmayacağını belirten Russwurm, "Ancak 2022'nin ilk yarısında kriz öncesi seviyeye dönme ihtimali yüksek." ifadesini kullandı.


Sanayinin Alman ekonomisi için önemine dikkati çeken Russwurm, 2021'de de Alman sanayisinin ülkenin ekonomisine ve refahına yön vererek lokomotif olacağını vurguladı. Alman federal hükümetine ve eyalet hükümetlerine Kovid-19 salgını politikasında "daha fazla öngörülebilirlik" ve "daha güvenilir bir planlama" çağrısı yapan Russwurm, "Umuda dayalı sembolik politika değil, kanıt ilkesine dayalı orta vadeli bir strateji..." ifadesini kullandı.


Siyasilerden geniş kısıtlamalar yerine farklılaştırılmış ve daha inovatif çözümler beklendiğini aktaran Russwurm, "Mümkün olan her yerde kısıtlamaların hafifletmesi için açık öneriler önemli. Daha az bürokrasi, daha iyi altyapı, inovasyon ve yatırım için daha fazla teşvik..." şeklinde konuştu. Russwurm, GSYH'de bu yıl için yaklaşık yüzde 3,5 artış beklediklerini de bildirdi. 

Bağlamına göre tanımı değiş mekle birlikte, en genel anlamıyla siyaset; örgütlü bir yapıyla, toplumun tümü için bağlayıcı kararları alma ve uygulama sanatıdır. Hükümet etmek anlamında da toplum ve devletle ilgili faaliyetlerin yürütülmesidir. Dolayısıyla da devlete ait kurum ve süreçleri ifade eder. Bununla birlikte, İktidarı ele geçirmek amacıyla sosyal, ekonomik ve kültürel alanları kapsayan çeşitli proje ve modellerle, toplumsal kesimlerin mutabakatını temin etmek, etkilemek ve ikna etmek amacıyla girişilen faaliyetler bütününü de siyaset olarak tanımlamak mümkündür. Özetle, politika veya siyaset; ortak bir hareket tarzında hemfikir kılmak üzere yapılan söylem ve eylemler bütünüdür.
 
Farklı tanımlanma biçimleri olmakla birlikte, bilim; materyal ve fiziksel evrenin davranış ve doğası nın; gözlem, deney ve ölçüme dayalı olarak sistematik bir yakla şımla incelenmesi ve bu olguları, genel olarak tanımlamak için yasaların oluşturulmasıdır. Başka bir deyişle küresel insan çabası sonucu elde edilen sistematik bilgidir.
 
Peki, bilim ve siyaset arasındaki ilişki nedir?
Siyaset, özü itibarı ile, toplum kesimlerinin; ortak bir eylemde hemfikir olmalarını sağlamakla ilgilidir. Bu olgu, karar vermede, meşruiyetin kaynağı konusunda önceden fikir birliğine varılmasını gerektirir. Mevcut siyasi sistemlerde, tamamen rasyonel ve kanıta dayalı meşrui yet kaynağı da maalesef yoktur. Hepsi de bir şekilde az ya da çok, tartışılması mümkün olmayan, dogmatik yaklaşımlara başvururlar. Din ve inanç değerleri, doğası gereği dogmatiktir. Bu tabu kabul edilen özelliği nedeniyle, yönetimler tarafından çok rahatlık la ve sıklıkla politik meşruiyet kaynağı olarak tercih edilmektedir. Benzer şekilde, çoğu zaman ideolojiler de dini doğma düzeyinde, meşruiyet kaynağı olarak kullanılmaktadır.
 
Teokratik veya ideolojik devlet yapılarında; dogmaya dayalı oluşturulan anayasalar; tartışılamayan, sorgulanamayan bir otorite kaynağı olarak görülmektedir. Halbuki bilimin özü, felsefesi ise tartışmak, yorumlamak ve soru sormaktır. Tarihsel perspektiften bakıldığında; bu çatışmanın; özellikle de arazi, arsa, maden doğal kaynak başta olmak üzere her türlü kıt ekonomik varlığın, büyük oranda bireyin yerine, devletin mülkiyetinde olduğu ülkelerde çok daha şiddetli yaşandığı da bilinen bir gerçektir.
 
