Aytürk

Aytürk

Avrupa Türkleri ile 2000 yılından beri beraberiz. Türk toplumunun gelişme sürecinden sürekli haberdar olmak için bizi takip edin...

 

Anlässlich des Internationalen Frauentags am 8. März veranstaltete die Gleichstellungsstelle des Landratsamts Würzburg mit Unterstützung des Zonta Club Würzburg Electra einen Malwettbewerb unter dem Motto „WonderWoman“.

 

Die gleichnamige Comicfigur mit dem ausgeprägten Gerechtigkeitssinn stand Patin für das Motto des Wettbewerbs. Die Viertklässlerinnen und Viertklässler in den Grundschulen hatten dabei die Aufgabe, ihre ganz persönliche, reale „WonderWoman“ darzustellen. Die Jury, bestehend aus Landrat Thomas Eberth, der kommunalen Gleichstellungsbeauftragten des Landkreises Würzburg Carmen Wallrapp und dem Team der Gleichstellungsstelle, kürte in diesem Jahr zwei Schülerinnen und einen Schüler der Grundschule Rimpar zu Siegerinnen und Sieger.

 

Gerechtigkeit und Gleichberechtigung zwischen Männern und Frauen zu schaffen, ist eine der wichtigsten Aufgaben unserer Zeit, führte Carmen Wallrapp aus. Mit Malwettbewerben wie diesem rege man die Fantasie der Kinder an und ermutige sie, sich Gedanken über ihre eigene, ideale Welt zu machen. Dieser kreative Prozess fördert nicht nur die Leistungen und den Mut vieler Frauen zutage, sondern ist langfristig die Basis dafür, die Gesellschaft zu beflügeln und zum Positiven zu verändern.

 

Landrat Thomas Eberth freute sich über die große Beteiligung an dem Künstlerwettbewerb und überbrachte persönlich die Gratulation samt Urkunden und Buchpreisen für die Teilnehmerinnen und Teilnehmer. „Starke Frauen im Beruf, Mütter, die beste Freundin: Ohne diese und viele weitere Superfrauen würde unsere Welt nicht funktionieren“, erklärte der Landrat. Er beglückwünschte die beiden Siegerinnen und den Sieger zu ihren kreativen Beiträgen und dankte auch den Lehrerinnen, die den Nachwuchs zur Teilnahme animiert hatten.

 

 

Bildunterschrift:

 

Die Gewinnerinnen und der Gewinner des Malwettbewerbs „WonderWoman“ 2024 sind Landkreissiegerin Julia Reusch (vorne, Mitte) und die beiden Schulsieger Sarah Knopp (vorne, links) und Milan Schäffner (vorne, rechts). Bei der Siegerehrung gratulierten (hinten, von links) die Lehrkräfte Heidi Kirchhoff und Susanne Veigel, Ingrid Schnug vom Zonta Club Würzburg Electra, Landrat Thomas Eberth, Bürgermeister Lothar Weidner, die kommunale Gleichstellungsbeauftragte des Landkreises Würzburg Carmen Wallrapp sowie Lehrerin Petra Held und Rektorin Sabine Schneegold.

 

Foto: Christian Schuster

Die Mitgliedsvertreter haben die Beiratssitzung der ARGE Kreisentwicklung Landkreis Kelheim (KEK) im Februar genutzt, um auf die jeweiligen Aktivitäten im vergangenen Jahr zurückzublicken und ihre Schwerpunkte für das Jahr 2024 zu präsentieren. Die Maßnahmen und Projekte der Mitglieder im Einzelnen:

 

Zentrum für Chancengleichheit

  • Inklusion: Teilnahme an der 2. Inklusiven Job-Messe in Regensburg
  • Senioren: Durchführung des Silversurfer-Projekts (Digitalisierung von Senioren)
  • Gleichstellung: Erster Runder Tisch zum Thema „Häusliche Gewalt“
  • Integration: Verleihung des Integrationspreises im September
  • Gesundheitsregionplus: Konzeption von Aktionen im Rahmen des StMGP-Präventionsschwerpunkts „Frauengesundheit“
  • Ehrenamt: Vereinstag im Landkreis im November

 

Wirtschaftsförderung

  • Existenzgründung: Durchführung der sechsteiligen Seminarreihe UnternehmerSchule
  • Standort & Netzwerk: Umsetzung der Projekte „Innovation Valley“ und „Open Regional Campus“
  • Unternehmensservice: Durchführung des Wirtschaftsempfangs im Juni

 

Öko-Modellregion

  • Auftaktveranstaltung der Öko-Modellregion Landkreis Kelheim im Juni
  • Ganzjährig: Umsetzung erster Projekte, die in Projektgruppen erarbeitet werden

 

Regionalmanagement

  • Projektmaßnahmen im Bereich Siedlungsentwicklung: Umsetzung von Maßnahmen im Alltags- und Freizeitradverkehr, Walk-Your-City, Roboat
  • Projektmaßnahmen im Bereich Wettbewerbsfähigkeit: Bildungsfahrten MINT, Stärkenorientierte Berufsorientierung, Netzwerktreffen und Seminarreihe zum Thema Betriebliches Gesundheitsmanagement, Ferienprogramm Handwerk und Handwerksoffensive

 

Kreisarchäologie

  • Archäologietage am Donau-Gymnasium Kelheim
  • Führungen in Langquaid und Weltenburg
  • Fachliche Unterstützung der Museen am Donau-Limes

 

 

Landschaftspflegeverband Kelheim VöF e.V. mit LEADER

  • Die Maßnahmenfläche des VöF ist mittlerweile auf über 400 Feldstücke angewachsen, zudem kommen Heckenpflege- und Pflanzmaßnehmen. Diese werden mit ca. 130 Landwirten realisiert.
  • Das Donautal-Projekt wurde mit einem Budget von rund einer Mio. € abgeschlossen, weitere Großprojekte wie das Labertal- oder das Biotopverbund-Projekt Mainburg sind in der Umsetzung. Zudem erfolgte im Donau- und Altmühltal der Start eines Förderprojektes des Bayerischen Naturschutzfonds mit dem Schwerpunkt Hüteschäferei und Weidelandschaften.
  • LEADER – erste Projekte der neuen Förderperiode mit 1,8 Mio. € werden eingeleitet: Umsetzung des Solarpotentialkatasters Landkreis Kelheim und des PumpTracks in Saal an der Donau

 

Tourismusverband Landkreis Kelheim e.V.

  • Jurasteig LEADER-Kooperationsprojekt
  • Umsetzung der Wander-Offensive
  • Neuausrichtung Print-Produkte
  • Workshops Nachhaltigkeit
  • Inklusive Radltour

 

MDK-Schifffahrt-Altmühltal e.V.

  • Einzelinspektionen der Schiffsanlegestellen von Kelheim bis Berching
  • Unterstützung von touristischen sowie ökologischen Projekten an der Wasserstraße
  • Diskussion über die mögliche Nutzung von Flusswärmepumpen als klimafreundlicher Energielieferant

 

„Aufgabe der Kreisentwicklung ist es, die Entwicklung der Region zu koordinieren. Mit Hilfe dieser zielgerichteten Projekte möchten wir unsere Heimat für die Zukunft aufstellen.“

Landrat Martin Neumeyer,

Vorsitzender KreisEntwicklung Landkreis Kelheim

 

Die KreisEntwicklung (KEK) ist ein Zusammenschluss aus Vertretern des Landkreises Kelheim, der die Aufgabe verfolgt, die Entwicklung der Region zu koordinieren und diese zielgerichtet auch in übergreifenden Projekten aus den Bereichen Wirtschaft, Soziales, Tourismus, Natur und Kanalschifffahrt voranzubringen.

 

Annemin babannesinin anlatısıdır: “Kocam, savaştan bir İngiliz atı üzerinde ağır yaralı geldi. Yedi yerinde yarası varmış. Bir kaç hafta  evde kendini bilmez yattıktan sonra da öldü. Öldüğünde, oğlum 2 buçuk yaşındaydı. Zaten başka çocuğum da yoktu. Ben 20 yaşıma yeni girmiştim. Oğlumu tek başına büyüttüm. Zaten memlekette hemen hemen hiçbir kadın benden farklı değildi. Bağda bahçede kadınların çalışmasından, hayvanı haşatı kadınların gütmesinden geçtim, cenazeleri bile kadınlar kaldırırdı çoğu zaman. Çünkü genç erkekler savaştaydı. Kalanlar yaşlılar, çocuklar...