 Kaçma, kurtulma şansı olmasına karşın, savunmasında, jüriyi nabızlarına uygun şekilde ikna etmeyi seçmemiş, onla ra yalvarmamış, bilim dışı davranmamış olan sorduğu sorularıyla kamu düzenini bozduğu gerekçesiyle yargılanan Sokrates’in, baldıran zehiri içmeyi tercih ettiği, Dünya’nın döndüğü iddiasından vazgeçmeyen Galileo’nun, Papa tarafından ciddi baskılara maruz kaldığı, Mendel genetiğinin, ideolojiyi dogmatik olarak esas alan Stalin yönetiminde nasıl bastırıldığı, bilinen gerçeklerdir. Günümüzde de bilimi baskılama, vesayet altına alma, araçsallaştırma girişimleri; ABD gibi liberal demokrasilerde de, bizim gibi devletin ekonomideki mülkiyetin hakimi olduğu ülkelerde de vardır. Bizim gibi ülkelerde; ister merkezi, ister yerel düzeyde olsun, iktidarlar; ekonomik kaynakların yandaşlara dağıtılabilmesine fırsat veren mülkiyet sistemi nedeniyle, bilimi vesayet altında tutmakta, araçsallaştırmakta yarışmaktadırlar. Kanal İstanbul, Covit 19 salgını gibi tartışmalarda olduğu gibi; düzeysiz tartışmacılar aracılığı ile bilim araçsallaştırılmak suretiyle siyasi üstünlükler kazanmanın, yönetim stratejilerinin, ayrılmaz bir parçası haline getirilmektedir. Esas itibarıyla, bilim; dogma zayıf olduğunda güçlü olabilir. Politik sistemler; meşruiyet kaynağı olarak dogmaya dayandığı sürece, kaçınılmaz olarak bilim ve bilim insanlarıyla çatışacak, onları bastırmak yada vesayeti altına almak için harekete geçecektir.
 
Covit salgını göstermiştir ki bilim; doğruluk alanıdır ve tekrarlayıcı sistemle, deneyimlere yönelik gözlemlere dayanır. Korku ve kaygılarımızı giderecek en önemli araçtır. Tıpkı dünyanın her yerin de azot ve oksijenin belirli yüzdelerle karışımı olarak biline hava gibi. Gerek 1 ve 2. Dünya savaşları, gerekse soğuk savaş dönemleri, dünya siyasetinin bilim tarafından nasıl etkilendiğine en iyi örneklerdir.
 
Sonuç olarak, ister iktidar, ister muhalefet olsun, siyaset kurumu; bilimi vesayeti altına alma girişimine sapmadan, araç sallaştırmadan, amaçları doğrultusunda değerlendirmelidir. Ülkemizi, Büyük Önderimizin de hedeflediği “Çağdaş Uygarlık “ seviyesine çıkaracak da bu yaklaşım olacaktır. Çünkü “Dünyada Herşey İçin; Medeniyet İçin, Hayat İçin, Muvaffakiyet İçin En Hakiki Mürşit İlimdir”.

Diyanet İşleri Türk İslam Birliği’ne (DİTİB) bağlı Soest Mimar Sinan Camii toplum sağlığı ve toplumsal sorumluluk bilinci ile korona virüsle mücadele kapsamında şehrin belediyesine 5 yüz adet maske bağışladı.

Soest DİTİB Mimar Sinan Camii dernek başkanı Seyit Ali Yıldırım ve din görevlisi Şevki Çalışkan korona virüsle mücadele kapsamında kadınlar kolunun desteğiyle hazırlanan 5 yüz adet maskeyi şehrin Belediye Başkanı Dr. Eckhard Ruthemeyer’e iletti.

 

 

Soest DİTİB Mimar Sinan Camii dernek başkanı Seyit Ali Yıldırım ve din görevlisi Sevki Çalışkan ve kadınlar koluna teşekkür eden Başkan Ruthemeyer, yaşanılan zor süreçte bu desteğin önemli olduğuna ifade etti. Başkan Ruthemeyer, maskelerin Soest şehrinde tüm gün açık ilköğretim okullarınına, öğretmenlere ve ihtiyaç sahiplerine dağıtılacağını söyledi.