Yalnızdım, bütün işlere koşmak beni yoruyordu. O yüzden oğlumu 18 yaşına gelir gelmez evlendirdim. Gelin bize hem can yoldaşı, hem de yardımcı olacaktı. Aradan bir süre geçti, oğlumu askere çağırdılar. Ben askere gitmesinden değil de savaşa gitmesinden korkuyordum. Komutana gittim, durumu anlattım. Tek oğlum olduğunu, onu savaşa göndermeyeceğimi söyledim. Komutan dinledi, düşündü, ‘senin oğlana ayırım yapamayız, tüm Türk evladı gibi o da askerlik yapacak ama bir fikrim var’ dedi. ‘Oğlunun askerliğini Akşehir’e verelim. Bağında bahçende ne varsa topla, ekmek, erişte, tarhana, bulgur neyin varsa hazırla. Haftada bir gün gelsin, kalsın, ertesi gün de senin hazırladıklarını askerlere götürsün.’ Biz Yalvaç’tayız, Yalvaç- Akşehir arası çok uzak değil. Bu teklif hoşumuza gitti. İki at ve bir asker arkadaşıyla gelip, hazırladıklarımızı alıp götürecekti. Oğlum  gelmeden biz komşularla toplanarak, teknelerce ekmekler, börekler yapıyor, makarna kesiyor, peynirler, meyveler, sebzeler hazırlıyorduk. Bunlar heybelere dolduruluyor, askerlerimize gönderiliyordu. Bu durum dört sene sürdü ama biz hiç yüksünmeden, seve seve hazırlardık. Evladımın gelmesi büyük bir nimet, bizim askerlerimize, ordumuza küçük de olsa katkıda bulunmamız daha büyük nimetti...”

 

Başa dönüp, sırayla gidelim. Öncelikle savaşta ağır yaralanan birinin, Anadolunun en ücra köşesindeki evine getirilmesine... Burada eşim Prof. Dr. Ata Atun’un yazısından bir alıntı yapayım; “ABD ordusundaki araştırmacılar tarafından 1950-53 yılları arasında yer alan Kore Savaşı ile ilgili bir araştırma raporu, bu savaşta yer almış, kod adı olan ‘Şimal Yıldızı’ olan bir Tugayı anlatıyordu.

Rapor, ‘ABD ordusundaki kayıpların, Şimal Yıldızı adlı tugayın kayıplarından neden daha fazla olduğu’ ile ilgiliydi.

Raporun sonuç kısmı beni çok etkilemişti. Sonuç bölümünde özetle ‘ABD ordusunun yaralı askerleri, hastaneye yeni bir yaralı asker gelince onu dışlamakta ve yardımcı olmamaktaydılar. Buna karşın Şimal Yıldızı adlı tugaya ait seferi hastaneye tugayın yaralı bir askeri gelince diğer yaralılar hemen onu aralarına alıyorlar, yemiyorlar yediriyorlar, içmiyorlar içiriyorlar, ilacını tam saatinde verip, her tür temizliğini yapıyorlar, hayatta kalabilmesi için de elden geleni yapıyorlardı’ diyordu. Anladığınız üzere ‘Şimal Yıldızı’, Türk ordusuna ait kahraman tugayın kod adıydı.”

Bu bize ait bir haslet. (Batı mentalitesinin ala daha yaralıları vakit kaybı olmasın diye ölüme terk ettiklerini biliyoruz.) Yaralı, hem de iyileşmesi mümkün görünmeyen ağır yaralı bir askeri evine getirmek, onun memkeletinde bir mezarı olmasına vesile olmak... Eminim büyük dedem gibi bir çok ağır yaralıyı da imkanlar dahilinde evlerine ulaştırdılar, aileleriyle vedalaşma fırsatı verdiler.

 

Gelelim Türk kadınının fedakarlıklarına; Dedelerimiz Çanakkale Savaşı sürecinde; cephede erkekle omuz omuza düşmana karşı savaşırken cephe gerisinde de ninelerimiz her türlü desteği verdi. Milli mücadelede Türk kadını, askerler için kılık-kıyafet ihtiyacının karşılanmasında, yiyecek içecek tedarikinde büyük yararlılıklar gösterdi. Başta Çanakkale Cephesi olmak üzere Kurtuluş Savaşı’nın her aşamasında gönüllü olarak savaşa katıldı. Hemen her haneden bir kişinin cepheye gittiği köylerde geride kalanlar da büyük ninemiz gibi cephedeki evlatları için seferber oldular.

 

Nitekim Çanakkale geçilmedi, bu destanlar yazıldı, bağımsız Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. Çanakkale zaferinin yıldönümünü kutladığımız bugünlerde bu anı da tarihe geçsin, Türk kadınının yaptıkları/yapacakları unutulmasın istedim zira bizler "Kara Fatma"nın, “Binbaşı Ayşe”nin, “Tayyar Rahmiye”nin, “Kılavuz Hatice”nin, “Asker Saime”nin, “Hacaba Nine”nin torunlarıyız.

 

Not: Annemin babaannesi Hacaba nine, (gerçek adı Hatice) vefat ettiği 95 yaşına kadar dedemlerle yaşadı. Oğluna çok düşkündü. Oğlu yorulacak, hasta olacak diye hiçbir iş yaptırmak istemezdi. Sabah ezanıyla birlikte bahçeye, tarlaya gidileceğinde oğlunu değil, gelinini uyandırır, geliniyle giderdi ancak kendisi de en az gelini kadar çalışırdı. Gelini (anneannem) bundan şikayetçi olmadığı gibi, “sağolsun koca anam bağa bahçeye hep benle geldi, benden çok çalıştı” diye minnet duyardı. Dedem rahmetlik de ömrünün sonuna kadar evin kadınları tarafından el üstünde tutulmanın keyfini sürdü.

 

 

 

 

18 Mart Çanakkale Zaferi'nin yıl dönümü Türkiye'nin dört bir yerinde çeşitli etkinliklerle kutlanıyor. Çanakkale Deniz Zaferi’nin 109’nci yıl dönümünde, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Çanakkale’yi geçilmez kılan tüm şehitlerimizi, kahramanlarımızı minnetle saygıyla anıyorum. Ruhları şad mekanları cennet olsun inşallah 
 
Çanakkale İçinde
 
Çanakkale içinde aynalı çarşı
Ana ben gidiyom düşmana karşı
Of gençliğim eyvah
 
Çanakkale içinde vurdular beni
Ölmeden mezara koydular beni
Of gençliğim vay
 
Çanakkale içinde bir uzun selvi
Kimimiz nişanlı kimimiz evli
Of gençliğim eyvah
 
Çanakkale içinde sıra söğütler
Oturmuş binbaşı asker öğütler
Of gençliğim vay
 
Çanakkale içinde aynalı pazar
İngiliz'inen Fransız arayı bozar
Of gençliğim vay
 
Çanakkale üstünü duman bürüdü
On üçüncü fırka harbe yürüdü
Of gençliğim eyvah
 
Çanakkale içinde toplar kuruldu
Vay bizim uşaklar orda vuruldu
Of gençliğim eyvah
 