Soest DİTİB Mimar Sinan Camii kadınlar kolu başkanı Miyase Görkem’de şehirlerindeki Türk terzilerin desteği ve gönüllü kadın üyelerle birlikte hazırladıkları maskeleri şehir belediyesine böyle bir bağışta bulunmayı uygun gördüklerini ifade etti.

Emniyetin, yaşlılar yurdunun, okulların, diğer kurumların ve ihtiyaç sahiplerinin taleplerine göre dikim yapıldığını belirten Yıldırım, “Cami derneği olarak yaşadığımız şehirde en büyük ihiyacın maske ve bizim de desteğimiz olsun düşüncesiyle şehir belediyemize destek sunmak istedik” dedi.

 

 

 

 

Son dört yıldır düşüş yaşanan Almanya’ya sığınmacı başvurusu sayısı 2020 yılında da 76 bin 61’de kaldı. Bu rakam bir önceki yılla kıyaslandığında yüzde 31.5 daha az. Geçen yıl yaklaşık 111 bin kişi Almanya’dan sığınma talebinde bulunmuştu.

FEDERAL İçişleri Bakanı Horst Seehofer sığınmacı başvuru sayısının düşmesini kendilerinin yürüttüğü göç politikasının başarısı olarak değerlendirdi. İçişleri Bakanı Seehofer “Göçe yönelik aldığımız önlemler etkili oldu” dedi. Almanya’dan sığınma talebinde bulunanlar arasında ilk üç sırada Suriyeliler, Afganlar ve Iraklılar bulunuyor.

 

 

TÜRKİYE DÖRDÜNCÜ SIRADA
2020 yılında 25 bin 373 Suriyeli sığınma talebinde bulunurken, 8 bin 51 Afgan da Almanya’dan koruma istedi. Almanya’dan sığınma talebinde bulunan Iraklıların sayısı ise 7 bin 355 olarak açıklandı. Başvuru sıralamasında Türkiye’den gelenler dördüncü sırada yer alıyor. 5 bin 196 Türkiye kökenli Almanya’ya geçen yıl iltica başvurusunda bulundu.

‘DOĞRU YOLDAYIZ’
Seehofer, sığınma isteyenlerin sayısının düşük olmasının sadece koronasalgınıyla ilgili olmadığını belirtirken “Son dört yıldır rakamlar düşüyor. Biz bir yandan önlem alırken diğer yandan da zor durumda bulunan insanlara yardım ettik ve onları Almanya’ya getirdik. Biz doğru yoldayız” dedi. Almanya’da doğan ve bir yaşın altına olan 19 bin 589 bebek için de sığınma talebinde bulunuldu. Federal Göç ve Sığınmacı Dairesi geçen yıl 145 bin 71 sığınma başvurusunu sonuçlandırdı. Bir önceki yıl ise 183 bin başvuru karara bağlanmıştı. 2020 yılında 46 bin 586 sığınma başvurusu reddedildi.

Birlik Gazetesi üzerinden yeni yılda okuyucularımıza seslenmenin mutluluğu içerisindeyim. Güzel ülke Türkiye’den güzel ülke Almanya’ya gelen, burada yaşayan ve hayallerini bu ülkede kuran herkese merhaba diyerek başlamak isterim. Hepimizin evinde ve ailesinde sevincin bol, huzurun çok ve mutluluğun hiç eksik olmaması da en iyi dileklerimin kapağı olsun. İki yılık süre için bu topraklara gelenlerin bu topraklarda kalan başarılı çocukları geriye doğru baktığında 60 uzun yıl gördüğünü tahmin edebiliyorum. Bu bağlamda gelecek yıl Almanya IKG Enstitüsü ile birlikte faliyetler yaparak karatrenler ile gelenlerin unutulmaması için örnek proğramlara imza atmaya çalışacağız. TGMN Nürnberg olarak bu alandaki çalışma ve programlarımızı paydaşlarımız ile paylaşacak ve onların da görüşlerini alacağız. Bütün çabamız Türklerin Almanya literatürüne girmesi, arşivlerde yer alması ve Türk kimliğinin Almanya’ya katkılarının hep hatırlanmasıdır. Bu proğramların bilimsellik adına kurum ve kuruluşlar tarafından incelemeye alınması ise Almanya’da ilk andan itibaren Türklerin kabulü manasına gelecektir.
 
TGMN - Nürnberg Metropol Bölgesi Türk Toplumu olarak derneklerimiz arasında koordinasyon ve işbirliğine büyük önem veriyoruz. Bazı faliyetleri ortak yaparak, bazılarını ise destekleyerek  daha verimli geçmesi de bizim çalış-malarımız arasındadır. Çünkü bizim bir çok sorunumuz ortaktır, bir yabancı düşmanı şunun derneği veya camisi demiyor. Tehdit mektupları gelirken Konyalı başkan veya Karadenizli’lerin derneği diyerek seçmiyor. Ama gözü kapalı karanlık faşitlere göre Türkler bu ülkede fazlalık ve korkutup sindirerek sayıları azaltılmalı. Bunların karşısına güçlü, bilgili ve kararlı bir ses ve duruş gereklidir. Bunu başarabildiğimiz ölçüde sonuç alabiliriz. Bunları göç tarihinin 40 yılına şahitlik eden  biri olarak biliyorum.
 
İnsanımızın toplumsal anlam da moral yüklü ve geleceğe güvenli bakması da önemli bir etkendir. Tehdit mektubu alan, saldırıya uğrayan ve moral bozucu hakarete uğrayan derneklerimize destek olmak adına bir yandan yasal yollara başvurarak yerel güvenlik makamları nezdinde harekete geçerken, diğer yandan TGMN heyeti olarak ziyaretler gerçekleştirip yalnız olmadıklarını farkettiriyoruz. Íunun  iyi farkındayız ki, yasal ve moral bağlamında karşılığı verilmeyen her  karanlık güç, bir sonraki seferde daha çok ses getirmek adına tahmin edilemeyecek zararlar verebilir. Bunu bir korku olarak değil, bu ülkenin geç mişte yaşadığı acı tecrübelerden biliyoruz.
 
TGMN olarak hiç bir derneğimizin iç işlerine, seçimine, veya gelecekteki faliyetlerine karışmıyoruz. Bilakis her derneğimizin ve bizim insanlarımız tarafından kurulan ve hayata geçirilen kurumların faliyetlerini daha düzenli, verimli ve kaliteli yapabilmesini teşvik ediyoruz. Alman toplumunun gözünde derneklerimizin yaptığı faliyetler  “Türkler” olarak kilişeleniyor. 60 yılın sonunda pırıl pırıl gençlerimizin idaresindeki dernek faliyetleri artık bizim insanımı zın dışa vuran kalitesi olarak algılanıyor. Türklerin artık, Alman ya için artı değer olduğunu öne çıkarmaya çalışıyoruz.
 
Mecliste milletvekilimiz, bele diye meclislerinde parti sırasında oturan arkadaşlarımız var. Firmalarımızın sayısı her geçen gün artıyor. Başarıyı sürekli teşvik eden bir başkonsolosumuzun bölgemizde oldu ğu bir dönemde birbirimizin ufak tefek hatalarını da yok sayabilmeliyiz. Unutmayalım, Nürnberg ve çevresinde biz hepimiz 100 bin civarında bir Türk ailesiyiz. İmkanımız bol, herşeyimiz var, biraz şaka ama artık Adana Kebap yemek için Adana’ya gitmeye gerek yok, Plärrer meydanında en kralı var.
Birbirimizin hep hatasından bahsetmeyelim, o bana şunu yapmıştıyı geçelim. Sen ona yapma ki büyüklüğün ortaya çıksın. Affederek birlik olalım. İri olalım, diri olalım, ama mutlaka iyi insan olalım. Hayatta iyi insan olmak çok önemli. İyi insan olarak bazen kaybetseniz de insanlığınızdan ödün vermeyin. İyi insanlar kaybetse de üzülmezler, çünkü onlar ahlaklıdır ve adil dövüşürler. Ama sonunda mutlaka kazanırlar.
Bürgerschaft soll sich aktiv beteiligen und Ideen einbringen
 