Çanakkale içinde kasap olur mu
Vurulan şehitler hesap olur mu
Of gençliğim eyvah
 
Çanakkale içinde bir dolu testi
Analar babalar umudu kesti
Of gençliğim eyvah
 
Evet dostlar, Çanakkale Savaşı, milletimizin 109 yıl önce bir BEKA sorunuydu, Var olma savaşıydı. Çanakkale savaşı, Anadolu kadınının kendi çocuklarını kendi elleriyle kınalayıp namus diyarına, Şehitler DİYARI olan Çanakkale’ye gönderdiği savaşın adıdır.
Yüreklerimizde sıcaklığını hâlâ hissettiğimiz Çanakkale Savaşı, kan deryasında milletimizin yeniden  diriliş destanıdır. Eğitimci Mustafa Malkoç hocamızın yazdığı “Çanakkale gecilmez” konulu makalesinde;
Çanakkale Savaşı” devleri devirerek devleşen kınalı koç yiğitlerin harman oluşudur. Çanakkale Savaşı, toprağın yanışı, zamanın bitişidir.
Çanakkale Savaşı, bu toprağın bedelinin körpecik bedenlerin kanlarıyla ödenerek VATAN haline getirilişidir. 
Çanakkale Savaşı bu asil milletin, millet olma vasfını tarihe altın harflerle yazdırışıdır. Çanakkale Savaşı, benliğinden ve kimliğinden koparılmaya, başkalaştırılmaya çalışılan ve bu yolla özgürlüğüne vurulmak istenen esaret zincirlerine karşı Anadolu'nun millî direncinin şahlanışıdır. Der ve şöyle devam eder.
Çanakkale Harbi ders çıkarma ve ibret alma savaşıdır. Bu nedenle, Çanakkale ruhunun gelecek nesillere aktarılması kutsal bir mirastır. Çanakkale ruhu bu millete her zaman lazım olacak manevi bir güç maddi bir kuvvet kaynağıdır. Çanakkale savaşının temellerine indiğimizi düşünürsek batılıların tarihin babası dedikleri İngiliz tarihçi Arnold Toynbee' nin şu sözleri Çanakkale Savaşı'nin temelini oluşturmaktadır. "Şayet tarih sahnesinden, Osmanlı'yı çekip alırsanız geriye ne kalır? Osmanlı olmasaydı bugün Kuzey Afrika, Balkanlar, Kafkaslar'ın batısı, Anadolu ve tabi Kudüs ve Constantinopolis Hristiyan ülkesi olacaktı. Ortadoğu ise İslamiyet adacıkları hâlinde azınlık dini olarak kalacaktı." 
İşte dostlar, Çanakkale Savaşı'nın özeti aslında budur.  
Bu savaş bu milletin birlik ve beraberliğinin zirvesi, düşmanların ise bin yıllık hayallerinin yıkılışıdır. Batılıların hayallerine en çok yaklaştığı bir sırada hedeflerini şaşırtan ve yakın şey ise bu asil milleti iyi tanıyamamaları ve Çanakkale ruhunu hesaba katamamalarıdır. İşte bu yüzden bizlerin Çanakkale Harbi'ni diri ve güçlü tutmamız gerekir. Dün o destan diyarında omuz omuza harp ederken akan aziz kanları birbirine karışıp kan kardeşi olan ve bugün hâlâ orda şehitliklerde yan yana yatan Diyarbakırlı Abdülkadir ile Denizlili Yusuf gibi, Mardinli Şehmuz'la, Vanlı İsmail gibi yaparak birlik ve beraberliğimizi yani Çanakkale ruhunu muhafaza etmemiz gerekir. Unutmamak lazım ki bu ruha çok çok ihtiyacımız var ve olmaya da devam edecektir. 
 Çanakkale ruhu bu gücü ve enerjiyi nerden alıyordu? Onun kaynağı da milletimizin 5000 yıllık kültürü, örf, adet, gelenek ve dini inançlarıdır.
Bu milletin 5000 senede geliştirip olgunlaştırdığı ortak değerleridir. Mehmetçiğimizin arkasındaki bu gerçek gücü, onu yenilmez yapan gücü düşmanları da anlamış ve şahit olmuşlardı.
 Bu milletin atası, ortak değerleri için, bizim canımız için kendi canını yarışırcasına veren bir atadır. Din kardeşliği, arkadaşlık dayanışması ve insan hakkına, hukukuna saygı da Çanakkale ruhunun temel taşlarındandır. O gün düğüne gider gibi körpecik vücutlarını seve seve kefensiz toprağa teslim eden bu bayrağın ve bu vatanın bedelini canlarıyla ödeyerek bize EMANET eden dedelerimizin bugün bizden beklediği bu şuur ve uyanıklıktır.
 Çanakkale ruhuna biraz daha yaklaşalım. Bu savaşta çocuklar da vardı. Lise talebeleri, üniversite ve medrese talebeleri, çelik çomak oynama çağındaki çocuklar bile bu vatan ve bayrak için ne bedeller ödediler. Bilecik İstasyonu'ndan kalkmak üzere olan kara trene gözü yaşlı analardan bir tanesi oğluna şu öğüdü veriyordu: "Hadi git Hüseyin'im, hadi git. Ama eğer bayrağımız göklerden inecekse, eğer minarelerden ezanlar susacaksa, eğer camilerin kandilleri sönecekse, eğer namusumuza yad eli değecekse öl de gelme Hüseyin'im. Gözüm görmesin seni. Sakın buralara dönme." Canının son yongasını cepheye ölümün üzerine gönderen gözü yaşlı bu ananın söylediği bu soğukkanlı nasihat gibi sözleriyle aslında köprüleri yakan ve gemileri batıran o titrek sesinin içinde Çanakkale ruhu yankılanmaktadır. Evladına bir tek seçenek sunan annenin dudaklarından dökülen kelimelerin içinde gizlidir Çanakkale ruhu. Çanakkale ruhu bayrağını, ezanını, Kuran'ını, namusunu evladına tercih ettiren işte bu asil ruhtur.
 Çanakkale savaşı diğer savaşlar gibi sıradan bir savaş değil, bu milletin var olma savaşıdır .Bu savaş Çanakkale ruhunun şahlanışıdır. Bu savaş Anadolu'nun ve bu sebeple de bütün Türk ve İslam dünyasının kapısının anahtarının kıyamete kadar bu millette olacağının ifadesidir. Bu savaş, bu toprakları, bize EBEDI  VATAN  yapmıştır. Çanakkele Savaşı ile son olması dileklerimizle Yeni Zellanda saldırısı gibi islam dünyasına yapılan tüm SİYONİST VE HAÇLI TERÖR SALDIRILARINI da dikkate aldığımızda  Çanakkale Ruhu canlı tutulmalı ve bu olayların ülkemizde hala bir BEKA sorununun varlığını hatırlattığı unutulmamalıdır.
Yine unutulmamalıdır ki birlik olduğumuzda yine  "ÇANAKKALE GEÇİLMEZ" olacaktır. İnşallah.
 