Bereits seit mehr als 20 Jahren setzt die LEADER-Aktionsgruppe LAG Wein, Wald, Wasser e.V. im nördlichen Landkreis Würzburg erfolgreich zahlreiche Projekte für die Menschen wie das Walderlebniszentrum Gramschatzer Wald mit dem Sinneswandelpfad und dem Zahlenwald, den WeinKulturGaden in Thüngersheim oder der Wegkapelle „Wasser und Glaube“ in Kürnach um. Nun soll auch im südwestlichen Landkreis Würzburg LEADER in einer Aktionsgruppe etabliert werden, um von EU-Fördermitteln zu profitieren.
 
Die Kommunen aus den drei interkommunalen Allianzen „Fränkischer Süden“, „MainDreieck“ und „Waldsassengau im Würzburger Westen“ sowie der Markt Höchberg wollen mit Begleitung des Landkreises Würzburg am EU-Programm LEADER teilhaben, um zusätzliche Fördermittel in die Region zu holen und sich damit für zukünftige Herausforderungen fit zu machen.
 
Landrat Thomas Eberth ermuntert die Bürgerinnen und Bürger zur Mitwirkung: „Das LEADER-Motto heißt „Bürger gestalten ihre Heimat“. Und nur, wenn die Wünsche und Ideen von den Menschen vor Ort erarbeitet und entwickelt werden, lassen sich erfolgreiche Projekte verwirklichen, die die Region voranbringen – genau darauf freue ich mich gemeinsam mit den Bürgermeisterinnen und Bürgermeistern.“
 
Die vorgesehene neue LEADER-Region für den Landkreis Würzburg war bisher ein weißer Fleck auf der LEADER-Landkarte Bayerns. Um die neue Gemeinschaft auf den Weg zu bringen, haben die Kommunen das Nürnberger Planungsbüro PLANWERK Stadtentwicklung beauftragt, die Lokale Entwicklungsstrategie (LES) zu erarbeiten – eine der grundlegenden Voraussetzungen zur Aufnahme in die EU-Förderung. Das Büro hat schon viele LEADER-Regionen in Bayern bei diesem Prozess begleitet und verfügt somit über einen fundierten Erfahrungsschatz für die anstehende Aufgabe.
  
Online-Regionalkonferenz für alle Interessierten
Dieser Prozess wird im 2. Quartal 2022 abgeschlossen sein. Dazu haben die Planer ein umfassendes Programm zur Erstellung der Lokalen Entwicklungsstrategie (LES) vorgeschlagen. So wird es Workshops in den beteiligten Regionen geben, um die konkreten Inhalte der LES zu erarbeiten. In einer Regionalkonferenz am 16. Februar 2022 werden auch die Bürgerinnen und Bürger die Chance bekommen, ihre Wünsche und Vorstellungen zur Entwicklung der Region zu äußern. „Jeder Mensch hat gewisse Erfahrungen, Talente, Wissen und Expertisen, und wenn diese in den Prozess eingebracht werden, kann die zweite LEADER-Region im Landkreis Würzburg ein Erfolg werden“, ist sich Landrat Eberth sicher.
 
Die Veranstaltung findet als Videokonferenz statt. Interessierte können sich vorab bis zum 11. Februar 2022 telefonisch unter 0931 8003 5109 oder per Mail an Diese E-Mail-Adresse ist vor Spambots geschützt! Zur Anzeige muss JavaScript eingeschaltet sein! anmelden.
 
Das Landratsamt Würzburg und die Bürgermeisterinnen und Bürgermeister der Kommunen rufen deshalb alle Bewohner der Region auf, die Chance zu nutzen, sich in diesen Prozess einzubringen. Nur wenn es gelingt, die Bürgerschaft zu einer Beteiligung zu motivieren, wird die dann erstellte Lokale Entwicklungsstrategie mit ihren Projekten auch die Bedürfnisse und Wünsche der Bevölkerung der zukünftigen LAG Süd-West-Dreieck e.V. abbilden. "Die Erfahrung zeigt, dass vor allem LEADER-Regionen, denen es gelungen ist, eine breite Beteiligungsbasis zu aktivieren, beim späteren Umsetzungsprozess besonders erfolgreich waren" sagt PLANWERK-Büroleiter Gunter Schramm.
  
Hintergrund: Über LEADER
 
Das LEADER-Programm wird zusätzlich durch das Bayerische Staatsministerium für Ernährung, Landwirtschaft und Forsten unterstützt, damit die ländlichen Regionen auf ihrem Weg einer selbstbestimmten Entwicklung – ganz nach dem Motto "Bürger gestalten ihre Heimat" gestärkt werden.
 
LEADER steht für: Liaison entre les actions de développement de l'économie rurale; zu Deutsch: Verbindung zwischen Aktionen zur Entwicklung der ländlichen Wirtschaft. Das Förderprogramm LEADER ist eine Erfolgsgeschichte für die Entwicklung ländlicher Regionen in Bayern.
 
Für die bisherige Förderperiode 2014 – 2022 waren 68 LAGs in Bayern anerkannt. Damit umfasste das bayerische LEADER-Gebiet 86 % der Landesfläche und 58 % der Bevölkerung. Rund 126 Millionen Euro an EU- und Landesmitteln standen für die Projekte zur Verfügung. Die Erfolge des bisherigen LEADER-Programms sind seit 2001 überall in den Regionen Bayerns sichtbar und erlebbar.
 
Im Mittelpunkt stehen bei LEADER die lokalen Aktionsgruppen (LAGs). Hier arbeiten Kommunen, Vereine, Verbände, Unternehmen und Privatpersonen zusammen, um ihre Region aktiv zu gestalten. In Bayern sind die LAGs für alle Interessierten offen und als Vereine organisiert. Sie erstellen die Lokale Entwicklungsstrategie (LES) für ihre Region und setzen sie auch um – einschließlich der Entscheidung über die Projektauswahl. Diese professionellen Beteiligungsstrukturen in den LAGs gehören zu den besonderen Stärken von LEADER. Sie ermöglichen eine breite Einbindung der Akteure und Aktivitäten vor Ort sowie auf die regionalen Bedürfnisse ausgerichtete Strategien und Projekte.
 
Bildunterschrift:
Auch kleinere Gemeinden wie Holzkirchen können von EU-Fördermitteln profitieren, wenn sie sich in einer Allianz für das Programm LEADER bewerben. Das soll jetzt im südwestlichen Landkreis vorangebracht werden und die Bürgerinnen und Bürger sind aufgerufen, Ideen einzubringen.
 
Foto: Jan Schäfer

Tüm dünya ile birlikte ‘bu günleri de mi görecektik’sorusunu sıkça sordurtan bir yılı geride bırakıyoruz. Hepimizin kendisine göre bir tahmini veya beklentisi varsa da gireceğimiz yılın neleri getireceği ve başımızdaki salgının nasıl biteceği konusunda kafamız bir hayli karışık. Uzayda istikbal arayan günümüz insanlığı, hala nasıl meydana geldiği tartışmalı bir virüsle baş edememesi ile tarihe geçecektir.

İnsanlığın uğradığı felaketler, ister mahalli ister global düzeyde olsun her şeyden önce kafamızı ellerimizin arasına alıp düşünmeye, neleri yanlış yaptığımızı bulmaya ve yapmamız gereken doğrulara yönlendirmiyorsa bir sonraki yıkımın sıkıntılarını çekmeyi göze alıyoruz demektir. Ne yazık ki dünyamız birçok yönü ile böyle bir görüntü sergilemektedir. Bu görüntü gelebilecek muhtemel felaketlerin, yaşananları aratacağı ihtarını vermektedir.