BERLİN (AA) - Almanya’nın başkenti Berlin’de Filistin’e destek gösterisi yapıldı.

Çeşitli Filistinli grupların düzenlediği "Filistin ile dayanışma gösterisi" kapsamında çok sayıda kişi Neukölln ilçesindeki Sonnenallee Tren İstasyonu'nun yakınındaki alanda toplandı.

Göstericiler daha sonra Filistin bayrakları taşıyarak Hermann Meydanı'na kadar yürüdü.

 

İsrail’in Gazze’ye saldırılarını protesto eden göstericiler, üzerinde "Gazze’deki soykırımı durdurun", "Kudüs Filistin’in başkentidir", "Ateşkes şimdi" ve "Filistin’e özgürlük" yazan döviz ve pankartlar taşıdı.

Bazı göstericiler Gazze’deki açlığa dikkati çekmek için tava, temsili bebek ve un torbalarıyla eyleme katıldı.

 

Polisin geniş güvenlik önlemleri aldığı gösteri Hermann Meydanı'nda yapılan konuşmalarla son buld

 

 

KÖLN (AA) - Almanya'nın Köln kentinde Türkler ve Almanlar, Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB) Genel Merkezi'ndeki iftar programında bir araya geldi.

DİTİB Genel Merkezi bünyesindeki Köln Merkez Camisi'nde düzenlenen iftar programına, sivil toplum kuruluşları ve dernek temsilcilerinin yanı sıra diğer dinlerin temsilcileri, iş, sanat, siyaset ve bilim dünyasından davetliler katıldı.

 

Kur'an-ı Kerim tilavetiyle başlayan iftar programında DİTİB Genel Başkanı Muharrem Kuzey, ramazan ayının dini ve sosyal hayatta çok önemli bir yeri olduğunu söyledi.

Kuzey, "Geçen yıl ramazan ayına Türkiye ve Suriye'de yaşanan şiddetli depremler damgasını vurdu. Küresel sempati bize birdenbire yıkım, ölüm, kayıp ve insanların çektiği acılar karşısında küresel bir topluluk olduğumuzu gösterdi. Kültür, din, dil, etnik köken ne olursa olsun birbirimize yardım eli uzattık, birbirimizin umudu ve güveni olduk." dedi.

 

Gazze ve Ukrayna'daki savaşlara dikkati çeken Kuzey, şunları kaydetti:

"Açlıktan ölen, yaralanan ve öldürülen insanların görüntüleri daha da travmatik. Özellikle ramazan ayı itibarıyla her insanın acısına karşı daha anlayışlı ve duyarlı oluyoruz. Savaş ve kriz bölgelerindeki insanlar için ramazan ayını hayal etmek bize azap veriyor. Bu nedenle küresel topluma, özellikle Gazze'deki savaşların sona erdirilmesi ve kriz bölgelerine yardım edilmesi için ellerinden gelen her şeyi yapmaları çağrısında bulunuyoruz. Küresel toplumu barışı ve ateşkesi müzakere etmeye ve çatışmanın taraflarını ortak çözümler bulmaya çağırıyoruz."

 
 
 
 
 
Almanya'da "Son Nesil" isimli örgütten iklim aktivistleri Berlin, Köln, Bremen, Leipzig, Karlsruhe, Freiburg, Stuttgart, Regensburg, Münih ve Rügen gibi birçok kentte eylem düzenledi. Kendi aralarında organize olup polise bildirmeden aniden eyleme başlamalarıyla bilinen "Son Nesil" aktivistleri Köln şehrindeki Eberplatz'da protesto gösterisi yaptı. Ellerinde dövizlerle yola oturan göstericiler caddeyi kapatarak bir süre araç geçişini engelledi. Daha sonra polis, yolları kapatan göstericilere müdahale ederek araç yolunu trafiğe açtı.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

İkinci Dünya Harbi’ndeki cürümlerinin psikolojisi ve tüm dünyanın baskısı altında Soğuk Savaşın bitimine kadar adeta barış havariliğine soyunan Almanya, üzerindeki işgal kalkıp bağımsız bir ülke haline gelmesinin ardından hızla eski savaşçı ruhuna dönme arzusunu açıkça ortaya koymaktan çekinmiyor. Gerek sivil güvenlik unsurlarının gerekse askeri kesimin son zamanlarda dillerine doladıkları ‘savaşçı ruh’ (Kampfgeist) söylemi ve beş yıl içerisinde büyük bir savaşa hazır olunması yolundaki beyanatlar bunu gösteriyor.

Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısıyla birlikte cephede aktif olma arzusunu ortaya koyan Almanya, Soğuk Savaşın ardından ortaya konan Almanya-Rusya saldırmazlığı ve dostluğu düşüncesinden hızla uzaklaştı. Avrupa’da kalıcı bir barışın ön şartının Almanya-Rusya ittifakından geçtiğine dair tezler bir kenara itildi. Rusya’nın başındaki yeni Çar Putin’in haddi aşan dengesiz davranışlarının ortaya çıkardığı istikrarsızlık ortamında Almanya tercihini sertlikten yana kullandı. Bu gelişmelerde ABD’nin karşı konulmaz baskısının belli bir rolü olmakla birlikte Alman diplomasisinin ve Avrupa’daki öncü rolünün bunlara karşı durabilecek gücü kendisine verdiği de bilinmektedir. Almanya’nın Rusya-Ukrayna savaşına bu derece angaje oluşu mecburiyetten ziyade şuurlu bir tercihin sonucudur.

Rusya-Ukrayna savaşında soyunduğu rol, Almanya’nın ‘kriz bölgelerinden uzak durma, müdahale etmeme, kriz bölgelerine silah ve mühimmat göndermeme’ prensibini bir tarafa bırakmasını sağlamıştır. Öte yandan Almanya, ‘saldırıya uğrayanın yanında olma’bahanesiyle bizzat krizin bir tarafı olmaktan çekinmemiştir. Bu bahane, Almanya’nın diğer kıtalarda da daha agresif bir tutum takınmasının yolunu açmıştır. Asya’da, Afrika’da ve dünya denizlerinde bugüne kadar Birleşmiş Milletler veya NATO görevi çerçevesinde askeri faaliyetlerde bulunan Almanya, artık kendi milli menfaatleri doğrultusunda hareket edeceğini ortaya koymuştur. Bunun en açık örneklerini, Afrika’da Fransa’nın çekilmek zorunda kaldığı bölgelerdeki varlığını sürdürmek için gösterdiği aşırı çabalarda görmekteyiz.    

Gazze’de yaşananlar tüm dünyaya Almanya’nın başka bir yüzünü daha göstermiştir. Holokost’tan mahkûm bu ülke, aşırı sağcı ve apartheid bir yönetim altındaki İsrail’in Filistin halkına karşı sürdürdüğü ölçüsüz ve insafsız saldırıları kayıtsız şartsız desteklemiş, alkışlamış ve katliamların devamını sürekli şekilde teşvik etmiştir. Almanya, tüm barış ve ateşkes çağrılarına karşı çıkmıştır ve bu tutumunu ısrarla sürdürmektedir. Tüm bunları basit bir şekilde ‘kendisini affettirme’ maksatlı görmek mümkün değildir.

Dünyadaki ve ülkedeki ekonomik çalkantılar Almanya’nın üretim ve ihracattaki öncü rolünü fazla etkilememiştir. Halk enflasyon ve pahalılık konusunda sıkıntılar yaşasa da devletin ekonomik gücünü pekiştirmekte olduğu görülmektedir. Bunun dünya siyasetinde ve askeri alanlarda da neticelerinin görülmesi kaçınılmazdır. Mesele, ülkeyi yönetenlerin tercihlerini yıkım ve yokluk getirecek savaştan yana mı, yoksa huzur ve refah anlamına gelen barıştan yana mı kullanacaklarıdır. Görüldüğü kadarıyla bugünkü yönetim şahin rolünü üstlenmeyi ve ciddi şekilde ülkeyi beş yıl içinde Rusya ile filli bir savaşa hazır hale getirmeyi hesaplamaktadır. Aşırı silahlanmaya dönük çabalar bunu göstermektedir. Her ülkenin kendi savunması için gerekli hazırlıkları yapmasına kimsenin itirazı olamaz. Ancak Almanya’nın tarihi ne yazık ki olumsuz örneklerle doludur. Her şeye rağmen tarihten ders almasını bilen Alman halkının yeni bir çılgınlığa fırsat vermeyeceğine inanıyoruz.   