RANT ELDE EDİLECEĞİ DÜŞÜNCESİ

Bütün insanlığı tehdit eden salgına karşı topyekun karşı durulması ve ortak mücadele verilmesi gerekirken dünya nimetlerinden en çok yararlanan ve dünyanın gidişatında en çok pay sahibi olanlar, salgını gezegenimiz üzerinde hakimiyet tesis etme ve tahakkümlerini pekiştirme fırsatına dönüştürme çabasına giriştiler. Çaresizlik içerisinde çırpınan insanların ve kitlelerin feryatları, kazanç hırsı ile yanıp tutuşan kesimlerin vaveylaları arasında duyulmaz oldu, istatistik değere dönüştü. ‘Belki bir çare buluruz’ diye uğraşan ilim insanlarının gayretleri bile hangi derde deva olacağından ziyade buluşlarla ne kadar para kazanılacağı, kimlerin köşeyi döneceği, hangi ülkenin ne kadar rant elde edeceği ölçülerine indirgendi. 

İnsanlık tarihinde görülmemiş şekildeki insan sağlığını rant kaynağına dönüştürme hırsı, içinde cebelleştiğimiz şok durumunu atlattığımızda yeni bir medeniyet arayışını hızlandıracaktır. Geleceğin dünyasının ancak temelinde, merkezinde ve hedefinde insan olan bir anlayış üzerinde inşa edilmesi keyfiyeti, kendisini bütün ağırlığı ile şimdiden göstermektedir. Yönelimlerimizin, kazanç sağlamak için ihtiyaç haline getirilen alanlar yerine temel ihtiyaçlarımızın sağlıklı ve sürekli karşılanması gayesine matuf hale getirilmesi mecburiyeti artık tüm çıplaklığıyla kendisini hissettirmektedir. Sağlıklı insan ve sağlıklı toplumların yaşayamadığı bir dünyada ilerilik, kalkınmışlık göstergesi gibi sunulan hiçbir şeyin anlamının olmayacağı açıktır.

VİCDANLI BİR ZİHNİYETE TERK ETMELİ

Hastalığı fırsat, hastaları müşteri gibi gören günümüzdeki hakim zihniyet, yerini daha insani ve vicdanlı bir zihniyete terk etmek zorundadır. Bu yola, sıkıntıları katlanarak artan insanlığın patlama noktasına gelmesini beklemeden girilmesi gerekmektedir. Bunalımların şiddetinin arttığı dönemlerde insanların ve toplumların kafalarına üşüşen fikirlerin daha ziyade ekstrem, daha çok problem üretme potansiyeline sahip, tepkisel arayışların ürünü olduğu bilinmektedir. O sebeple böyle bir uç noktaya varılmadan dünyamızın sakinleşmesi, insanlığın rahatlaması ve doğru bir istikamete yönelmesi herkesin yararınadır. Elbette bunu öncelikle düşünmesi gerekenler ipleri ellerinde tutanlardır. Ancak yaşanan felaketlerin katlanarak artmasından adeta bayram eden çıkarcı egoist çevrelerin de bunlarla birlikte olduğu bilinmektedir. Felaketlerin çıkması ve yayılmasında, önlenmemesi veya önlenememesinde asıl sorumlular ve bir suç söz konusuysa suçlular bu çevrelerin içindedirler. İnsanlığın karşılaştığı çözümü en zor kısır döngü kendisini bu noktada göstermektedir.

Tüm bu karanlık tabloya rağmen insanlığın çıkış yolu veya yollarını bulacağına inanmak gerekmektedir. Halk arasında çokça söylendiği gibi hiçbir derdin dermansız kalmayacağına inanmak gerekmektedir. Tüm aykırı tutumlara rağmen insanlığın kendisine yakışan ve gerekli yörüngeye gireceğine inanmak gerekmektedir. Tabii tüm yapılacakları sadece başkalarından talep etme ve bekleme yerine ‘ben de yapabilirim’ şuuru ile her birimizin üzerine sorumluluk alması kaçınılmazdır. Bu duygu ve düşüncelerle 2021 yılınızın hem özelde hem de insanlık ölçeğinde sıkıntıların aşıldığı, yeni dertlerin üretilmediği, güzel, aydınlık, sağlıklı, huzurlu, barış içerisinde bir yıl olmasını temenni ederim.