İkinci Dünya Harbi’ndeki cürümlerinin psikolojisi ve tüm dünyanın baskısı altında Soğuk Savaşın bitimine kadar adeta barış havariliğine soyunan Almanya, üzerindeki işgal kalkıp bağımsız bir ülke haline gelmesinin ardından hızla eski savaşçı ruhuna dönme arzusunu açıkça ortaya koymaktan çekinmiyor. Gerek sivil güvenlik unsurlarının gerekse askeri kesimin son zamanlarda dillerine doladıkları ‘savaşçı ruh’ (Kampfgeist) söylemi ve beş yıl içerisinde büyük bir savaşa hazır olunması yolundaki beyanatlar bunu gösteriyor.

Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısıyla birlikte cephede aktif olma arzusunu ortaya koyan Almanya, Soğuk Savaşın ardından ortaya konan Almanya-Rusya saldırmazlığı ve dostluğu düşüncesinden hızla uzaklaştı. Avrupa’da kalıcı bir barışın ön şartının Almanya-Rusya ittifakından geçtiğine dair tezler bir kenara itildi. Rusya’nın başındaki yeni Çar Putin’in haddi aşan dengesiz davranışlarının ortaya çıkardığı istikrarsızlık ortamında Almanya tercihini sertlikten yana kullandı. Bu gelişmelerde ABD’nin karşı konulmaz baskısının belli bir rolü olmakla birlikte Alman diplomasisinin ve Avrupa’daki öncü rolünün bunlara karşı durabilecek gücü kendisine verdiği de bilinmektedir. Almanya’nın Rusya-Ukrayna savaşına bu derece angaje oluşu mecburiyetten ziyade şuurlu bir tercihin sonucudur.

Rusya-Ukrayna savaşında soyunduğu rol, Almanya’nın ‘kriz bölgelerinden uzak durma, müdahale etmeme, kriz bölgelerine silah ve mühimmat göndermeme’ prensibini bir tarafa bırakmasını sağlamıştır. Öte yandan Almanya, ‘saldırıya uğrayanın yanında olma’bahanesiyle bizzat krizin bir tarafı olmaktan çekinmemiştir. Bu bahane, Almanya’nın diğer kıtalarda da daha agresif bir tutum takınmasının yolunu açmıştır. Asya’da, Afrika’da ve dünya denizlerinde bugüne kadar Birleşmiş Milletler veya NATO görevi çerçevesinde askeri faaliyetlerde bulunan Almanya, artık kendi milli menfaatleri doğrultusunda hareket edeceğini ortaya koymuştur. Bunun en açık örneklerini, Afrika’da Fransa’nın çekilmek zorunda kaldığı bölgelerdeki varlığını sürdürmek için gösterdiği aşırı çabalarda görmekteyiz.    

Gazze’de yaşananlar tüm dünyaya Almanya’nın başka bir yüzünü daha göstermiştir. Holokost’tan mahkûm bu ülke, aşırı sağcı ve apartheid bir yönetim altındaki İsrail’in Filistin halkına karşı sürdürdüğü ölçüsüz ve insafsız saldırıları kayıtsız şartsız desteklemiş, alkışlamış ve katliamların devamını sürekli şekilde teşvik etmiştir. Almanya, tüm barış ve ateşkes çağrılarına karşı çıkmıştır ve bu tutumunu ısrarla sürdürmektedir. Tüm bunları basit bir şekilde ‘kendisini affettirme’ maksatlı görmek mümkün değildir.

Dünyadaki ve ülkedeki ekonomik çalkantılar Almanya’nın üretim ve ihracattaki öncü rolünü fazla etkilememiştir. Halk enflasyon ve pahalılık konusunda sıkıntılar yaşasa da devletin ekonomik gücünü pekiştirmekte olduğu görülmektedir. Bunun dünya siyasetinde ve askeri alanlarda da neticelerinin görülmesi kaçınılmazdır. Mesele, ülkeyi yönetenlerin tercihlerini yıkım ve yokluk getirecek savaştan yana mı, yoksa huzur ve refah anlamına gelen barıştan yana mı kullanacaklarıdır. Görüldüğü kadarıyla bugünkü yönetim şahin rolünü üstlenmeyi ve ciddi şekilde ülkeyi beş yıl içinde Rusya ile filli bir savaşa hazır hale getirmeyi hesaplamaktadır. Aşırı silahlanmaya dönük çabalar bunu göstermektedir. Her ülkenin kendi savunması için gerekli hazırlıkları yapmasına kimsenin itirazı olamaz. Ancak Almanya’nın tarihi ne yazık ki olumsuz örneklerle doludur. Her şeye rağmen tarihten ders almasını bilen Alman halkının yeni bir çılgınlığa fırsat vermeyeceğine inanıyoruz.